-
1 nur
nur adv sadece, yalnızca; (bloß) a ancak; (nichts als) sırf;nur einmal bir kerecik;nur für Erwachsene sadece yetişkinler (için);nur noch artık sadece;nur so (zum Spaß) sadece (şaka olsun diye) öyle;er tut nur so o sırf/sadece öyle görünüyor;nicht nur …, sondern auch … sade(ce) … değil (üstelik) …;warte nur! bekle hele! -
2 allein
allein [a'laın]I adj\allein stehend ( freistehend) müstakil, tek (başına);kann ich dich einen Augenblick \allein sprechen? bir saniye seninle yalnız konuşabilir miyim?2) ( ohne Hilfe) tek başına;er macht das ganz \allein o, bunu tek başına yapar;eine \allein erziehende Mutter bekâr bir anne, tek başına velâyet hakkına sahip olan anne3) ( einsam) yapayalnız;ich bin so oft \allein ben çoğu zaman yapayalnızımdu \allein bist schuld daran bütün kabahat sende;nicht \allein..., sondern auch... sadece... değil, o da...;einzig und \allein sadece;\allein schon die Vorstellung macht mir Angst sadece düşüncesi bile bana korku veriyor;von \allein kendi kendine, kendiliğinden;das weiß ich von \allein! bunu kendim de biliyorum! -
3 allein
einzig und allein sadece ve sadece;ganz allein yalnız başına;allein erziehend yalnız yaşayarak çocuk büyüten;allein stehen yalnız/tek (başına) yaşamak; (im Stich gelassen sein) yalnız kalmak; -
4 Beste
Beste n: es ist das Beste (oder am besten ist es), Sie nehmen den Bus en iyisi ( oder iyisi mi) siz otobüsle gidin;das Beste machen aus -den en iyi sonucu çıkarmak;(nur) zu deinem Besten (sadece) senin iyiliğin/çıkarın için;ich will nur dein Bestes ben sadece senin iyiliğini istiyorum;sein Bestes tun (oder geben) elinden geleni yapmak;etwas zum Besten geben (erzählen, vortragen) anlatmak, söylemek;jemanden zum Besten halten alaya almak -
5 einzig
1. adj tek, yegâne; (einzeln) tek;kein einziger … tek bir … bile (değil);das Einzige tek şey;der Einzige biricik, yegane2. adv einzig und allein sadece ve sadece;das einzig Richtige tek doğru -
6 nackt
völlig nackt çırılçıplak;sich nackt ausziehen tamamen soyunmak;nackt baden çıplak yüzmek;jemanden nackt malen b-nin çıplak resmini yapmak;nackte Tatsachen sadece gerçekler/olgular;die nackte Wahrheit gerçeğin ta kendisi;das nackte Leben retten sadece canını kurtarabilmek -
7 wenig
1. adj az (sayıdaki)2. indef pron und adv az;wenige pl birkaç;nur wenige sadece birkaç(ı);(in) weniger als -den (daha) az;weniger werden azalmak;am wenigsten en az;wenig begeistert pek hoşnut değil;wenig bekannt az tanınan;er spricht wenig az konuşur;(nur) ein (klein) wenig (sadece) (küçük) bir parça;nichts weniger als kesinlikle değil -
8 ganz
ganz [gants]I adjmit \ganzer Kraft bütün gücüyle;die \ganze Zeit über bütün süre boyunca;die \ganze Wahrheit bütün gerçek;die \ganze Welt bütün dünya, dünya âlem;eine \ganze Zahl/Note tam sayı/nota;eine \ganze Drehung tam bir dönüş;eine \ganze Menge epeyce;eine \ganze Weile uzun bir süre;das dauert eine \ganze Weile bu oldukça uzun sürüyor;wo warst du denn die \ganze Zeit? bunca zaman neredeydin?;im G\ganzen und Ganzen war ich dreimal hier topu topu üç kere buradaydımetw wieder \ganz machen bir şeyi eski hâline sokmakdas Buch hat \ganze drei Euro gekostet kitap sadece üç euro tuttuII adv1) ( völlig) tam, tamamıyla;\ganz allein yapayalnız;das ist \ganz meine Meinung bu tam düşündüğüm gibi;das ist etwas \ganz anderes bu apayrı [o bambaşka] bir şeydir;\ganz und gar hiç de değil;\ganz im Gegenteil bilakis, tam aksine [o tersine];entweder \ganz oder gar nicht ya hep ya hiç;er ist \ganz sein Vater tıpkı babasına benziyor2) ( vollständig) tamamen;\ganz oder zum Teil tamamen veya kısmen;etw \ganz aufessen bir şeyi tamamen yiyip bitirmek;\ganz hinten/vorn en arkada/önde;\ganz wie Sie meinen/wünschen nasıl derseniz/arzu ederseniz;\ganz gleich, wie es ist nasıl olusa olsun;du hast \ganz Recht tamamen haklısın3) ( ziemlich) bayağı, oldukça;das gefällt mir \ganz gut bu bayağı [o oldukça] hoşuma gitti4) ( sehr) pek;\ganz klein pek küçük;ein \ganz klein wenig birazcık;\ganz viel pek çok -
9 Anzeiger
-
10 ausschließlich
ausschließlich adj sadece, salt, münhasıran -
11 äußerlich
äußerlich adj dış, dıştan;äußerlich betrachtet dıştan bakıldığında;nur zur äußerlichen Anwendung sadece haricen kullanılır -
12 bloß
1. adj: (nackt) mit bloßen Füßen yal(ı)nayak;(nichts anderes als) bloßes Gerede safî gevezelik/dedikodu2. adv sadece, yalnızca;wenn ich bloß daran denke daha aklıma gelirken (ürperiyorum vs);verstärkend was hat sie sich bloß dabei gedacht? o ne düşündü de böyle yaptı ki? -
13 brauchen
brauchen <h>1. v/t <brauchte, gebraucht> (nötig haben) (-e) gerekmek, lazım olmak; -in -e ihtiyacı olmak; (erfordern) gerekli olmak; Zeit almak; (ge\brauchen) kullanmak;wie lange wird er (noch) brauchen? -in işi (daha) ne kadar sürecek?2. mit inf und „zu“ <brauchte, brauchen> du brauchst es nur zu sagen sadece söylemen yeter;ihr braucht es nicht zu tun yapmanız gerekmiyor ( oder lazım değil);er hätte nicht zu kommen brauchen gelmesine gerek yoktu -
14 dann
dann adv zeitlich sonra; bunun üzerine;was passierte dann? sonra ne oldu?;fam bis dann! görüşürüz!;nur dann, wenn … sadece -se/olursa;fam dann eben nicht! öyleyse yok/olmaz;fam und dann … ayrıca …, bundan başka … -
15 durchfeiern
durchfeiern v/i <-ge-, h> fam Nacht, Tag (sadece) eğlenerek geçirmek -
16 Durchreise
Durchreise f: ich bin nur auf der Durchreise sadece yolcuyum (buralı değilim) -
17 Eilzug
Eilzug m veraltet sadece büyücek istasyonlarda duran tren -
18 Fantasie
Fantasie f <Fantasie; Fantasien> (Vorstellung) muhayyile, imgelem; (Vorstellungskraft) hayal gücü; (Trugbild) hayal;nur in seiner Fantasie sadece onun hayalinde;schmutzige Fantasien kirli düşünceler -
19 halb
1. adj yarım;eine halbe Stunde yarım saat;ein halbes Pfund iki yüz elli gram;zum halben Preis yarı fiyatına;jemandem auf halbem Wege entgegenkommen b-ni yarı yolda (karşılamak)2. adv halb drei (Uhr) (saat) iki buçuk; yarı (yarıya);halb gar az pişmiş;halb tot yarı ölü;halb verhungert (açlıktan) yarı ölü;halb voll yarı dolu;halb so viel bşin yarısı kadar;fam mit jemandem halbe-halbe machen b-yle yarı yarıya bölüşmek;nur die halbe Wahrheit gerçeğin sadece bir tarafı/yanı;eine halbe Sache yarım bir iş -
20 Katzensprung
Katzensprung m: bis zum Bahnhof ist es nur ein Katzensprung istasyon sadece üç adımlık ( oder bir taş atımı) yerde
См. также в других словарях:
sadece — zf. Yalnızca Her millette olduğu gibi bizde de kelimeleri, şiir canlandırmış, nesir sadece kullanmıştır. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
tek geçmek — sadece onunla ilgilenmek, sadece ona önem vermek … Çağatay Osmanlı Sözlük
SIFAT-I AYNİYE — Sadece zâta mahsus olan sıfat. Zatî sıfat. Lafza i Celalin sadece Cenab ı Vâcib ül Vücud olan Rabbimize mahsus olması gibi. (Bak: Sıfât ı selbiye ve Sıfât ı sübutiye … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
TEVHİD-İ KIBLE — Sadece bir yere müteveccih olmak. Bir kıbleden başka kıble kabul etmemek. * Mc: Sadece bir üstad kabul etmek … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
iyi gün dostu olmak — sadece iyi günlerde görünmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
HASR-I NAZAR — Sadece bir şeye bakıp dikkat etmek. * Yalnız bir mevzu veya meslek üzerinde çalışıp onda mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
HÜVE-L AHSEN — Sadece ve yalnız en güzel O dur … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
HÜVE-L HASEN — Sadece, yalnız o güzeldir … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
KARZ-I HASEN — Sadece Allah rızâsı için verilen ödünç. Faizsiz verilen borç … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
MÜNHASIRAN — Sadece, sâde. * Bir işe veya bir şeye âit olarak … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
NEV'İ ŞAHSINA MÜNHASIR — Sadece şahsına benzer çeşit, başka benzeri olmayan. Eşi bulunmaz olan … Yeni Lügat Türkçe Sözlük