-
101 für
1) ( zugunsten von) için;\für dich/mich senin/benim için;kann ich noch etw \für Sie tun? sizin için bir şeyler daha yapabilir miyim?;ich bin \für deine Idee düşüncenden yanayım;ich bin \für den Frieden barıştan yanayımsich \für etw entscheiden bir şey için karar vermek;\für sich ( allein) tek başına;das F\für und Wider lehte ve aleyhte2) ( im Verhältnis zu)er ist sehr groß \für sein Alter yaşına göre boyu çok uzun;das ist eine Sache \für sich bu kendi çapında bir iş, bu başlı başına bir iş3) ( zeitlich) için;\für einige Wochen birkaç haftalığına [o hafta için];ich gehe \für zwei Jahre ins Ausland iki yıllığına [o yıl için] yurt dışına gidiyorum;\für immer ilelebet;\fürs Erste ilk başta4) Jahr \für Jahr yıldan yıla;Tag \für Tag her Allahın günü;Schritt \für Schritt adım adım;Wort \für Wort kelimesi kelimesine5) ( wegen) için;ich \für meine Person benim için, bana göre, kendi payıma6) ( zum Zweck) için;ein Mittel \für Kopfschmerzen ( fam) baş ağrısı için ilaç;\für nichts und wieder nichts boşu boşuna7) ( anstelle von) yerine;ich bin \für ihn eingesprungen onun yerine geçtim;was verlangen Sie \für den Anzug? elbiseye ne istiyorsunuz?8) ( mit Fragepronomen)was \für eine Frage ist das? bu ne biçim soru?;was \für ein Pilz ist das? bu ne mantarı?;was \für eine komische Idee! ne komik bir düşünce!;aus was \für Gründen auch immer her ne sebepten olursa olsun -
102 ganz
ganz [gants]I adjmit \ganzer Kraft bütün gücüyle;die \ganze Zeit über bütün süre boyunca;die \ganze Wahrheit bütün gerçek;die \ganze Welt bütün dünya, dünya âlem;eine \ganze Zahl/Note tam sayı/nota;eine \ganze Drehung tam bir dönüş;eine \ganze Menge epeyce;eine \ganze Weile uzun bir süre;das dauert eine \ganze Weile bu oldukça uzun sürüyor;wo warst du denn die \ganze Zeit? bunca zaman neredeydin?;im G\ganzen und Ganzen war ich dreimal hier topu topu üç kere buradaydımetw wieder \ganz machen bir şeyi eski hâline sokmakdas Buch hat \ganze drei Euro gekostet kitap sadece üç euro tuttuII adv1) ( völlig) tam, tamamıyla;\ganz allein yapayalnız;das ist \ganz meine Meinung bu tam düşündüğüm gibi;das ist etwas \ganz anderes bu apayrı [o bambaşka] bir şeydir;\ganz und gar hiç de değil;\ganz im Gegenteil bilakis, tam aksine [o tersine];entweder \ganz oder gar nicht ya hep ya hiç;er ist \ganz sein Vater tıpkı babasına benziyor2) ( vollständig) tamamen;\ganz oder zum Teil tamamen veya kısmen;etw \ganz aufessen bir şeyi tamamen yiyip bitirmek;\ganz hinten/vorn en arkada/önde;\ganz wie Sie meinen/wünschen nasıl derseniz/arzu ederseniz;\ganz gleich, wie es ist nasıl olusa olsun;du hast \ganz Recht tamamen haklısın3) ( ziemlich) bayağı, oldukça;das gefällt mir \ganz gut bu bayağı [o oldukça] hoşuma gitti4) ( sehr) pek;\ganz klein pek küçük;ein \ganz klein wenig birazcık;\ganz viel pek çok -
103 Gefühl
Gefühl <-(e) s, -e> [gə'fy:l] ntohne \Gefühl hissiz;kein \Gefühl in den Fingern haben parmaklarında his kalmamak2) ( seelisch) his, duygu;das ist das höchste der \Gefühle ( fam) elimden başka bir şey gelmiyor, yapacağım başka bir şey kalmadı;sie erwiderte seine \Gefühle nicht duygularını yanıtlamadı;sich von seinen \Gefühlen hinreißen lassen hislerine kapılmak, duygusal davranmakein \Gefühl als ob... sanki... imiş gibi (içinde) bir his olmak;etw im \Gefühl haben içinde bir his olmak, bir şeyi hissetmek2) ( Sinn) duygu;ein \Gefühl für Gerechtigkeit/Schönheit adalet/güzellik duygusu -
104 Grund
1. kein pl1) ( Erdboden) arazi;\Grund und Boden arsa;jdn in \Grund und Boden reden birinin lafını ağzına tıkamak;sich in \Grund und Boden schämen yerin dibine geçmek2) ( eines Gewässers) dip;auf \Grund laufen karaya oturmak;im \Grunde ( genommen) aslında, esasen;zu \Grunde gehen batmak, mahvolmak;jdn/etw zu \Grunde richten bir kimseyi/şeyi mahvetmek3) ( Grundlage) temel, esas, zemin, taban;von \Grund auf temelinden;etw zu \Grunde legen bir şeyi esas almak;zu \Grunde liegen esas olmakes besteht kein \Grund zur Klage yakınmak için hiçbir neden yok;aus gesundheitlichen Gründen sağlık nedeniyle;ohne \Grund nedenli nedensiz, neden olmadan, sebepli sebepsiz, sebep olmaksızın;ohne jeden \Grund hiç yoktan, hiçbir sebep yokken;auf \Grund von dayanarak, müsteniden; ( wegen) nedeniyle, sebebiyle, yüzünden, dolayısıyla;strafmildernde Gründe hafifletici sebepler -
105 gut
gut <besser, am besten> [gu:t]I adj1) ( allgemein) iyi;ein \guter Freund iyi bir dost;\gute Besserung! acil şifalar dilerim!, geçmiş olsun!;er ist in Mathe sehr \gut mathematikte çok iyi;das ist ja alles \gut und schön, aber... ( fam) bunların hepsi iyi hoş, ama...;G\gut und Böse auseinanderhalten iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etmek;die G\guten und die Bösen iyiler ve kötüler;findest du Strandurlaub \gut? plajda izin yapmayı iyi buluyor musun?;lassen wir es damit \gut sein ( fam) bu meseleyi kapatalım artık2) ( Mensch) iyi;sei so \gut und... bir iyilik yapıver de...;\gut zu jdm sein birine karşı iyi davranmak3) ( richtig) iyi, doğru4) ( nützlich)wer weiß, wozu das \gut ist? kim bilir, bu ne işe yarar?das ist \gut gegen Husten bu öksürüğe karşı iyi gelir6) ( vorteilhaft) iyi, yararlı, avantajlı7) ( angemessen) iyi, yerinde;er hat \gute Laune keyfi yerinde;8) ( reichlich) iyi, bol;eine \gute Stunde tam bir saatII adv iyi;schon \gut! peki!, peki peki;das schmeckt \gut bunun tadı iyi;sein Geschäft geht nicht \gut işi iyi gitmiyor;etw \gut können bir şeyi iyi yapabilmek;er hat es dort \gut orada durumu iyi;\gut so! iyi böyle!;\gut gemacht! iyi yaptın!;du bist \gut! âlemsin!, ömürsün!;das kann \gut sein olabilir;so \gut wie nichts ( fam) neredeyse [o hemen hemen] hiçbir şey;mach's \gut! kendine iyi bak!;er stellt sich \gut mit dir, weil er dein Auto braucht seninle iyi geçiniyor, çünkü otona ihtiyacı var;du tust \gut daran, hier erst mal zu verschwinden iyisi mi, buradan önce bir yok ol -
106 halten
halten <hält, hielt, gehalten> ['haltən]I vi2) ( festsitzen) tutmak3) ( widerstandsfähig sein) dayanıklı olmak, sağlam olmak;Sport hält jung spor insanı genç tutarzu jdm \halten birini tutmakII vt1) (fest\halten) tutmak;die Beine ins Wasser \halten bacaklarını suya tutmak;etw offen \halten (a. fig) bir şeyi açık tutmak;halt den Mund! ( fam) çeneni tut!2) (zurück\halten) tutmak (auf\halten); durdurmak; sport tutmak3) ( besitzen) sahip olmak (-e)ein Land besetzt \halten bir ülkeyi işgal altında tutmaksein Wort \halten sözünü tutmak, sözünde durmak;was man verspricht, muss man auch \halten verilen söz tutulur6) ( gestalten)das Zimmer ganz in Weiß \halten odayı bembeyaz yapmak7) ( erachten)etw/jdn für etw \halten bir şeyi/kimseyi bir şey sanmak;jdn für blöd \halten birini enayi yerine koymak;etw für gut/richtig \halten bir şeyi iyi/doğru bulmak;ich halte ihn für ziemlich intelligent onun oldukça zeki olduğunu sanıyorum;viel/nichts von jdm \halten birini gözü çok tutmak/hiç tutmamak;wofür \halten Sie mich? beni ne sanıyorsunuz?;was \halten Sie davon? buna ne diyorsunuz?III vrsich \halten2) ( sich orientieren) tutmak (an -);\halten Sie sich links/Richtung Norden solu/kuzey yönünü tutunuz;sich an die Regeln \halten kurallara uymak3) (fest\halten) tutunmak; (sich aufrecht \halten) kendini dik tutmak;sich auf den Beinen \halten kendini ayakta tutmak -
107 hoch
hoch <höher, am höchsten> [ho:x]I adjdas ist drei Meter \hoch bunun yüksekliği üç metredir;ein hohes Amt yüksek bir makam;ein hoher Beamter yüksek mevkiide bir memur;im hohen Norden uzak kuzeyde;das hohe Haus yüksek ev;ein hohes Tier ( fam) önemli birisi;das ist mir zu \hoch ( fam) buna aklım ermez2) ( Ton) yüksek, incein hohem Alter sein ileri yaşta olmak; ( Geldstrafe) ağır;hohe Steuern ağır vergiler4) ( Bedeutung) önemli;hohe Ehre büyük şeref5) in hohem Maß büyük ölçüdeII adv1) ( nach oben) yukarı;Hände \hoch! eller yukarı!;\hoch hinauswollen ( fam) yükseklerde dolaşmak, gözü yükseklerde olmak;wenn es \hoch kommt ( fam) haydi haydi, olsa olsa2) ( in einiger Höhe) yüksek;\hoch am Himmel yükseklerde;\hoch oben yükseklerde;es geht \hoch her cümbüş var;\hoch pokern ( fig) yüksek oynamak;\hoch setzen yüksek bir yere oturtmaketw jdm \hoch anrechnen bir şeyden dolayı birini çok takdir etmek;etw \hoch und heilig versprechen ( fam) bir şeye yemin billâh ederek söz vermek4) math üs;drei \hoch sieben üç üssü yedi -
108 Idee
1) ( Einfall) fikir;gute \Idee! iyi fikir!;wie kommst du denn auf die \Idee? bu fikir nereden aklına geldi ki?;ich habe eine \Idee benim bir fikrim var;jdn auf die \Idee bringen, etw zu tun birinin aklına bir şey yapma fikrini getirmek;ich habe nicht die leiseste \Idee davon ( fam) onun hakkında en ufak bir fikrim yok;das ist bei ihm eine fixe \Idee bu, onda bir saplantıdır [o idefikstir], bu, onda sabit bir fikirdir3) philos ide, idea, düşünce -
109 leicht
leicht [laıçt]I adj1) ( an Gewicht) hafif;\leicht gekleidet sein hafif giyinmiş olmak;\leichte Kost hafif gıda;etw \leichten Herzens tun bir şeyi gönül ferahlığı ile yapmaketw mit \leichter Hand erledigen bir şeyi kolaylıkla yapmak;nichts \leichter als das! bundan kolay ne var ki!3) ( schwach) hafif;ein \leichter Regen hafif bir yağışII adver ist \leicht beleidigt o kolay gücenir;\leicht zerbrechlich kolay kırılır;\leicht zu bedienen kullanışlı, pratik;das passiert mir so \leicht nicht wieder bu kolay kolay benim başıma bir daha gelmez;so \leicht kriegt ihr mich nicht beni öyle kolay kolay yakalayamazsınız;\leichter gesagt als getan dile kolay2) ( gering) hafif;\leicht gesalzen hafif tuzlu;\leicht erkältet hafiften soğuk kapmış -
110 Licht
Licht <-(e) s, -er> [lıçt] ntışık;das \Licht anmachen/ausmachen ışığı açmak/kapamak, ışığı yakmak/söndürmek;das \Licht der Welt erblicken ( geh) dünyaya gözlerini açmak;sein \Licht ( nicht) unter den Scheffel stellen ( fig) o ( fam) meziyetlerini belli et(me) mek, fazla alçak gönüllülük göster(me) mek;\Licht in eine Sache bringen bir meseleye ışık tutmak, bir soruna açıklık getirmek [o kazandırmak];etw ans \Licht bringen bir şeyi açığa çıkarmak;etw ins rechte \Licht rücken bir şeyi düzeltmek; -
111 machen
machen ['maxən]I vt1) ( tun) yapmak, etmek;eine Bemerkung \machen bir söz etmek;einen Spaziergang \machen gezinti yapmak, yürüyüşe çıkmak;er macht mir den Garten benim için bahçeyi yapıyor; ( Kräuter) ufalamak;ich will es kurz \machen kısa keseceğim;wird gemacht! yapılacak!;gut gemacht! iyi yaptın!;ein Spiel \machen maç yapmakdas lässt sich \machen bu yapılabilir;was soll man \machen? ne yapalım?;da ist nichts zu \machen yapılacak bir şey yok;was \machen Sie beruflich? meslek olarak ne yapıyorsunuz?;was macht dein Bruder? ağabeyin [o erkek kardeşin] ne yapıyor?;lass mich nur \machen! bırak da ben yapayım!;mach's gut! ( fam) ( Abschiedsgruß) eyvallah!;warum lässt du das mit dir \machen? niçin bunu kendine yaptırtıyorsun?;ins Bett/in die Hose \machen ( fam) yatağa/donuna yapmakein Foto \machen fotoğraf çekmek;sie ließ sich beim Friseur/von einer Freundin die Haare \machen kuaföre/kız arkadaşına saçlarını yaptırdı;dafür ist er wie gemacht onun için biçilmiş kaftan3) ( Lärm) yapmak;Eindruck \machen izlenim bırakmak;einen Fleck auf etw \machen bir şeyin üzerini leke etmek;macht nichts! ( fam) ziyanı yok!, fark etmez!;was macht das schon? bu ne fark eder ki?das macht mich nervös/verrückt bu beni sinir/deli ediyor;jdm etw leicht \machen birine bir şeyde kolaylık göstermek;jdm das Leben zur Hölle \machen birinin hayatını zehir etmek;Joggen macht fit jogging insanı zindeleştirirwas macht das? bu, ne tutuyor?das macht zusammen 14 bunlar, birlikte 14 eder, hepsi 14 ederII vrsich \machensich hübsch \machen süslenmek;sich lächerlich \machen maskara olmak, kendini gülünç duruma düşürmek;sich beliebt \machen kendini sevdirmek ( bei -e);sich verständlich \machen derdini anlatmak;\machen Sie sich's bequem! rahatınıza bakın!3) ( passen)sich gut \machen iyi durmak4) ( beginnen)sich an die Arbeit \machen iş başı yapmak;sich auf den Weg \machen yola koyulmak5) ( sich bereiten)\machen Sie sich nur keine Umstände wegen mir! benim yüzümden zahmet etmeyiniz!;6) ( fam)sie macht sich nichts aus Eis dondurmadan hoşlanmaz -
112 mal
1) math kere, çarpı;zwei \mal zwei ist vier iki kere [o çarpı] iki dört edernoch \mal bir daha;erst \mal ilk kez;denk doch \mal scharf nach! kafanı bir işletsene!warst du schon \mal hier? buraya hiç geldin mi?besuchen Sie mich doch \mal! beni bir ziyaret edin!sag \mal, stimmt das? söylesene, doğru mu bu?;er hat sie nicht \mal besucht onu bir kere olsun ziyaret etmedi;komm \mal her! gelsene buraya!;zeig \mal! göstersene!, göster bakayım! -
113 Rand
1) (a. fig) ( an Gefäß, Straße, Abgrund) kenar; (Tisch\Rand) kenar; (Stadt\Rand) kenar, kenar mahalleler pl;bis zum \Rand voll ağzına kadar dolu, ağız ağıza dolu;dunkle Ränder um die Augen haben gözleri halkalı olmak;etw am \Rande vermerken bir şeyi derkenar etmek2) typo kenar, marj3) ( fig); -
114 rein
rein [raın]I adj2) ( sauber) temiz, pak;etw \rein halten bir şeyi temiz tutmak;etw ins R\reine schreiben bir şeyi temize [o beyaza] çekmek;etw ins R\reine bringen bir şeyi halletmek;ein \reines Gewissen haben vicdanı pak olmak3) ( ohne Ausnahme) istisnasız;eine \reine Industriestadt istisnasız bir sanayii kentisie ist das \reinste Genie o, tam bir dâhidirII adv1) ( ausschließlich) sırfdas ist \rein unmöglich bu tamamıyla imkânsız;er hat \rein gar nichts getan hiçbir şey yapmamış -
115 reißen
reißen <reißt, riss, gerissen> ['raısən]I vi2) ( zerren) çekmek (an -den)II vt1) (zer\reißen) koparmak; ( in Fetzen) yırtmak, parça parça etmek;er riss den Brief in Stücke mektubu parça parça etti2) (weg\reißen, aus\reißen) koparmak ( aus -den); ( Lenkrad) kırmak; ( herausholen) çekip çıkarmak ( aus -den);er wurde aus dem Schlaf gerissen uykudan kaldırıldı3) ( ziehen) çekmek; (mit sich \reißen) çekip götürmek, sürüklemek;sie riss ihn zu Boden onu çekip yere düşürdü;jdm etw aus der Hand \reißen birinin elinden bir şeyi çekip almak;ich bin hin und her gerissen neye karar vereceğimi bilemiyorumetw an sich \reißen bir şeyi zorla almak, bir şeyi gaspetmek;das Gespräch an sich \reißen konuşmayı üstüne çekmek5) ( töten) parçalamak;der Wolf hat zwei Schafe gerissen kurt iki koyun parçaladıIII vrsich \reißen1) ( fam)sich um etw/um jdn \reißen bir şeyi/kimseyi elde etmeye çalışmak, bir şey/kimse için deli divane olmak2) ( sich befreien) kurtulmak;sie riss sich aus seiner Umarmung kollarının arasından kurtuldu -
116 schenken
schenken ['ʃɛŋkən]vt1) ( Geschenk) hediye etmek, armağan olarak vermek;jdm etw \schenken birine bir şeyi hediye etmek, birine bir şeyi armağan olarak vermek;einem Kind das Leben \schenken ( geh) çocuk doğurmak2) ( erlassen)jdm etw \schenken birine bir şeyi bağışlamak;das ist geschenkt! bu sudan ucuz!3) ( widmen)jdm Aufmerksamkeit/Liebe \schenken birine ilgi/sevgi göstermek;jdm Zeit \schenken birine vakit ayırmak -
117 sehen
sehen <sieht, sah, gesehen> ['ze:ən]wir \sehen uns morgen yarın görüşürüz;ich sehe das anders ben bunu başka türlü görüyorum;sich bei jdm \sehen lassen ( fam) birine görünmek, birine uğramak;lass dich ja nicht mehr hier \sehen ( fam) buralarda sakın bir daha görünme;kann ich mich so \sehen lassen? milletin karşısına böyle çıkabilir miyim?;so ge\sehen hast du natürlich Recht böyle bakıldığında tabii [o elbette] hakkın var;die Gefahr kommen \sehen tehlikeyi önceden görmek;hat man so was schon ge\sehen! ( fam) şimdiye kadar böyle bir şey görülmüş mü!gut/schlecht \sehen iyi/kötü görmek;du musst \sehen, dass du fertig wirst ( fam) bitirmeye bakmalısın;sie sieht sehr auf Äußerlichkeiten formalitelere çok bakar [o önem verir];nach jdm \sehen birine bakmak;wir kennen uns vom S\sehen birbirimizi görmüşlüğümüz var;sieh mal! bir baksana!;mal \sehen, ob das stimmt ( fam) bakalım bu doğru mu;du wirst schon \sehen ( fam) görürsün ne olacağını;siehe oben yukarıya bakınız;lass mal \sehen, was du da hast elindekini göster bakalım;siehste! ( fam) gördün mü! -
118 Tag
Tag <-(e) s, -e> [ta:k] mes wird \Tag gün ağarıyor [o doğuyor];jeden \Tag her gün;jeden zweiten \Tag günaşırı, iki günde bir;jeden dritten \Tag üç günde bir;zweimal am \Tag günde iki kez;am folgenden \Tag ertesi günü;den ganzen \Tag lang bütün gün boyunca;vor 5 \Tagen 5 gün önce;in 8 \Tagen 9 gün sonra;\Tag für \Tag günbegün;von einem \Tag auf den anderen bir günden ötekine;am helllichten \Tag güpegündüz;guten \Tag! iyi günler!;\Tag der offenen Tür kamuya açık gün;etw kommt an den \Tag bir şey ortaya çıkmak;ein Unterschied wie \Tag und Nacht sein (aralarında) dağlar kadar fark olmak;einen guten/schlechten \Tag haben günü iyi/kötü geçmek;in den \Tag hinein leben günü gününe yaşamak;etw zu \Tage fördern bir şeyi ortaya çıkarmak;es ist noch nicht aller \Tage Abend gün doğmadan neler doğar;man soll den \Tag nicht vor dem Abend loben ( prov) suyu görmeden paçaları sıvamamalı2) bergb;unter/über \Tage arbeiten yer altında/üstünde çalışmak -
119 veranlassen
veranlassen*vt1) jdn \veranlassen, etw zu tun birine bir şeyi yaptırtmak, birinin bir şeyi yapmasını sağlamak;Maßnahmen \veranlassen önlemler aldırtmakjdn \veranlassen, etw zu tun birine bir şeyi yaptırtmak, birinin bir şeyi yapmasına sebep olmak; -
120 versagen
versagen*I vi2) ( Mensch) başarı gösterememek;er hat bei der Prüfung versagt sınavda başarı kazanamadıII vtjdm etw \versagen birine bir şeyi esirgemek, birine bir şeyi yapmaktan [o vermekten] kaçınmak, birini bir şeyden yoksun bırakmak [o kılmak];das ist uns leider versagt geblieben bu maalesef bize kısmet değilmiş
См. также в других словарях:
bir — burum: (Ağdam, Bakı, Bərdə, Qazax, Şuşa, Tərtər) bir dəfə, bir qədər, bir az (“qaynamaq” feli ilə işlənir). – Qoy bir burum qaynasın, sora götü (Ağdam); – Bir burum qaynıyannan sora götürüf onu süzürsən (Şuşa) ◊ Bir çala (Qazax) – bir az, bir… … Azərbaycan dilinin dialektoloji lüğəti
bir — bir̃ (birr) interj. 1. pu, žir (kartojant nusakomas byrėjimas, riedėjimas): Bir̃ bir̃ bir̃ ir nubyrėjo visi obuoliai Kb. Bir̃ bir̃ bir̃ išbirėjo žirniai iš saujos Š. Bir bir nuo skardžio riedėjau, medeliai, girdi, riedant trakšt trakšt lūžo… … Dictionary of the Lithuanian Language
Bir Umm Fawakhir — … Deutsch Wikipedia
bir — bir·gus; bir·ken·head; bir·ke·nia; bir·lie·man; bir·ma; bir·ming·ham; bir·ne; bir·nirk; bir·rus; bir·sle; ka·bir·pan·thi; sa·bir; si·bir·ic; gam·bir; … English syllables
Bir-Hakeim — Cette page d’homonymie répertorie les différents sujets et articles partageant un même nom. Bir Hakeim est une oasis du désert de Libye, lieu de la bataille de Bir Hakeim en mai et juin 1942 au cours de laquelle la brigade française libre du… … Wikipédia en Français
Bir Bou Haouch — Ajouter une image Administration Nom algérien بئر بوحوش Pays Algerie !Algérie Wilaya … Wikipédia en Français
Bir Moghrein — بير مغرين Staat: Mauretanien Mauretanien … Deutsch Wikipedia
Bir Tawil — … Deutsch Wikipedia
Bir Mourad Raïs — Ajouter une image Administration Nom algérien بير مراد رائس Pays Algerie !Algérie … Wikipédia en Français
Bir-Hakeim (Métro De Paris) — Bir Hakeim Tour Eiffel … Wikipédia en Français
Bir-Hakeim (metro de Paris) — Bir Hakeim (métro de Paris) Bir Hakeim Tour Eiffel … Wikipédia en Français