-
1 Ausreden
bahanemazeret -
2 Vorwände
bahanevesile -
3 Vorwand
Vorwand <-(e) s, -wände> mbahane;etw als \Vorwand benutzen bir şeyi bahane etmek;eine Erkältung zum \Vorwand nehmen soğuk algınlığını bahane etmek -
4 vorschützen
vorschützen v/t <-ge-, h> -i bahane olarak göstermek, bahane etmek -
5 Ausflucht
kaçamak yol, bahane;Ausflüchte machen bahane bulmak -
6 Ausflucht
-
7 Ausrede
Ausrede f <Ausrede; Ausreden> mazeret;(faule) Ausrede (tutarsız) bahane -
8 flüchten
flüchten <sn>2. v/r: sich flüchten in (A) -e sığınmak;sich in Ausreden flüchten bin bir bahane bulmak -
9 vorschieben
vorschieben v/t <unreg, -ge-, h> bahane etmek, mazeret göstermek -
10 Vorwand
unter dem Vorwand von (oder dass) (-diği) bahanesiyle/mazeretiyle -
11 Alibifunktion
\Alibifunktion haben bulunmayışı için bahane olmak -
12 Aufhänger
-
13 Ausrede
Ausrede <-n> fmazeret; ( Vorwand) bahane; ( Ausflüchte) kaçamak yollar;faule \Ausrede sudan mazeret -
14 benutzen
benutzen*vt2) ( ausnutzen) kullanmak;er benutzte die Gelegenheit, um zu fliehen kaçmak için fırsatı kullandı;etw als Vorwand \benutzen bir şeyi bahane etmek; -
15 Entschuldigung
1) mazeret, özür; ( Vorwand) mazeret, bahane;\Entschuldigung! özür dilerim!;jdn für etw um \Entschuldigung bitten birinden bir şey için özür dilemek;was haben Sie zu Ihrer \Entschuldigung vorzubringen? ne mazeretiniz var? -
16 faul
-
17 Finte
-
18 herausreden
heraus|redenvrsich \herausreden ( fam)er redete sich auf das schlechte Wetter heraus kötü havayı bahane etti -
19 Schutzbehauptung
bahane -
20 verlegen
jdn \verlegen machen birini mahcup etmek;nie um eine Ausrede \verlegen sein bahane bulmakta hiç güçlük çekmemek2. I vt3) ( an falsche Stelle) yanlış yere koymak5) ( herausgeben) yayımlamakII vrsich \verlegen koyulmak ( auf -e);sich auf etw \verlegen bir şeye girişmek
- 1
- 2
См. также в других словарях:
bahane — is., Far. bahāne Bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep Alışveriş bahanesiyle acaba çıkıp bir dolaşsam mı? A. İlhan Birleşik Sözler sudan bahane Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller bahane aramak bahane bulmak bahane etmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
bahâne — (F.) [ ﻪﻥﺎﻬﺑ ] 1. bahane. 2. sebep … Osmanli Türkçesİ sözlüğü
BAHANE-CÛ — f. Bahane arayan, fırsat kollayan … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
bahane etmek — herhangi bir şeyi sebep olarak ileri sürmek Yazmıyor, okumuyor, gözünün ağrısını, parmaklarının ağrısını, romatizmasını bahane ediyordu. Ö. Seyfettin … Çağatay Osmanlı Sözlük
BAHANE — f. Vesile. Sebeb. * Yalandan özür. * Kusur. Noksan. * Garaz … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
bahane aramak — bir işi yapmamak için sebep aramak Yalnız kalmak için bahaneler arayan sendin. P. Safa … Çağatay Osmanlı Sözlük
bahane bulmak — bir işi yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek … Çağatay Osmanlı Sözlük
Diné Bahaneʼ — (Navajo: Story of the People ), the Navajo creation story, describes the prehistoric emergence of the Navajos, and centers on the area known as the Dinétah, the traditional homeland of the Navajo people. This story forms the basis for the… … Wikipedia
sudan bahane — is. Baştan savma, inandırıcı olmaktan uzak bahane … Çağatay Osmanlı Sözlük
ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane — herkesin ölümü için bir sebep vardır anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
HÜSN-Ü Bİ-BAHANE — Kusursuz güzellik. Günahsız mâsum güzellik … Yeni Lügat Türkçe Sözlük