Перевод: с немецкого на турецкий

с турецкого на немецкий

bizzat

  • 1 höchstpersönlich

    bizzat

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > höchstpersönlich

  • 2 persönlich

    persönlich [pɛr'zø:nlıç] adj
    1) ( allgemein) kişisel, şahsî;
    ein \persönliches Gespräch şahsî bir görüşme;
    etw \persönlich nehmen bir şeye alınmak;
    \persönlich werden şahsiyat yapmak, işi şahsiyata dökmek
    2) ( selbst) kendi, bizzat;
    der Minister \persönlich bakanın kendisi;
    ich \persönlich ben kendim;
    jdn \persönlich kennen birini bizzat tanımak;
    \persönlich erscheinen bizzat gelmek

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > persönlich

  • 3 höchstpersönlich

    höchstpersönlich adv bizzat kendisi

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > höchstpersönlich

  • 4 selber

    selber pron kendi(si), bizzat

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > selber

  • 5 überzeugen

    überzeugen <o -ge-, h>
    1. v/t ( jemanden von b-ni -e) ikna etmek, inandırmak
    2. v/r: sich überzeugen von (, dass) (-diğinden) emin olmak;
    sich selbst überzeugen bizzat görüp kanaat getirmek

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > überzeugen

  • 6 andere

    andere(r, s) pron
    1) ( verschieden) başka, ayrı, diğer, öteki, öbür;
    mit \anderen Worten yani, diğer bir deyişle;
    \andere Kleider anziehen başka giysi giymek, üstünü değiştirmek;
    ein \anderes Mal başka bir zaman;
    das ist etw \anderes bu başka [o ayrı] (bir) şeydir;
    kein \anderer başka hiç kimse;
    nichts \anderes als -den başka (hiç) bir şey;
    alles \andere als -den başka her şey;
    zum einen..., zum \anderen... bir yandan..., diğer yandan ise...;
    ich bin \anderer Meinung ben başka fikirdeyim;
    alle \anderen ötekilerin hepsi;
    es blieb mir nichts \anderes übrig yapacak başka bir şeyim kalmadı;
    es bleibt mir nichts \anderes übrig, als selbst hinzugehen oraya bizzat gitmekten başka çarem kalmadı;
    unter \anderem bunlardan başka;
    der eine oder \andere içlerinden biri;
    der eine..., der \andere... biri..., diğeri...;
    und vieles \andere mehr ve başka bir çok şey daha;
    es kam eins zum \anderen bir olayı başka bir olay izledi, olaylar arka arkaya geldi;
    jemand \anderes başka birisi;
    einer nach dem \anderen teker teker;
    eins nach dem \anderen sırayla;
    \andere Saiten aufziehen ( fig) gemini kısmak, sıkıya almak;
    sich eines \anderen besinnen fikrini değiştirmek
    2) ( folgend)
    von einem Tag auf den \anderen bir günden ötekine;
    am \anderen Morgen/Tag ertesi sabah/günü

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > andere

  • 7 bis

    bis [bıs]
    1) ( räumlich, zeitlich) kadar, değin, dek;
    von... \bis......den...e kadar;
    \bis wohin fahren Sie? nereye kadar gidiyorsunuz?;
    \bis Seite 30 sayfa 30'a kadar;
    ich habe \bis drei Uhr gewartet saat üçe kadar bekledim;
    von Freitag \bis Sonntag cumadan pazara kadar;
    von 9 \bis 11 Uhr saat 9'dan 11'e kadar;
    \bis morgen/Montag! yarın/pazartesi görüşmek üzere!;
    \bis bald/später! yakında/sonra görüşmek üzere!;
    \bis jetzt şimdiye kadar;
    \bis dahin oraya kadar;
    noch fünf Minuten \bis zur Pause araya beş dakika kaldı;
    Jugendliche \bis zu 18 Jahren 18 yaşına kadar gençler
    2) ( außer)
    \bis auf dışında, hariç;
    \bis auf ihren Bruder waren alle da erkek kardeşi dışında herkes oradaydı
    \bis zu -e yakın;
    \bis zu 50.000 Menschen passen in das Stadion stada [o stadyuma] 50.000'e yakın insan sığar
    das kostet zwei- \bis dreihundert Euro bunun fiyatı iki yüz ile üç yüz euro arasında;
    drei \bis vier Tage üç dört gün
    II konj (\bis zu einem Zeitpunkt) (-inceye [o -ene]) kadar;
    ich sage lieber nichts, \bis ich ihn persönlich kennen lerne onunla bizzat tanışıncaya kadar bir şey söylemesem iyi olacak;
    ich warte, \bis er zurückkommt o gelinceye [o gelene] kadar bekleyeceğim
    1) kadar, değin, dek
    2) ( spätestens) en geç

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > bis

  • 8 Erfahrung

    Erfahrung <- en> f
    öğrenme; ( praktische) deneyim, tecrübe;
    etw aus ( eigener) \Erfahrung wissen bir şeyi (bizzat) yaşamış olduğu için bilmek;
    etw in \Erfahrung bringen bir şeyi öğrenmek

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > Erfahrung

  • 9 Heimwerker

    Heimwerker(in) <-s, -; -nen> m(f)
    evinde onarım işlerini bizzat yapan (kimse)

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > Heimwerker

  • 10 höchstpersönlich

    bizzat

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > höchstpersönlich

  • 11 Leib

    Leib <-(e) s, -er> [laıp] m
    ( geh)
    1) ( Körper) beden, vücut;
    er schlotterte am ganzen \Leib bütün vücudu zangır zangır titriyordu;
    bei lebendigem \Leibe canlı canlı;
    etw am eigenen \Leibe erfahren bir şeyi bizzat yaşamak;
    jdm auf den \Leib rücken ( fam) birini sıkıştırmak;
    mit \Leib und Seele canla başla;
    sich dat jdn vom \Leibe halten ( fam) birini yanına yaklaştırmamak;
    sich dat jdn vom \Leibe schaffen ( fam) birini başından atmak;
    diese Rolle ist ihr wie auf den \Leib geschrieben bu rol onun için biçilmiş kaftan;
    einer Aufgabe zu \Leibe rücken bir görevi üstlenmek
    2) ( Bauch) karın;
    nichts im \Leib haben karnı aç olmak

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > Leib

  • 12 miterleben

    mit|erleben*
    vt yaşamak, geçirmek;
    etw selbst \miterleben bir şeye bizzat tanık olmak

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > miterleben

  • 13 überzeugen

    überzeugen*
    I vt ikna etmek ( von -e), inandırmak ( von -e); ( überreden) kandırmak ( von -e);
    ich bin ( davon) überzeugt, dass... (şuna) inanıyorum ki,...;
    er war sehr von sich dat überzeugt kendinden çok emindi
    II vr
    sich \überzeugen kanaat getirmek ( von -e), görüp ikna olmak;
    sich persönlich/mit eigenen Augen \überzeugen bizzat/kendi gözleriyle görüp ikna olmak;
    \überzeugen Sie sich selbst davon! inanmıyorsanız gidin, kendiniz görün!

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > überzeugen

  • 14 derselbe

    aynı
    eşi
    kendisi (bizzat)

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > derselbe

  • 15 dieselbe

    aynı
    eşi
    kendisi (bizzat)

    Deutsch-Türkisch Wörterbuch > dieselbe

См. также в других словарях:

  • bizzat — zf., Ar. bi ẕ ẕāt Doğrudan doğruya kendisi Vaziyeti yukardan ve bizzat takip etmek lazım geldi. Atatürk …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • bizzat — f. özü, şəxsən özü …   Klassik Azərbaycan ədəbiyyatında islənən ərəb və fars sözləri lüğəti

  • HÜSN-Ü BİZZAT — Kendisi bizzat güzel olan …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • MÜMTENİ-UN BİZZAT — (Mümteniatün bizzât) Varlığı, vücudu hiç bir şekilde mümkün olmayan. Zâtı itibariyle imkânsız olan …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • MUCİB-İ BİZZAT — İster istemez kendisi işi yapmaya mecbur olan. Serbest ve istediği gibi hareket edemeyen. (Meselâ: Güneş ışığının, güneşin kendi zâtının zaruri neticesi olması gibi …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • ASHÂB-I SUYÛF — Bizzat harbe iştirak edip kılıçları ile cihad edenler …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • BİL'ASALE — Bizzat. Kendisi. Eli ile. Başkasını vâsıta etmeden. Asâleti ile …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • BİNEFSİHİ — Bizzat, kendisi, kendisi ile …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • GAZVE — Din düşmanı olan cephenin üzerine taarruz. Muharebe. Cenk. Sefer. Din muharebesi. Gazve, gazivden alınmış olup cenk ve kıtal manasınadır. Düşmanla vuruşmak demektir. Siyer ıstılahında Gaza ve gazve tâbirleri Peygamber Efendimizin bizzat hazır… …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • HÜSN-Ü MÜCERRED — Gayr olsun olmasın bizzat güzel olan şey. Bazı âza veya çizgilerin mütenasib terkib ve tertibiyle hâsıl olan hüsün, hüsn ü mücerred değildir. Şartları zâil olsa, hüsün de zâil olur. Fakat, vücud, hayat, iman gibi varlıklar hüsn ü mücerreddir ve… …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • History of the Kurdish people — This article is part of the Kurdish history and Culture series Ancient history Corduene Kayusid Medieval history Shahrazur Shaddadid Rawadid Hasanwayhid Annazid Marwanid Hadhabani Hazaraspid Ayyubid Badlis Ardalan …   Wikipedia

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»