-
21 bereiten
bereiten*vt1) ( zubereiten) hazırlamakjdm Kummer \bereiten birine dert olmak, birine sıkıntı vermek;Vergnügen \bereiten zevk vermek; -
22 Gram
-
23 keinerlei
inv hiç (mi hiç);ich mache mir \keinerlei Gedanken darüber onu kendime hiç (mi hiç) dert etmiyorum -
24 klagen
klagen ['kla:gən]I vi1) ( jammern) yakınmak ( über -den), sızlanmak; ( sich beschweren) şikâyetçi olmak ( über -den), şikâyet etmek;ich kann nicht \klagen şikâyetim yok2) jur dava açmak;er klagt auf Schadensersatz tazminat davası açtıII vt1) ( äußern)jdm sein Leid \klagen birine dert yanmak, birine derdini dökmek, birine sızlanmak -
25 Kummer
Kummer <-s> ['kʊmɐ] mvor/aus \Kummer üzüntüden;jdm \Kummer bereiten birini kaygılandırmak;hast du \Kummer? kederli misin?, dertli misin? -
26 Kümmernis
keder; ( Sorge) kaygı, tasa; ( innere Not) iç sıkıntısı, dert -
27 lassen
lassen <lässt, ließ, gelassen> ['lasən]1. vt1) (unverändert \lassen, unter\lassen) bırakmak;lass doch das Gejammer! bırak bu yakınma tiradını!;\lassen wir das! bırakalım bunu!;lass mich! ( fam) bırak beni!;lass mich in Ruhe! ( fam) beni rahat bırak!;er kann es einfach nicht \lassen bir türlü ondan vazgeçemiyor;tu, was du nicht \lassen kannst! ( fam) ne hâlin varsa gör!;\lassen wir es dabei bunu böylece bırakalım2) (zurück\lassen) bırakmak;sein Leben \lassen ( geh) hayatını vermek3) ( zugestehen)jdm Zeit \lassen birine zaman bırakmak [o tanımak];jdm seinen Willen \lassen birinin istediğini yapmasına izin vermek;das muss man ihr \lassen bu işten anladığını kabul etmek gerekiyor4) (irgendwohin \lassen)Wasser in die Wanne \lassen tekneye su doldurmak;jdm die Luft aus den Reifen \lassen birinin lastikleri söndürmek;lass mich mal vorbei! bırak da bir geçeyim!wir sollten nichts unversucht \lassen denemediğimiz şey bırakmayalım2. <lässt, ließ, lassen> ['lasən] vt mit einem Infinitivlass mich nur machen! bırak beni yapayım!;lass hören! söyle!;so kannst du dich sehen \lassen ortaya böyle çıkamazsın;lass dir das gesagt sein! benden günah gitti!;sich nicht stören \lassen istifini bozmamak;\lassen Sie das nur meine Sorge sein bırakın bana, dert etmeyin kendinize;\lassen Sie mich bitte ausreden bırakın da sözümü bitireyim;einen fahren \lassen ( fam) yellenmek;jdn laufen \lassen ( fam) birisini serbest bırakmak;etw geschehen \lassen bir şeyi oluruna bırakmak;lass ihn nur kommen! bırak da bir gelsin!;2) ( veranlassen)sich scheiden \lassen boşanmak;ich lasse bitten buyurun;er lässt dich grüßen sana selamları var;ich habe mir sagen \lassen, dass... bana dediler ki...3) (unverändert \lassen)etw sein [o bleiben] \lassen bir şeyi değiştirmemek, bir şeyi aynen [o olduğu gibi] bırakmak;jdn hängen \lassen birini atlatmak [o ekmek];sich hängen \lassen kendini bırakmak;etw liegen \lassen ( nicht wegnehmen) bir şeyi yerinde bırakmak; ( vergessen) bir şeyi bırakmak; ( unerledigt lassen) bir işi yüzüstü bırakmak;jdn links liegen \lassen birine yüz vermemek, birini es geçmek;stecken \lassen üstünde bırakmak; ( Schlüssel) kilidin üstünde bırakmak;lass dein Geld stecken! bırak, ben ödeyeceğim!;stehen \lassen ( nicht wegnehmen, vergessen) bırakmak; ( nicht zerstören) bozmamak; ( Essen) yememek; ( sich abwenden) sırt çevirmek (-e); ( bei einem Termin) bekletmek4) ( Imperativ)lass uns gehen! haydi gidelim!;lasset uns beten bırakın, dua edelim;lass es dir schmecken afiyet olsun;lass es dir gut gehen esen kal5) (lassen + sich: möglich sein)das wird sich einrichten \lassen bu yapılır;das lässt sich nicht vermeiden bundan kaçınılmaz;ich will sehen, was sich tun lässt bakayım, ne yapılır;der Wein lässt sich trinken şarap içilir;das lässt sich hören söz söylemek buna derler -
28 Leidensgenosse
dert ortağı -
29 Not
1. kein pl ( Mangel) yokluk (an -); ( Elend) yoksulluk, sıkıntı, sefalet; ( Armut) fakirlik, zaruret;\Not leiden ( geh) sıkıntı çekmek;das geht zur \Not icabı halinde, gerekirse;jdm seine \Not klagen birine dert yanmak;wenn \Not am Mann ist ( fam) acele yardım gerekirse;aus der \Not eine Tugend machen sinekten yağ çıkarmak2. 1) (\Notlage) darlık, zaruret;in \Not sein darda bulunmak;in \Not geraten başı dara düşmek, zarurete düşmek, sıkıntıya girmeker hat seine liebe \Not damit onun kahrını çekiyor;mit knapper \Not güç bela -
30 schaffen
schaffen <schafft, schuf, geschaffen> ['ʃafən]1. vt1) (er\schaffen) yaratmak; ( gründen) kurmak, meydana getirmek, ihdas etmek;dafür ist sie wie ge\schaffen onun için yaratılmış gibi, onun için biçilmiş kaftan2. I vteine Prüfung \schaffen bir sınavı başarmak, sınavdan geçmek;so, das hätten wir geschafft böylelikle bunu da becermiş oldukdie Kinder haben mich geschafft çocuklar beni yordu [o bitirdi];jdm zu \schaffen machen ( erschöpfen) birini yormak; ( bekümmern) birine dert olmak3) (weg\schaffen) alıp götürmek; (herbei\schaffen) bulup getirmek;etw vom Halse \schaffen bir şeyi başından atmakdamit habe ich nichts zu \schaffen onunla benim alacağım vereceğim yok -
31 Schererei
-
32 Schicksalsgenosse
dert ortağı -
33 Sorge
1. ( Angst) endişe (um için), dert; ( Problem) sorun, problem; ( innere Unruhe) sıkıntı, huzursuzluk; ( Kummer) merak, üzüntü, kaygı;ich mache mir \Sorge um ihn onun için endişeleniyorum;keine \Sorge! merak etme!, kaygılanma!2. kein pl; (Für\Sorge) bakım;elterliche \Sorge velâyet;lass das nur meine \Sorge sein bırak, ben hallederim [o çaresine bakarım] -
34 Sorgenkind
Sorgenkind nt -
35 leid
-
36 Leiden
pl.n.acı çekmekpl.n.dertpl.n.göz yummakpl.n.izin vermekpl.n.rahatsızlık -
37 Mitgefühl
acımadert ortaklığı -
38 Mühsal
n.dertn.eziyetn.sıkıntın.zahmetn.üzüntü -
39 Qual
f.acıdertf.eziyetf.işkenceüzüntü -
40 Schmerz
m.acıacım.ağrıağrıdertm.gamm.sancısancım.tasaüzüntüıstırap
- 1
- 2
См. также в других словарях:
dert — s.n. (înv.) jale, tristeţe (mare), mâhnire. Trimis de blaurb, 03.05.2006. Sursa: DAR dert s.m. – Supărare, necaz. tc. (per.) derd (Bogrea, Dacor., IV, 808), cf. ngr. ντέρτι, alb., sb. dert. Rar, în Mold … Dicționar Român
dert — dȅrt m DEFINICIJA reg. ekspr. duševna, ob. ljubavna bol i javno pokazivanje te boli (često potaknuto pićem); jad, briga, muka [pasti u dert opijati se zbog ljubavne boli] ETIMOLOGIJA tur. ← perz. derd … Hrvatski jezični portal
Dert — Patronyme porté en Dordogne et dans le Lot et Garonne. Aucune idée précise. Pourrait désigner celui qui est originaire d un lieu dit Ert, Hert, toponyme qui semble évoquer une terre inculte. Deux hameaux du Cantal s appellent l Hert … Noms de famille
dert — is., di, Far. derd 1) Üzüntü Gündüz ya bir yere sokulup uyur ya sessiz sedasız sokaklarda dolaşır. Fakat akşam oldu mu derdi teper. H. E. Adıvar 2) Hastalık Hastayım derdime verem diyorlar. F. N. Çamlıbel 3) Ağrı 4) mec. Sorun, kaygı Ne var ki… … Çağatay Osmanlı Sözlük
dert — hun·dert; … English syllables
dert olmak (veya kesilmek) — bir kimse veya olay sıkıntı vermek Nereden buraya gelmiş, âlemin başına dert kesilmişti. R. H. Karay Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış. Y. N. Nayır … Çağatay Osmanlı Sözlük
dert ortağı — is. 1) Aynı derdin sıkıntısı içinde bulunanlardan her biri Aynı sevgili için hasret çeken iki rakip gibi şimdi, yalnız dert ortağı idiler. R. H. Karay 2) Bir kimsenin derdini paylaştığı dostu … Çağatay Osmanlı Sözlük
dert anlatmak — derdini dökmek Elimden çeker alır, kime dert anlatırım o zaman? A. Gündüz … Çağatay Osmanlı Sözlük
dert gider amma yeri boş kalmaz — insan bir dertten kurtulduğunda onun yerine başka bir dert geleceğini iyi bilmelidir anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
dert yanmak — derdini sızlanarak anlatmak Müşteriler ay başında borç ödeyeceklerine Tevfik e dert yanıyorlar. H. E. Adıvar … Çağatay Osmanlı Sözlük
DERT — Division of Extramural Research and Training (Governmental » US Government) … Abbreviations dictionary