-
101 Eimer
Eimer <-s, -> ['aımɐ] m1) kova; (Abfall\Eimer) teneke; (Schöpf\Eimer) bakraçim \Eimer sein mahvolmak, ayvayı yemek;wenn ich die Prüfung nicht schaffe, bin ich im \Eimer sınavı veremezsem, ayvayı yedim -
102 einerseits
bir yanda(n);\einerseits bin ich neugierig, andererseits habe ich Angst davor bir yanda(n) merak ediyorum, bir yanda(n) korkuyorum -
103 Einsicht
jdm \Einsicht in etw gewähren birine bir şeyi incelemesine izin vermek2) ( Erkenntnis)ich bin zu der \Einsicht gekommen, dass......e kanaat getirdim,... kanısına vardım;neue \Einsichten gewinnen yeni yeni kanılar edinmek -
104 eintausend
eintausend ['-'--] adjinv bin; s. a. achttausend -
105 empören
empören* [ɛm'pø:rən]I vt sinirlendirmek, kızdırmak;ich bin empört çok kızdımII vrsich \empören1) ( sich aufregen) sinirlenmek ( über -e); ( wütend werden) kızmak ( über -e), öfkelenmek ( über -e) -
106 ermattet
-
107 erstaunen
erstaunen*nein, wirklich? da bin ich aber erstaunt! olamaz, gerçekten mi? hayret [o şaştım doğrusu] !;guck nicht so erstaunt! öyle şaşkın şaşkın bakma!II vt hayrette bırakmak, şaşırtmak -
108 es
es [ɛs] pron3. sing nt1) nom o2) akk onu;ich weiß \es nicht bilmiyorum3) unpers;\es gibt nichts mehr zu tun yapacak başka bir şey kalmadı;ihr wurde \es schlecht fenalaştı;\es wurde getanzt dans edildi;\es ist vier Uhr saat dört;\es hat geläutet zil çaldı;\es regnet yağmur yağıyor;ich bin \es benim -
109 felsenfest
felsenfest ['--'-] adj( fig) ( unerschütterlich) sarsılmaz;ich bin \felsenfest davon überzeugt, dass... bundan yüzde yüz eminim ki... -
110 fertig
halb \fertig yarı mamul;das Essen ist \fertig yemek hazır;ist der Reis \fertig? pilav oldu mu?;mit jdm endgültig \fertig sein ( fam) biriyle ilgisini kesmek;etw \fertig machen ( beenden) bir şeyi bitirmek;etw \fertig stellen bir şeyi tamamlamak [o bitirmek];wirst du rechtzeitig \fertig? vaktinde hazır olacak mısın?;mit jdm/etw \fertig werden ( fam) bir kimseyle/şeyle baş edebilmek, bir kimseyle/şeyle başa çıkmak;2) ( bereit) hazır (zu -e);mit den Nerven \fertig sein sinir diye bir şey kalmamak;ich bin völlig [o fix und] \fertig hoşaf gibiyim, canım çıktı -
111 fix
eine \fixe Idee sabit bir fikirjdn \fix und fertig machen birinin canını okumak;ich bin \fix und fertig ( erschöpft) bitkinim; ( erledigt) bittim, canım çıktı; ( mit der Arbeit) bittim, bitirdim, tamamımnicht ganz \fix sein pek uyanık olmamak -
112 fliegen
fliegen <fliegt, flog, geflogen> ['fli:gən]1) uçmak;wie lange fliegt man von Wien nach Antalya? Viyana'dan Antalya'ya kaç saatte uçuluyor?der Ball flog über das Tor top kalenin üstünden uçtu;in die Luft \fliegen havaya uçmak;sie flog ihm um den Hals boynuna sarıldıich bin geflogen atıldımdurchs Examen \fliegen sınavı geçememeker fliegt auf neue Autos otolara bayılır [o deli olur]II vt1) ( Flugzeug) kullanmak3) ( Route) uçmak -
113 flüssig
1) ( nicht fest) sıvı, likit;\flüssig machen sıvılaştırmak3) ( Kapital) nakit;ich bin im Moment nicht \flüssig ( fam) şu anda param yok -
114 frei
\freier Mitarbeiter serbest eleman;das ist alles \frei erfunden bunların hepsi palavradır;jdm \freie Hand lassen birini hareketlerinde serbest bırakmak;aus \freien Stücken kendi isteğiyle;\frei sprechen serbest konuşmak, rahat konuşmak, sıkılmadan konuşmak;sie kann \frei wählen istediği gibi seçebilir;\frei laufende Hühner serbest dolaşan tavuklar;der Verbrecher läuft noch \frei herum cani hâlâ ortalıkta dolaşıyor, cani henüz yakalanmadı;\frei für Kinder ab 12 Jahren 12 yaşından büyük çocuklara serbesttir;2) ( befreit)sie ist \frei von Vorurteilen ön yargısı yoktur;jdn auf \freien Fuß setzen ( fig) birini serbest bırakmak;für etw \freie Fahrt geben ( fig) bir şey için yeşil ışık yakmak;den Dingen \freien Lauf lassen iş(ler) i oluruna bırakmak3) ( offen) açık;\freie Fahrt haben yolu açık olmak;unter \freiem Himmel açıkta, açık havada;\frei lassen ( nicht besetzen) boş bırakmak; ( nicht beschreiben) boş bırakmak;ist hier \frei? burası boş mu?;Zimmer \frei! boş odamız var!;einen Platz \frei machen bir yeri boşaltmakEintritt \frei giriş ücretsiz;\frei Haus eve teslim;\freie Marktwirtschaft serbest piyasa ekonomisi;\freier Mitarbeiter sözleşmesiz eleman\freie Elektronen serbest elektronlar7) ( Ansichten) serbest, hür, bağımsız8) ( verfügbar)\freie Zeit haben boş zamanı olmak;sind Sie \frei? boş musunuz?9) (\freimütig) açık sözlü;ich bin so \frei müsaadenizle -
115 fremd
sich \fremd fühlen yabancılık çekmek;ich bin hier \fremd ben buranın yabancısıyım2) ( anderen gehörend) başkasının;sich in \fremde Angelegenheiten einmischen başkasının işine karışmak;ohne \fremde Hilfe başkasının yardımı olmadan3) ( unbekannt) yabancı, tanınmayan;das ist mir \fremd bu bana yabancıdır, bunu tanımıyorum4) (\fremdartig) yabansı -
116 fünftausend
fünftausend ['-'--] adjinv beş bin; s. a. achttausend -
117 geboren
geboren [gə'bo:rən]II adj;ich wurde 1949 \geboren ben 1949'da doğdum, 1949 doğumluyum;Dorothee Brandi, \geboren Schlemmer Dorothee Brandi, kızlık adı Schlemmer;ein tot \geborenes Kind ölü doğmuş çocuk;er ist der \geborene Lehrer/Wissenschaftler o doğuştan öğretmendir/bilim adamıdır;taub \geboren sein sağır doğmuş olmak;ich bin ein \geborener Dortmunder ben doğma büyüme Dortmundluyum -
118 gegen
gegen ['ge:gən]I präp1) ( entgegen) karşı, aykırı;ich habe nichts \gegen dich ben sana karşı değilim;das ist \gegen das Gesetz bu kanuna aykırıdır2) ( in Richtung auf) karşı (-e), yönelik (-e);\gegen die Wand duvara karşı [o yönelik]3) ( zur Bekämpfung von) karşı;etwas \gegen Kopfschmerzen baş ağrısına karşı4) ( Richtung) karşı5) ( verglichen mit)\gegen dich bin ich noch ein Anfänger senin karşında ben henüz bir acemiyim6) ( im Austausch für) karşı;Lieferung nur \gegen bar tesliminde peşin ödeme yapılır;\gegen Vorlage des Personalausweises kimliğin ibrazı karşılığında7) ( zeitlich) doğru;\gegen Abend akşama doğru;er kommt \gegen acht sekize doğru gelir -
119 gespannt
ich bin \gespannt, was daraus wird ne olacağını merakla bekliyorum2) ( aufmerksam) pürdikkat3) ( Lage) gergin -
120 gesund
sağlam, sağlıklı, sıhhatli;\gesunde Ernährung sağlıklı beslenme;wieder \gesund werden iyileşmek;ich bin \gesund und munter sapasağlamım;Vitamin C ist \gesund vitamin c sağlıklıdır;\gesund aussehen sağlıklı görünmek;der \gesunde Menschenverstand sağduyu;ein \gesundes Leben sağlıklı yaşam
См. также в других словарях:
bin — bin·aural; bin·auricular; bin·di eye; bin·dle; bin·gee; bin·io·dide; bin·man; bin·na; bin·ny; bin·oculate; bin·oc·u·lus; bin·o·kid; bin·ovular; bin·oxalate; bin·oxide; bin·tang·or; bin·tu·rong; bob·bin; ca·bin·da; can·na·bin; car·a·bin;… … English syllables
Bin — Cette page d’homonymie répertorie les différents sujets et articles partageant un même nom. {{{image}}} Sigles d une seule lettre Sigles de deux lettres > Sigles de trois lettres … Wikipédia en Français
bin — /bin/, n., v., binned, binning. n. 1. a box or enclosed place for storing grain, coal, or the like. v.t. 2. to store in a bin. [bef. 950; ME binne, OE binn(e) crib, perh. < Celt; cf. Welsh benn cart] * * * (as used in expressions) bin Laden Osama … Universalium
Bin — Bin, n. [OE. binne, AS. binn manager, crib; perh. akin to D. ben, benne, basket, and to L. benna a kind of carriage ( a Gallic word), W. benn, men, wain, cart.] A box, frame, crib, or inclosed place, used as a receptacle for any commodity; as, a… … The Collaborative International Dictionary of English
Bin — Bin: /bin .bin См. также Бин … Википедия
Bin — Bin, v. t. [imp. & p. p. {Binned}; p. pr. & vb. n. {Binning}.] To put into a bin; as, to bin wine. [1913 Webster] … The Collaborative International Dictionary of English
bin — Vunr std. (8. Jh.), mhd. bin, ahd. bim, as. bium, afr. bim Stammwort. Die Formen des Verbums sein sind nicht nur suppletiv (s. ist, sein2 und Wesen für die unvermischten Formen), sondern teilweise auch aus verschiedenen Grundlagen verschmolzen: 1 … Etymologisches Wörterbuch der deutschen sprache
Binə — may refer to: *Binə, Baku, Azerbaijan *Binə, Khojavend, Azerbaijan … Wikipedia
bin — biñ interj. verksmo garsui žymėti: Vienas biñ, kitas biñ – ir paleido visi vaikai dūdas (pradėjo verkti) Kp … Dictionary of the Lithuanian Language
bin — short for waste bin, has given rise in BrE to a transitive verb to bin, meaning ‘to throw away’ or (figuratively) ‘to reject’: • Who remembers the kind of middle class good behaviour, thrift and modesty that have been binned along with Bromo, the … Modern English usage
bin — [bin] n. [ME < OE, manger, crib < Celt, as in Welsh benn, cart, orig., cart with woven wicker body < IE base * bhendh : see BIND] a box or other receptacle, or an enclosed space, esp. for storing foods or other articles for a time vt.… … English World dictionary