-
101 fortbestehen
fortbestehen v/i <unreg, o -ge-, h> sürüp gitmek; ayakta kalmak -
102 fortfliegen
fortfliegen v/i <unreg, -ge-, sn> uçup gitmek -
103 fortgehen
fortgehen v/i <unreg, -ge-, sn> gitmek, ayrılmak -
104 Freiheit
Freiheit f <Freiheit; Freiheiten> hürriyet, serbesti, özgürlük;sich die Freiheit nehmen zu -meye cüret etmek;sich Freiheiten erlauben gegenüber jemandem b-ne karşı (çok) ileri gitmek -
105 Fuß
Fuß m <Fußes; Füße> ayak;zu Fuß yürüyerek; yayan; yaya (olarak);zu Fuß erreichbar yürüyerek gidilebilir (uzaklıkta);zu Fuß gehen yürüyerek gitmek;gut zu Fuß sein yürüyüşü iyi olmak;auf eigenen Füßen stehen kendi ekmeğini kazanmak;Fuß fassen tutunmak, yerleşmek;auf freiem Fuß serbest (bırakılmış);fam kalte Füße bekommen yüzgeri etmek;am Fuß des Berges dağın eteğinde -
106 Fußstapfen
Fußstapfen pl: in jemandes Fußstapfen treten b-nin izinden gitmek -
107 futsch
-
108 gefallen
gefallen1 v/i <unreg, o ge-, h> -in hoşuna gitmek;es gefällt mir nicht hoşuma gitmiyor;wie gefällt dir …? … hoşuna gidiyor mu?;sich (D) etwas gefallen lassen -i kabul etmekgefallen2 adj MIL kayıp; şehit -
109 Geschäft
Geschäft n <Geschäfts; Geschäfte> iş, ticaret; işyeri (eigenes); (Laden) mağaza; Büro iş(lemler);ein gutes (schlechtes) Geschäft iyi/kârlı (kötü) bir iş;mit jemandem Geschäfte machen, mit jemandem ins Geschäft kommen b-le bir iş yapmak;gut im Geschäft sein -in iş(ler)i iyi gitmek;sie versteht ihr Geschäft! işini bilmek -
110 glatt
fam glatt ablehnen (leugnen) düpedüz reddetmek (inkâr etmek);glatt gehen iyi gitmek, yolunda olmak;glatt rasiert sinekkaydı tıraş (olmuş);glatte Absage kesin red;das ist glatter Wahnsinn bu çılgınlığın dik alâsı -
111 Glückssträhne
Glückssträhne f: eine Glückssträhne haben şansı iyi/yaver gitmek -
112 Gut
1. adj iyi; Wetter a güzel;gut aussehend çekici, Mann yakışıklı;gut bezahlt adj parası iyi; iyi maaşlı (Arbeit);gut gebaut iri yapılı;gut gehen yolunda gitmek, başarıyla sonuçlanmak;gut gelaunt keyfi yerinde, neşeli;gut gemeint iyi niyetle söylenmiş/yapılmış;gut situiert hali vakti yerinde;gut tun iyi gelmek;ganz gut fena değil;also gut! peki öyleyse!;schon gut ! önemi yok!;(wieder) gut werden tekrar düzelmek;gute Reise! iyi yolculuklar!;sei bitte so gut und hilf mir bana yardım eder misin lütfen?;mir ist nicht gut! ben iyi değilim!;in etwas gut sein bş-de iyi olmak;wozu soll das gut sein? bu da nesi?; bu neye yarar ki?;so gut wie nichts hiçbir şey dense yeri(dir);gut zwei Stunden rahat iki saat; iki saatten fazla;sich im Gut en trennen kavgasız ayrılmak2. adv iyi;mir geht es gut iyiyim;du hast es gut senin işin iş;es ist gut möglich gayet mümkün;es gefällt mir gut hoşuma gidiyor/gitti;gut gemacht! iyi oldu!, aferin!;machs gut! hoşça kal! -
113 gut
1. adj iyi; Wetter a güzel;gut aussehend çekici, Mann yakışıklı;gut bezahlt adj parası iyi; iyi maaşlı (Arbeit);gut gebaut iri yapılı;gut gehen yolunda gitmek, başarıyla sonuçlanmak;gut gelaunt keyfi yerinde, neşeli;gut gemeint iyi niyetle söylenmiş/yapılmış;gut situiert hali vakti yerinde;gut tun iyi gelmek;ganz gut fena değil;also gut! peki öyleyse!;schon gut ! önemi yok!;(wieder) gut werden tekrar düzelmek;gute Reise! iyi yolculuklar!;sei bitte so gut und hilf mir bana yardım eder misin lütfen?;mir ist nicht gut! ben iyi değilim!;in etwas gut sein bş-de iyi olmak;wozu soll das gut sein? bu da nesi?; bu neye yarar ki?;so gut wie nichts hiçbir şey dense yeri(dir);gut zwei Stunden rahat iki saat; iki saatten fazla;sich im Gut en trennen kavgasız ayrılmak2. adv iyi;mir geht es gut iyiyim;du hast es gut senin işin iş;es ist gut möglich gayet mümkün;es gefällt mir gut hoşuma gidiyor/gitti;gut gemacht! iyi oldu!, aferin!;machs gut! hoşça kal! -
114 heimfahren
heimfahren v/i <unreg, -ge-, sn> eve gitmek (araçla) -
115 heimgehen
heimgehen v/i <unreg, -ge-, sn> ev(in)e gitmek -
116 herfahren
herfahren <unreg, -ge-> -
117 hinausziehen
hinausziehen <unreg, -ge->1. v/t <h> ( aus -in içinden) çekip çıkarmak;etwas hinausziehen bş-i uzatmak/geciktirmek2. v/i <sn> şehir (ülke) dışına gitmek3. v/r <h>: sich hinausziehen uzamak; gecikmek -
118 hinfahren
-
119 hinführen
hinführen <-ge-, h>1. v/t -i (belli bir yere) götürmek2. v/i (Weg) gitmek, varmak;wo soll das (noch) hinführen? bunun sonu nereye varır (böyle)? -
120 hingehen
hingehen v/i <unreg, -ge-, sn> gitmek;wo gehst du hin? nereye gidiyorsun?
См. также в других словарях:
gitmek — e, der 1) Bir yere doğru yönelmek 2) den Bir yerden veya bir işten ayrılmak 3) Çıkmak, ulaşmak Bu yol nereye gider? 4) Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak Her gün çalışmaya gidiyor. 5) nsz Sürmek, devam etmek Ama böyle… … Çağatay Osmanlı Sözlük
kıçın kıçın gitmek — 1) geriye doğru gitmek, geri geri gitmek 2) henüz yürümeyen bebek kıçüstü gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
sılaya gitmek — 1) bir süre ayrı kaldığı evini, yurdunu görmeye gitmek Ara sıra memlekete, sılaya gitmek lazım. R. H. Karay 2) anne, baba ve diğer akrabalarını görmek için memlekete gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
ağır aksak yürümek (veya gitmek veya ilerlemek) — 1) yavaş olarak, istenilen hızda olmayarak yürümek (gitmek, ilerlemek) Hava ve su kirlenmesine karşı mücadele ağır aksak yürüdü. 2) düzensiz, aralıklı olarak yürümek (gitmek, ilerlemek) … Çağatay Osmanlı Sözlük
hacca gitmek — 1) Müslümanlıkta, hac amacıyla Mekke ye gitmek 2) Hristiyanlıkta, kutsal sayılan yerlere gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
basıp gitmek — birdenbire gitmek, aklına koyduğu şeyi yapmak üzere bulunduğu yerden uzaklaşmak, çekip gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
ipe gitmek — ölüme gitmek Menfaatine dokunan adam, ipe gitmek için lazım gelen hükümleri giyer. F. R. Atay … Çağatay Osmanlı Sözlük
acayibine gitmek — yadırgamak, tuhafına gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
badi badi yürümek (veya gitmek veya koşmak) — ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek, koşmak) Hani biz bir çayırda arabayla geçerken bir boğa çıkageldi, köylü korkudan nasıl badi badi koşmaya başlamıştı? A. Ş. Hisar … Çağatay Osmanlı Sözlük
deplasmana gitmek (veya çıkmak) — dış sahaya gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
dere tepe düz gitmek — engelleri aşarak gitmek Geceleyin ay aydınlığında yola düzüldüler. Dere tepe düz gittiler. Dağlar aştılar. Ö. Seyfettin … Çağatay Osmanlı Sözlük