-
1 höchstpersönlich
bizzat -
2 persönlich
persönlich [pɛr'zø:nlıç] adj1) ( allgemein) kişisel, şahsî;ein \persönliches Gespräch şahsî bir görüşme;etw \persönlich nehmen bir şeye alınmak;\persönlich werden şahsiyat yapmak, işi şahsiyata dökmek2) ( selbst) kendi, bizzat;der Minister \persönlich bakanın kendisi;ich \persönlich ben kendim;jdn \persönlich kennen birini bizzat tanımak;\persönlich erscheinen bizzat gelmek -
3 höchstpersönlich
höchstpersönlich adv bizzat kendisi -
4 selber
selber pron kendi(si), bizzat -
5 überzeugen
überzeugen <o -ge-, h>1. v/t ( jemanden von b-ni -e) ikna etmek, inandırmak2. v/r: sich überzeugen von (, dass) (-diğinden) emin olmak;sich selbst überzeugen bizzat görüp kanaat getirmek -
6 andere
andere(r, s) pron1) ( verschieden) başka, ayrı, diğer, öteki, öbür;mit \anderen Worten yani, diğer bir deyişle;\andere Kleider anziehen başka giysi giymek, üstünü değiştirmek;ein \anderes Mal başka bir zaman;das ist etw \anderes bu başka [o ayrı] (bir) şeydir;kein \anderer başka hiç kimse;nichts \anderes als -den başka (hiç) bir şey;alles \andere als -den başka her şey;zum einen..., zum \anderen... bir yandan..., diğer yandan ise...;ich bin \anderer Meinung ben başka fikirdeyim;alle \anderen ötekilerin hepsi;es blieb mir nichts \anderes übrig yapacak başka bir şeyim kalmadı;es bleibt mir nichts \anderes übrig, als selbst hinzugehen oraya bizzat gitmekten başka çarem kalmadı;unter \anderem bunlardan başka;der eine oder \andere içlerinden biri;der eine..., der \andere... biri..., diğeri...;und vieles \andere mehr ve başka bir çok şey daha;es kam eins zum \anderen bir olayı başka bir olay izledi, olaylar arka arkaya geldi;jemand \anderes başka birisi;einer nach dem \anderen teker teker;eins nach dem \anderen sırayla;\andere Saiten aufziehen ( fig) gemini kısmak, sıkıya almak;sich eines \anderen besinnen fikrini değiştirmek2) ( folgend)von einem Tag auf den \anderen bir günden ötekine;am \anderen Morgen/Tag ertesi sabah/günü -
7 bis
bis [bıs]I präpvon... \bis......den...e kadar;\bis wohin fahren Sie? nereye kadar gidiyorsunuz?;\bis Seite 30 sayfa 30'a kadar;ich habe \bis drei Uhr gewartet saat üçe kadar bekledim;von Freitag \bis Sonntag cumadan pazara kadar;von 9 \bis 11 Uhr saat 9'dan 11'e kadar;\bis morgen/Montag! yarın/pazartesi görüşmek üzere!;\bis bald/später! yakında/sonra görüşmek üzere!;\bis jetzt şimdiye kadar;\bis dahin oraya kadar;noch fünf Minuten \bis zur Pause araya beş dakika kaldı;Jugendliche \bis zu 18 Jahren 18 yaşına kadar gençler2) ( außer)\bis auf dışında, hariç;\bis auf ihren Bruder waren alle da erkek kardeşi dışında herkes oradaydı3) ( nicht mehr als)\bis zu -e yakın;\bis zu 50.000 Menschen passen in das Stadion stada [o stadyuma] 50.000'e yakın insan sığar4) ( Zahlenangabe)das kostet zwei- \bis dreihundert Euro bunun fiyatı iki yüz ile üç yüz euro arasında;drei \bis vier Tage üç dört günII konj (\bis zu einem Zeitpunkt) (-inceye [o -ene]) kadar;ich sage lieber nichts, \bis ich ihn persönlich kennen lerne onunla bizzat tanışıncaya kadar bir şey söylemesem iyi olacak;ich warte, \bis er zurückkommt o gelinceye [o gelene] kadar bekleyeceğim1) kadar, değin, dek2) ( spätestens) en geç -
8 Erfahrung
öğrenme; ( praktische) deneyim, tecrübe;etw in \Erfahrung bringen bir şeyi öğrenmek -
9 Heimwerker
evinde onarım işlerini bizzat yapan (kimse) -
10 höchstpersönlich
höchstpersönlich ['--'--] advbizzat -
11 Leib
Leib <-(e) s, -er> [laıp] m( geh)1) ( Körper) beden, vücut;er schlotterte am ganzen \Leib bütün vücudu zangır zangır titriyordu;bei lebendigem \Leibe canlı canlı;etw am eigenen \Leibe erfahren bir şeyi bizzat yaşamak;jdm auf den \Leib rücken ( fam) birini sıkıştırmak;mit \Leib und Seele canla başla;diese Rolle ist ihr wie auf den \Leib geschrieben bu rol onun için biçilmiş kaftan;einer Aufgabe zu \Leibe rücken bir görevi üstlenmek2) ( Bauch) karın;nichts im \Leib haben karnı aç olmak -
12 miterleben
mit|erleben*vt yaşamak, geçirmek;etw selbst \miterleben bir şeye bizzat tanık olmak -
13 überzeugen
überzeugen*II vrsich \überzeugen kanaat getirmek ( von -e), görüp ikna olmak;sich persönlich/mit eigenen Augen \überzeugen bizzat/kendi gözleriyle görüp ikna olmak;\überzeugen Sie sich selbst davon! inanmıyorsanız gidin, kendiniz görün! -
14 derselbe
-
15 dieselbe
См. также в других словарях:
bizzat — zf., Ar. bi ẕ ẕāt Doğrudan doğruya kendisi Vaziyeti yukardan ve bizzat takip etmek lazım geldi. Atatürk … Çağatay Osmanlı Sözlük
bizzat — f. özü, şəxsən özü … Klassik Azərbaycan ədəbiyyatında islənən ərəb və fars sözləri lüğəti
HÜSN-Ü BİZZAT — Kendisi bizzat güzel olan … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
MÜMTENİ-UN BİZZAT — (Mümteniatün bizzât) Varlığı, vücudu hiç bir şekilde mümkün olmayan. Zâtı itibariyle imkânsız olan … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
MUCİB-İ BİZZAT — İster istemez kendisi işi yapmaya mecbur olan. Serbest ve istediği gibi hareket edemeyen. (Meselâ: Güneş ışığının, güneşin kendi zâtının zaruri neticesi olması gibi … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
ASHÂB-I SUYÛF — Bizzat harbe iştirak edip kılıçları ile cihad edenler … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
BİL'ASALE — Bizzat. Kendisi. Eli ile. Başkasını vâsıta etmeden. Asâleti ile … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
BİNEFSİHİ — Bizzat, kendisi, kendisi ile … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
GAZVE — Din düşmanı olan cephenin üzerine taarruz. Muharebe. Cenk. Sefer. Din muharebesi. Gazve, gazivden alınmış olup cenk ve kıtal manasınadır. Düşmanla vuruşmak demektir. Siyer ıstılahında Gaza ve gazve tâbirleri Peygamber Efendimizin bizzat hazır… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
HÜSN-Ü MÜCERRED — Gayr olsun olmasın bizzat güzel olan şey. Bazı âza veya çizgilerin mütenasib terkib ve tertibiyle hâsıl olan hüsün, hüsn ü mücerred değildir. Şartları zâil olsa, hüsün de zâil olur. Fakat, vücud, hayat, iman gibi varlıklar hüsn ü mücerreddir ve… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
History of the Kurdish people — This article is part of the Kurdish history and Culture series Ancient history Corduene Kayusid Medieval history Shahrazur Shaddadid Rawadid Hasanwayhid Annazid Marwanid Hadhabani Hazaraspid Ayyubid Badlis Ardalan … Wikipedia