-
1 verdienen
verdienen*vt1) ( Lohn) kazanmak;seine Brötchen \verdienen ( fam) ekmeğini kazanmak, ekmek parası kazanmak;leicht verdientes Geld kolay kazanılan parasie hat nichts Besseres verdient daha iyisini hak etmedi -
2 auch
1) ( ebenfalls) de;\auch nicht (bu) da değil;\auch gut (bu) da iyi;ich \auch ben de;\auch das noch! bir de bu eksikti!;sowohl... als \auch hem... hem de2) ( sogar) bile;ohne \auch nur zu fragen bir kerecik sormadan bile;\auch wenn es regnen sollte yağmur yağacak olsa bile3) ( tatsächlich)das hat \auch niemand behauptet kimse de böyle bir şeyi iddia etmedi ki4) ( außerdem)nicht nur... sondern \auch yalnızca... değil aynı zamanda;\auch wäre es falsch, zu glauben, dass...... olduğuna inanmak da yanlış olur;\auch das noch! bir de bu eksikti!;wo \auch immer nerede olursa olsun;wie dem \auch sei nasıl olursa olsun;solange ich \auch wartete... ne kadar bekledimse de... -
3 Behandlung
1) ( Umgang) muamele;2) ( Therapie) tedavi;ambulante/stationäre \Behandlung ayakta/yatakta tedavi;bei wem sind Sie in \Behandlung? kimde tedavi görüyorsunuz?;ich war früher in \Behandlung bei Dr. X wegen... bundan önce... yüzünden Dr. X beni tedavi ediyordu3) ( eines Themas) işleme4) tech işleme -
4 einmal
1) ( ein Mal) bir kere, bir defa, bir kez;noch \einmal bir kere daha;\einmal eins ist eins bir kere bir bir eder;auf \einmal birden;ich möchte erst \einmal hierbleiben ilkönce burada kalmak istiyorum2) ( früher) eskiden;es war \einmal... eskiden... varmış, bir varmış...3) ( irgendwann) bir zamanlar;es war \einmal, es war keinmal bir varmış, bir yokmuş4) ( verstärkend)er hat sie nicht \einmal besucht onu bir kere olsun [o bile] ziyaret etmedi;nicht \einmal piep sagen ( fam) gık bile dememek;das ist nun \einmal so bu böyle işte;wieder \einmal bir daha -
5 fruchten
fruchten ['frʊxtən]all das fruchtet doch sowieso nichts bütün bunlar zaten istenilen sonucu vermez;alle seine Ratschläge haben nichts gefruchtet verdiği bütün öğütler kâr etmedi -
6 ihnen
niemand half \ihnen onlara (hiç) kimse yardım etmedi;\ihnen wäre das zu teuer bu, onlar için fazla pahalı olur;hinter/vor/unter/über \ihnen arkalarında/önlerinde/altlarında/üstlerinde, onların arkasında/önünde/altında/üstünde;ein Freund von \ihnen onların bir dostu, bir dostları -
7 mal
1) math kere, çarpı;zwei \mal zwei ist vier iki kere [o çarpı] iki dört edernoch \mal bir daha;erst \mal ilk kez;denk doch \mal scharf nach! kafanı bir işletsene!warst du schon \mal hier? buraya hiç geldin mi?besuchen Sie mich doch \mal! beni bir ziyaret edin!sag \mal, stimmt das? söylesene, doğru mu bu?;er hat sie nicht \mal besucht onu bir kere olsun ziyaret etmedi;komm \mal her! gelsene buraya!;zeig \mal! göstersene!, göster bakayım! -
8 würdigen
würdigen ['vʏrdıgən]vt1) ( anerkennen) takdir etmek2) ( für wert halten) layık görmek, değer vermek (-e);er würdigte ihn keines Blickes ona bakmaya bile tenezzül etmedi
См. также в других словарях:
gökten ne yağdı da yer kabul etmedi — büyüklerden gelen şeyleri küçükler geri çeviremezler anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
Fevzi Çakmak — For other Fevzi Pasha, see Fevzi Pasha (disambiguation). Mustafa Fevzi Çakmak 1311 (1895) c P. 7 Mareşal Fevzi Çakmak (October 26, 1923)[1 … Wikipedia
acemilik — is., ği 1) Acemi olma durumu Karısı bırakınca şaşaladı ama acemiliğini fazla belli etmedi. A. İlhan 2) Acemice davranış Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller acemilik çekmek acemilik etmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
gök — is., ğü 1) İçinde gök cisimlerinin hareket ettiği sonsuz boşluk, uzay, sema, asuman, feza 2) Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk, sema Süngülerini, çelikten birer parmak gibi göğe kaldırmışlar. R. E. Ünaydın 3) Gökyüzünün, denizin… … Çağatay Osmanlı Sözlük
hasılı — zf. Sözün kısası, kısacası Hasılı ne söyledikse kâr etmedi. H. Taner Birleşik Sözler hasılıkelam … Çağatay Osmanlı Sözlük
iltifatlı — sf. Yüze gülen, gönül alan Naciye Hanım bu iltifatlı karşılanışa aynı hararetle mukabele etmedi. P. Safa … Çağatay Osmanlı Sözlük
rical — is., li, ç., esk., Ar. ricāl 1) Erkekler 2) Yüksek makamlardaki devlet adamları Kendisi II. Abdülhamit devri ricalinden olmakla beraber bu servete hiçbir şey ilave etmedi. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
sezdirmek — i, e Sezmesine yol açmak, belli etmek, hissettirmek Doktorlar ona bir şey sezdirmediler. O da çektiği acılardan, karısına, kızına hiçbir şey belli etmedi. Y. Z. Ortaç … Çağatay Osmanlı Sözlük
tartışma — is. 1) Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunma Karşısındakilerin tartışmaları çabuk bıraktıklarına da dikkat etmedi. T. Buğra 2) Ağız kavgası, münakaşa Belki de komşulardan çekindiğinden tartışmayı kesmek gereğini duyuyor. H. Taner 3) Bir … Çağatay Osmanlı Sözlük
fayda etmemek — etkisi olmamak, işe yaramamak, yararlı olmamak Hekimler epeyce çalıştılar, ilaç verdiler, kan aldılar ise de fayda etmedi. M. Ş. Esendal … Çağatay Osmanlı Sözlük
inme inmek — vücudun bir yerinde hareket ve hissetme kalmamak, felç gelmek Sağ yanına inme inmiş. Hekimler epeyce çalıştılar, ilaç verdiler, kan aldılar ise de fayda etmedi. M. Ş. Esendal … Çağatay Osmanlı Sözlük