-
1 price fiyat, eder; deger, kiymet, paha; bedel, karsilik
fiyatini belirlemek, deger biçmek; fiyat koymakEnglish to Turkish dictionary > price fiyat, eder; deger, kiymet, paha; bedel, karsilik
-
2 machen
machen ['maxən]I vt1) ( tun) yapmak, etmek;eine Bemerkung \machen bir söz etmek;einen Spaziergang \machen gezinti yapmak, yürüyüşe çıkmak;er macht mir den Garten benim için bahçeyi yapıyor; ( Kräuter) ufalamak;ich will es kurz \machen kısa keseceğim;wird gemacht! yapılacak!;gut gemacht! iyi yaptın!;ein Spiel \machen maç yapmakdas lässt sich \machen bu yapılabilir;was soll man \machen? ne yapalım?;da ist nichts zu \machen yapılacak bir şey yok;was \machen Sie beruflich? meslek olarak ne yapıyorsunuz?;was macht dein Bruder? ağabeyin [o erkek kardeşin] ne yapıyor?;lass mich nur \machen! bırak da ben yapayım!;mach's gut! ( fam) ( Abschiedsgruß) eyvallah!;warum lässt du das mit dir \machen? niçin bunu kendine yaptırtıyorsun?;ins Bett/in die Hose \machen ( fam) yatağa/donuna yapmakein Foto \machen fotoğraf çekmek;sie ließ sich beim Friseur/von einer Freundin die Haare \machen kuaföre/kız arkadaşına saçlarını yaptırdı;dafür ist er wie gemacht onun için biçilmiş kaftan3) ( Lärm) yapmak;Eindruck \machen izlenim bırakmak;einen Fleck auf etw \machen bir şeyin üzerini leke etmek;macht nichts! ( fam) ziyanı yok!, fark etmez!;was macht das schon? bu ne fark eder ki?das macht mich nervös/verrückt bu beni sinir/deli ediyor;jdm etw leicht \machen birine bir şeyde kolaylık göstermek;jdm das Leben zur Hölle \machen birinin hayatını zehir etmek;Joggen macht fit jogging insanı zindeleştirirwas macht das? bu, ne tutuyor?das macht zusammen 14 bunlar, birlikte 14 eder, hepsi 14 ederII vrsich \machensich hübsch \machen süslenmek;sich lächerlich \machen maskara olmak, kendini gülünç duruma düşürmek;sich beliebt \machen kendini sevdirmek ( bei -e);sich verständlich \machen derdini anlatmak;\machen Sie sich's bequem! rahatınıza bakın!3) ( passen)sich gut \machen iyi durmak4) ( beginnen)sich an die Arbeit \machen iş başı yapmak;sich auf den Weg \machen yola koyulmak5) ( sich bereiten)\machen Sie sich nur keine Umstände wegen mir! benim yüzümden zahmet etmeyiniz!;6) ( fam)sie macht sich nichts aus Eis dondurmadan hoşlanmaz -
3 стоить
1) değmekдёшево сто́ить — ucuz olmak
до́рого сто́ить — pahalı olmak
э́та кни́га сто́ит рубль — bu kitap bir ruble eder; bu kitabın değeri / fiyatı bir ruble
э́то тебе́ до́рого бу́дет сто́ить — bu sana pahalıya mal olur
2) etmek; değmekэ́то не сто́ит да́же трёх рубле́й — üç ruble bile etmez
чего́ сто́ят его́ обеща́ния! — vaitleri kaç para eder ki!
он оди́н пятеры́х сто́ит — beş kişiye bedeldir o
3) mal olmakэ́то сто́ило ему́ жи́зни — bu onun canına / hayatına mal oldu
ему́ ничего́ не сто́ит взять э́ту высоту́ — спорт. bu yüksekliği aşmak onun için işten bile değil
4) безл. değmek; gelmekэ́ту кни́гу сто́ит прочита́ть — bu kitap okunmaya değer
э́тот вопро́с сто́ит обсуди́ть за́ново — bu sorun yeniden tartışılmaya değer
туда́ не сто́ит е́хать — orası gitmeye değmez
он хоро́ший па́рень, но балова́ть его́ не сто́ит — iyi çocuktur, ama yüz vermeye gelmez
сто́ит ли? — değer mi?
5) безл....ır...maz,...dı mıсто́ило нам то́лько уйти́, как... — biz gider gitmez...
-
4 charakterisieren
charakterisieren* [karakteri'zi:rən]dieser Film charakterisiert das 18. Jahrhundert bu film 18. Yüzyılı karakterize eder;Stress und Lärm \charakterisieren das Stadtleben stres ve gürültü kent yaşamını karakterize eder -
5 faire
Iv t1 fabriquer yapmak2 mesurer ölçüm değeri◊Cette table fait deux mètres de long. — Bu masa iki metre uzunluğundadır.
◊Ça fait vingt euros. — Yirmi euro ediyor.
3 égaler eder [e'deɾ]◊Deux et deux font quatre. — İki, iki daha dört eder.
4 exécuter bir şey yapmak5 effectuer meşgul olmak◊Je ne sais pas quoi faire. — Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
6 accomplir gerçekleştirmek7 avoir comme activité bir faaliyet, bir iş yapmak8 neden olmak◊Ce gâteau fait envie. — Bu pasta arzular uyandırıyor.
◊Ces vacances m'ont fait du bien. — Bu tatil bana iyi geldi.
♦ cela ne fait rien bir şey değil9 avoir comme aspect yapmak10 davranış [davɾa'nɯʃ]11 exprimer ifade etmek12 yol almak◊Nous avons déjà fait vingt kilomètres. — Şimdiden yirmi kilometre yol aldık.
IIv iyapmak, etmek◊Il a bien fait. — İyi etti.
◊Vous feriez mieux de rentrer. — Evinize dönseniz dha iyi edersiniz.
v imperszaman veya iklim gösterir◊Il fait nuit. — Gece oldu.
◊Il fait beau. — Hava güzel.
IVv auxcauser (suivi d'un inf.) neden olmak◊Fais-moi penser à lui téléphoner. — Ona telefon etmemi hatırlat.
-
6 больше
daha büyük; daha fazla; artık,bir daha* * *1) прил. (сравн. ст. от большой) (daha) büyük2) нареч. (сравн. ст. от много) (daha) çok, (daha) fazlaв три ра́за бо́льше — üç kat / misli fazla
поучи́ть в пять раз бо́льше — beş katını / mislini almak
бо́льше всего́ — en çok
бо́льше всего́ он люби́л музыку — en sevdiği (şey) müzikti
бо́льше, чем нужно — gereğinden / lüzumundan fazla
у него́ бо́льше о́пыта, чем у тебя́ — onun tecrübesi seninkinden geniştir
я люби́л его́ бо́льше, чем родно́го бра́та — onu kardeşimden çok severdim
но и ты сде́лал не бо́льше — ama daha fazlasını sen de yapmadın
бо́льше ничего́ сде́лать нельзя́ — başkaca bir şey yapılamaz
3) нареч. (в отриц. предложениях) artık; (bir) dahaтак бо́льше продолжа́ться не мо́жет — bu, böyle süremez
э́то всё, бо́льше я ничего́ не зна́ю — hepsi o kadar, başka bir bildiğim yoktur
бо́льше об э́том не говори́лось — bundan bir daha söz edilmedi
бо́льше я ему́ не ве́рю — ona artık inanmaz oldum
де́ло бо́льше не те́рпит отлага́тельств — işin artık gecikmeye tahammülü yoktur
мне бо́льше ничего́ не на́до — başka şey istemem
я не нае́лся. Бо́льше нет? — doymadım. Daha yok mu?
бо́льше не бу́ду! — bir daha yapmam!
4) нареч. aşkın, çok, fazlaбо́льше то́нны — bir tonun üstünde, bir tandan çok / fazla
бо́льше двух часо́в — iki saati aşkın, iki saatten fazla
прошло́ не бо́льше двух часо́в — iki saat ancak geçti
ему́ бо́льше сорока́ (лет) — (yaşı) kırkı aşkındır
на вид ей не бо́льше двадцати́ (лет) — yirmisinde ancak görünüyor
э́та кни́га сто́ит не бо́льше рубля́ — bu kitap ancak bir ruble eder
5) (преимущественно, главным образом) daha çok••... тем бо́льше у тебя́ ша́нсов оста́ться —... kalma şansın da o denli yüksektir
скажу́ бо́льше,... — dahasını söyleyeyim,...
он ещё бо́льше побледне́л — daha beter sarardı
бо́льше он ни на что не годи́тся — başka işe yaramaz o
чита́я письмо́, он всё бо́льше удивля́лся — mektubu okudukça hayreti büyüyordu
э́то бо́льше, чем изме́на — ihanetten de öte bir şeydir bu
бо́льше того́,... — üstelik
-
7 верный
bağlı,sadık; güvenilir,emin; doğru,şaşmaz; muhakkak* * *1) (candan) bağlı, sadık; vefalı ( постоянный)ве́рный друг — sadık / vefalı dost
ве́рный своему́ до́лгу — görevine bağlı
быть ве́рным своему сло́ву — sözünün eri olmak
2) ( надёжный) güvenilir, emin; sağlamве́рный исто́чник — (sözüne) güvenilir kaynak
э́то ве́рные де́ньги — bu iş sağlam paradır
ве́рный путь (к чему-л.) — sınanmış yol
3) ( правильный) doğru; şaşmaz ( безошибочный)ве́рный перево́д — doğru / aslına uygun çeviri
ве́рный при́знак (чего-л.) — şaşmaz belirti
ве́рные часы́ — doğru (işleyen) saat
ве́рный ко́мпас — şaşmaz pusula
ве́рная ко́пия — aslına uygun kopya
4) ( точный) şaşmaz, keskinу него́ глаз ве́рный — gözü şaşmaz
5) ( неизбежный) muhakkakве́рная смерть / ги́бель — muhakkak ölüm
он упусти́л возмо́жность заби́ть ве́рный гол — muhakkak gol fırsatını kaçırdı
••он сто́ит ве́рных сто рубле́й — su içinde yüz ruble eder
-
8 занимать
kaplamak,işgal etmek; almak,zapt etmek,işgal etmek; çalıştırmak,meşgul etmek; ilgilendirmek* * *I несов.; сов. - заня́ть I1) ( пространство) kaplamak; tutmak; işgal etmekзайми́ три ме́ста — üç yer tut
пло́щадь, занима́емая го́родом — şehrin kapladığı saha
статья́ займёт пять страни́ц — yazı beş sayfa tutacak
он занимал вон ту ко́мнату — onun odası şuydu
2) (должность, положение) olmakзанима́ть высо́кий пост — yüksek mevki sahibi olmak
он за́нял до́лжность / ме́сто дире́ктора — müdürün yerine geçti / yerini aldı
он недо́лго занима́л до́лжность дире́ктора — müdürlüğü uzun sürmedi
занима́ть пе́рвое ме́сто — birinci olmak / gelmek
занима́ть пе́рвое ме́сто в табли́це — cetvelde birinci sırayı tutmak
заня́ть второ́е ме́сто на стометро́вке — yüz metrede ikinci gelmek, yüz metrenin ikincisi olmak
3) almak; tutmak; zaptetmek; işgal etmek (захватывать, оккупировать) (savaşarak) geri almak ( отвоёвывать)заня́ть высоту́ — tepeyi tutmak
занима́ть высоту́ (удерживать) — tepeyi elinde tutmak
4) ( время) tutmak; almak5) ( давать занятие) çalıştırmak; istihdam etmek; meşgul etmekско́лько рабо́чих за́нято на э́том предприя́тии? — bu işletme kaç kişi çalıştırır / istihdam eder?
чем бы заня́ть дете́й? — çocukları neyle meşgul etsek?
6) ( интересовать) ilgilendirmekон за́нят то́лько собо́й — yalnız nefsini düşünür
7) ( развлекать) oyalamak••занима́ть умы́ — zihinleri meşgul etmek
занима́ть пози́цию — воен. mevzilenmek
каку́ю пози́цию он занима́ет в э́том вопро́се? — bu sorundaki tutumu nedir?
II несов.; сов. - заня́ть IIзаня́ть реши́тельную пози́цию — kararlı bir tutum takınmak
( брать в долг) borç / ödünç almakзанима́ть де́нег — borç para almak
-
9 красный
kırmızı* * *kırmızı; kızılкра́сное зна́мя — Kızıl Bayrak
кра́сный каранда́ш — kırmızı kalem
кра́сный от волне́ния — heyecandan yüzü kızarmış
кра́сные от слёз глаза́ — ağlamaktan kızarmış gözler
••Кра́сная А́рмия — ист. Kızıl Ordu
Кра́сная пло́щадь — Kızıl Meydan
О́бщество Кра́сного Креста́ и Кра́сного Полуме́сяца — Kızıl ay ve Kızıl haç Kurumu
кра́сное вино́ — kırmızı şarap
кра́сное де́рево — mahun
кра́сная икра́ — kırmızı havyar
кра́сная медь — kırmızı bakır
кра́сная цена́ ему́ - рубль — pek pek bir ruble eder
кра́сная строка́ — satır başı
-
10 порошок
м, врзмы́льный порошо́к — tozsabun
моло́чный порошо́к — süttozu
••он тебя́ в порошо́к сотрёт! — seni un ufak eder!
-
11 придумывать
несов.; сов. - приду́мать, врзicat etmek, uydurmak; bulmak; akıl etmek ( догадываться)приду́мывать отгово́рку — bir bahane icat etmek / uydurmak
они приду́мали каку́ю-то хи́трость — bir kurnazlık buldular
де́вушка жила́ в ми́ре, кото́рый сама́ себе́ приду́мала — kız kendi icat ettiği bir dünyada yaşıyordu
что́-нибудь приду́маем! — bir şey uydururuz! bir çaresini düşünür buluruz!
он всегда́ приду́мывал себе́ како́е-нибудь де́ло и обяза́тельно труди́лся — daima kendine bir iş icat eder, mutlaka çalışırdı
-
12 принимать
несов.; сов. - приня́ть1) врз kabul etmek; almakпринима́ть пода́рки — hediye kabul etmek
принима́ть зака́зы — sipariş kabul etmek
принима́ть посети́телей — ziyaretçi kabul etmek
кто принима́л делега́цию? — heyeti kim kabul etti?
в тече́ние неде́ли столи́ца принима́ла делега́ции из разли́чных стран — bir hafta içinde başkent çeşitli ülke heyetlerini konuk etti
врач принима́ет де́сять челове́к в день — doktor günde on kişi muayene eder
в э́том го́роде нас при́няли о́чень хорошо́ — bu şehirde çok iyi ağırlandık / çok iyi kabul gördük
его́ при́няли в шко́лу — okula kabul edildi
в э́ти учи́лища бу́дет дополни́тельно при́нято де́сять ты́сяч челове́к — bu okullarda on bin yeni kayıt yapılacak
принима́ть на рабо́ту — işe almak
приня́ть предложе́ние — öneriyi kabul etmek
в при́нятой конститу́ции... — kabul olunan anayasada...
принима́ть поздравле́ния — tebrikleri kabul etmek
сто́роны при́няли нижесле́дующее — taraflar aşağıdaki hususları kabul etmişlerdir
приня́ть вы́двинутые усло́вия — ileri sürülen koşulları kabul etmek
приня́ть лати́нский алфави́т — Latin alfabesini kabul etmek
приня́ть христиа́нство — Hıristiyanlığı kabul etmek
принима́ть лека́рства — ilaç almak
принима́ть ва́нну — banyo yapmak / almak
2) teslim almak; devralmakпринима́ть товар(ы) — mal teslim almak
принима́ть дежу́рство — nöbet teslim almak
приня́ть заво́д / руково́дство заво́дом — fabrikanın yönetimini devralmak
3) karşılamak; almakкак он при́нял э́то изве́стие? — bu haberi nasıl karşıladı?
я при́нял ва́ши слова́ за шу́тку — sözünüzü şakaya aldım
принима́ть что-л. на свой счёт — üstüne almak / yormak
4) в сочетании с сущ. almakпринима́ть ме́ры — önlemler almak
принима́ть уча́стие в чём-л. — bir şeye katılmak, iştirak etmek
профессора́, принима́вшие экза́мен — sınavı yapan profesörler
5) (вид, форму и т. п.) almakде́ло при́няло ину́ю окра́ску — işin rengi değişti
собы́тие при́няло междунаро́дный разма́х — olay evrensel boyutlara ulaştı
экономи́ческая борьба́ приняла́ полити́ческий хара́ктер — iktisadi mücadele siyasi nitelik aldı / niteliğe büründü
6) (счесть по ошибке за другого, другое) sanmak; benzetmekон при́нял меня́ за друго́го — beni başkası sandı, beni başkasına benzetti
он при́нял Вас за иностра́нца — Sizi yabancı sandı
его́, ви́димо, при́няли за пья́ного — onu sarhoş sanmışlar
7) безл. usuldendir, adettirу нас так при́нято — bizde usul / adet böyle
••приня́ть ого́нь на себя́ — ateşi kendi üstüne çekmek
-
13 равняться
1) boy ölçüşmek, yarışmakгде тебе́ с ним равня́ться! — onunla boy ölçüşmek haddine mi düşmüş senin?
2) ( в строю) hizaya gelmekнапра́во равня́йсь! — sağa bak, hizaya gel!
3) перен. (следовать чьему-л. примеру) örnek almakравня́ться на лу́чших — en iyilerinden örnek almak
4) ( быть равным) eşit olmakтри́жды три равня́ется девяти́ — üç kere üç dokuz eder
-
14 расходиться
несов.; сов. - разойти́сь1) dağılmakмы разошли́сь по дома́м — evlerimize dağıldık
они́ разошли́сь в ра́зные сто́роны — her biri bir yana gitti
2) ( рассеиваться) dağılmak; erimek ( таять)ту́чи разошли́сь — (kara) bulutlar dağıldı
3) ( распродаваться) satılmak; harcanmak ( расходоваться)э́тот журна́л расхо́дится миллио́нными тиража́ми — bu dergi milyonlar satar
его́ кни́ги расхо́дятся в коли́честве деся́тков ты́сяч экземпля́ров — kitapları onbinlerce satılıyor
кни́га уже́ разошла́сь — kitap tükenmiştir (artık)
де́ньги разошли́сь — para gitti / harcandı / suyunu çekti
4) ( не встречаться в пути) yolda raslaşmamak5) (встретившись, давать пройти) geçmek6) ( порывать отношения) alış-verişi kesmek; ayrılmakона́ разошла́сь с му́жем — kocasından ayrıldı
у нас с ни́ми пути́ давно́ разошли́сь — onlarla yollarımız dünden ayrılmıştır
7) ( не соглашаться) ayrılmakеди́нственное, в чём мы расхо́димся... — ayrıldığımız tek nokta...
мы ре́зко расхо́димся с ним во мне́ниях — onunla aramızda kesin görüş ayrılıkları var
8) ( разветвляться) ayrılmak, çatallanmak ( о дороге)9) перен. ( не совпадать) birbirini tutmamak, çetişmek; ters düşmekу него́ слова́ расхо́дятся с де́лом — sözü / söylediği ile yaptığı birbirini tutmuyor, söylediği yaptığı ile celişiyor
10) перен. azmak; coşmakу него́ разошёлся ревмати́зм — adamın romatizması azmış
е́сли он разойдется, он тебя́ в порошо́к сотрёт — bir azarsa seni un ufak eder
-
15 скорее
скоре́е! — çabuk (ol)!
как мо́жно скоре́е — bir an önce
2) ( вернее) daha doğrusu3) ( больше) çokон скоре́е похо́ж на мать, чем на отца́ — babasından çok annesine benzer
4) (охотнее, предпочтительнее)...maktansaон скоре́е умрёт, чем сда́стся — teslim olmaktansa ölümü / ölmeyi tercih eder
••скоре́е всего́ — galip ihtimalle
-
16 толк
м, разг.1) anlamон рассужда́л с то́лком — yürüttüğü fikir makuldü
сби́ться с то́лку — şaşırmak
я э́того ника́к не могу́ взять в толк — buna bir türlü akıl erdiremiyorum
2) yarar, faydaуе́дем мы отсю́да, а что то́лку? — buradan gideriz, neye yarar ama?
то́лку от э́того никако́го не бу́дет — bu hiç bir yarar sağlamaz
а что то́лку обраща́ться? — başvursan da kaç para eder?
он зна́ет толк в э́тих дела́х — bu işlerin erbabıdır
3) рел. sekt, mezhep (-bi)4) meşrep; renkлибера́лы са́мых разли́чных то́лков — çok çeşitli meşrepten liberaller
-
17 только
1) частица ancak; yalnız(ca), sade(ce); sırfэ́то то́лько нача́ло — bu, sadece bir başlangıçtır
эконо́мия, полу́ченная то́лько на одно́м заво́де,... — bir tek fabrikanın sağladığı tasarruf...
я всё сде́лаю. Вы то́лько скажи́те — herşey yaparım. Yeter ki söyleyin
нам остава́лось то́лько удивля́ться — bize hayret etmekten başka bir şey kalmıyordu
2) частица, в соч. salt, ancak, yalnız(ca)мы хоти́м то́лько одного́:... — bir tek şev istiyoruz:...
де́ло не то́лько в де́ньгах — sorun salt para sorunu değil
то́лько потому́, что он ребёнок... — salt çocuk olduğu için...
э́то (де́ло) каса́ется не то́лько его́ — bu iş salt kendisini ilgilendirmez
ему́ то́лько того́ и ну́жно бы́ло! — bu hal canına minnetti!
я прие́хал то́лько для того́, что́бы повида́ться с тобо́й — sırf seni görmek için geldim
дверь открыва́ется то́лько э́тим ключо́м — kapı ancak bu anahtarla açılır
я могу́ прийти́ то́лько в э́то вре́мя — ancak bu saatte gelebilirim
он ду́мает то́лько о свои́х интере́сах — yalnız / ancak kendi çıkarını düşünür, kendi çıkarından ötesini düşünmez
(как) то́лько прозвене́л звоно́к... — zil çalar çalmaz...
ты то́лько попроси́, он помо́жет — sen tek iste, yardım eder o
4) союз (однако, но) ancak, yalnız, ama, ne var kiя напишу́, то́лько к ве́черу не успе́ю — yazarım, ancak / yalnız / ama akşama yetiştiremem
расска́з хоро́ш, то́лько немно́го длиннова́т — öykü güzeldir, yalnız biraz uzunca
5) союз против.он не то́лько сказа́л, но и написа́л — söylemekle kalmadı yazdı da
коли́чество оса́дков не то́лько не уме́ньшилось, но да́же увели́чилось — yağış miktarı azalmak şöyle dursun artmıştır bile
6) частица tekто́лько без лову́шек! — tuzağa düşürmek yok ama!
то́лько бы они́ пожени́лись — tek evlensinler de
то́лько бы вы оста́вили меня́ в поко́е — tek beni rahat bırakın
пусть игра́ет, то́лько б не пла́кал — ağlamasın da oynarsa oynasın
пусть то́лько не послу́шается! — hele (bir) dinlemesin!
7) усил., частица birты то́лько попро́буй, (тебе) понра́вится (о пище, блюде и т. п.) — sen bir tat / tadına bak, beğenirsin
ты то́лько посмотри́, как он рабо́тает! — hele bir bak, nasıl çalışıyor!
е́сли бы вы то́лько зна́ли,... —... bir bilseniz
чего́ то́лько нет в э́том пе́речне! — neler yok ki bu listede!
чего́ то́лько она́ не пережила́! — neler çekti kadın!
8) нареч. ( недавно) demin, demincek; yeni; henüzрабо́ты то́лько начина́ются — çalışmalar henüz başlıyor
••то́лько что вы́шедшие кни́ги — yeni çıkmış kitaplar
он то́лько что был здесь — demin buradaydı
он то́лько что верну́лся — henüz döndü
де́рево то́лько что на́чало плодоноси́ть — ağaç yeni yeni meyva vermeye başladı
де́нег то́лько то́лько хва́тит — para ancak yetişir
то́лько и всего́ — hepsi o kadar
она́ то́лько и ду́мает, что о де́тях — aklı fikri, çocuklar
то́лько его́ и ви́дели — görünmesi ile kaybolması bir oldu
-
18 трижды
üç kez* * *üç kez / defaтри́жды три - де́вять — üç kere üç dokuz eder
-
19 труп
ceset,ölü* * *мceset (-di), ölü; kadavra ( для препарирования)вскры́тие тру́па — otopsi
••полити́ческий труп — siyasi mevta
он э́того добьётся то́лько через мой труп — bunu, ancak cesedimi çiğneyerek elde eder
-
20 чем
-cek yerde,-ceğine; -dan* * *I тв. п. от. что II союз1) ...danона́ танцу́ет лу́чше, чем ты — senden (daha) iyi dans eder
чем так жить, лу́чше умере́ть — öyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir
не ре́же, чем раз в год — yılda en az bir defa
не тре́буй от него́ бо́льше, чем он мо́жет дать — ondan, verebileceğinin fazlasını isteme
2) ...acağına,...acak yerdeчем так сиде́ть, пошли́ бы погуля́ли — böyle oturacağınıza gidip gezseniz
••чем быстре́е / скоре́е, тем лу́чше — ne kadar / denli çabuk olursa o kadar / denli iyi olur
чем бо́льше спишь, тем бо́льше хо́чется спать — insanın uyudukça uyuyası gelir
См. также в других словарях:
Eder — Ederquelle am Ederkopf (während der Schneeschmelze am 27. März 2005)Vorlage:Infobox Fluss/KARTE fehlt … Deutsch Wikipedia
Éder — ist ein portugiesischer männlicher Vorname; die spanische Form des Namens ist Eder. Eine Verkleinerungsform von Éder ist Edinho. Bekannte Namensträger Éder Aleixo (* 1957), brasilianischer Fußballspieler Éder Bonfim (* 1981), brasilianischer… … Deutsch Wikipedia
Éder — dos Santos Éder dos Santos Ramírez, dit Éder dos Santos est un joueur de football mexicain d origine brésilienne né le 1er février 1984 à Monterrey. Il joue au Club América. Il est issue d une famille de footballeurs : ses frères… … Wikipédia en Français
Eder — Eder, Fluß, so v.w. Edder … Pierer's Universal-Lexikon
Eder [1] — Eder (Edder), Fluß, entspringt auf dem Ederkopf im Rothaargebirge in Westfalen, durchströmt einen Teil von Hessen Nassau und das Fürstentum Waldeck und mündet nach 135 km langem Lauf bei Guntershausen in die Fulda. Sie führte früher Gold mit sich … Meyers Großes Konversations-Lexikon
Eder [2] — Eder, 1) Joseph Karl, siebenbürg. Geschichtsforscher, geb. 20. Jan. 1760 zu Kronstadt in Siebenbürgen, gest. 11. Jan. 1811 in Hermannstadt, studierte in Ofen Philosophie und Theologie, wurde 1783 katholischer Priester und Lehrer am Gymnasium in… … Meyers Großes Konversations-Lexikon
Eder — (Edder), Fluß in Westfalen, Waldeck und Hessen Nassau, entspringt am Ederkopf im Rothaargebirge, mündet nach 135 km bei Guntershausen l. in die Fulda … Kleines Konversations-Lexikon
Eder [2] — Eder, Joseph Maria, Phototechniker, geb. 6. März 1855 zu Krems, Direktor der Lehr und Versuchsanstalt für Photographie in Wien, schrieb »Ausführliches Handbuch der Photographie« (4 Tle., 1893 1900) etc., gibt das »Jahrbuch für Photographie und… … Kleines Konversations-Lexikon
...eder — …eder 〈Nachsilbe zur Bildung von Subst.〉 …flächner [Etym.: <grch. hedra »Sitz; Fläche«] … Lexikalische Deutsches Wörterbuch
Eder — Eder, die; (Nebenfluss der Fulda) … Die deutsche Rechtschreibung
Eder — Cette page d’homonymie répertorie les différents sujets et articles partageant un même nom. Prénom Éder Aleixo de Assis, footballeur brésilien. Éder José de Oliveira Bonfim, autre footballeur brésilien. Eder Sánchez, athlète mexicain, spécialiste … Wikipédia en Français