-
1 güç
1. أزر [أَزْر]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet2. إمكان [إِمْكان]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet3. إياد [إِيَاد]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet4. أيد [أَيْد]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet5. استطاعة [اِسْتِطَاعَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet6. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet7. بأس [بَأْس]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet8. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet9. جبر [جَبْر]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet10. حول [حَوْل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet11. زور [زُور]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet12. شاق [شاقّ]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül13. شدة [شِدَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet14. شوكة [شَوْكَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet15. صبر [صَبْر]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet16. صعب [صَعْب]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül17. طائل [طائِل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet18. طائلة [طائِلَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet19. طاقة [طاقَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet20. طوق [طَوْق]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet21. طول [طَوْل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet22. عسر [عَسِر]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül23. عسير [عَسِير]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül24. قابلية [قابِلِيَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet25. قبل [قِبَل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet26. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet27. متعذر [مُتَعَذِّر]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül28. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül29. مراس [مِرَاس]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet30. مرة [مِرَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet31. مستصعب [مُسْتَصْعَب]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül32. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül33. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet34. مقدور [مَقْدُور]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet35. مكنة [مُكْنَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet36. منعة [مَنْعَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet37. منة [مُنَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet38. نكير [نَكِير]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül39. عويص [عَوِيص]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül -
2 acı
1. أسى [أَسَى]2. ابتئاس [اِبْتِئاس]3. اكتئاب [اِكْتِئاب]4. بأس [بَأْس]5. بث [بَثّ]6. زعاق [زُعَاق]Anlamı: tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı durum, tatlı karşıtı7. عذاب [عَذَاب]8. كرب [كَرْب]9. كربة [كُرْبَة]10. مر [مُرّ]Anlamı: tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı durum, tatlı karşıtı11. مض [مَضّ]12. مضض [مَضَض] -
3 etken
1. فاعل [فاعِل]Anlamı: etki yapan, müessir, âmil, faktör2. فعال [فَعَّال]Anlamı: etki yapan, müessir, âmil, faktör3. مؤثر [مُؤَثِّر]Anlamı: etki yapan, müessir, âmil, faktör4. مشتغل [مُشْتَغِل]Anlamı: etki yapan, müessir, âmil, faktör5. ناجع [ناجِع]Anlamı: etki yapan, müessir, âmil, faktör -
4 tesir
-
5 tepki
-
6 basınç
انضغاط [اِنْضِغَاط] -
7 fotojenik
متألق [مُتَأَلِّق] -
8 izlenim
انطباع [اِنْطِباع]Anlamı: etki, intiba -
9 manyetize
ممغنط [مُمَغْنَط] -
10 yardım
1. تأثير [تأثير]Anlamı: etki2. جدوى [جَدْوَى]Anlamı: bağış3. رفد [رِفْد]Anlamı: bağış4. صلة [صِلَة]Anlamı: bağış5. عطا [عَطًا]Anlamı: bağış6. عطاء [عَطَاء]Anlamı: bağış7. مساعدة [مُسَاعَدَة]8. مساندة [مُسَانَدَة]9. معاونة [مُعَاوَنَة]10. منحة [مِنْحَة]Anlamı: bağış11. نعماء [نَعْماء]Anlamı: bağış12. نفحة [نَفْحَة]Anlamı: bağış13. نفل [نَفَل]Anlamı: bağış14. نوال [نَوَال]Anlamı: bağış15. هبة [هِبَة]Anlamı: bağış16. هدية [هَدِيَّة]Anlamı: bağış17. عون [عَوْن]
См. также в других словарях:
etki — is. 1) Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor. H. Taner 2) Bir etken veya bir sebebin sonucu Tokadın etkisi kötü oldu. 3) mec … Çağatay Osmanlı Sözlük
yan etki — is., tıp 1) Tedavi için uygulanan ilacın kişide kullanım amacı dışında sebep olduğu olumsuz etki 2) Dolaylı yapılan etki … Çağatay Osmanlı Sözlük
kılcal etki — is., fiz. Birbirine değen bir sıvı ile bir katının molekülleri arasındaki etki … Çağatay Osmanlı Sözlük
bozucu etki — is., fiz. Enerji sisteminde aniden ortaya çıkan, üretim kaybından, yük kesintisinden veya tesis, kablo, hat arızasından kaynaklanan belirgin değişiklik … Çağatay Osmanlı Sözlük
izlenim vermek — etki bırakmak Görevlilerin edalı ve dıbır dıbır yürüyüşleri bir geçit töreni izlenimini verir. S. Birsel … Çağatay Osmanlı Sözlük
nüfuz — (A.) [ ذﻮﻔﻥ ] 1. etki etme, işleme. 2. etki gücü. ♦ nüfuz etmek işlemek, etki etmek … Osmanli Türkçesİ sözlüğü
fotojenik — sf., ği, fiz., Fr. photogénique 1) Işığın bazı cisimler üzerine yaptığı kimyasal etki ile ilgili veya bu etkileri yaratma özelliği taşıyan 2) Fotoğraf kâğıdını çok etkileyen Mavi, fotojenik bir renktir. 3) mec. Fotoğrafta veya sinema filminde… … Çağatay Osmanlı Sözlük
güç — 1. sf. 1) Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül Eski yazıyı öğrenmek güç bir işti. 2) zf. Zorlukla Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı. Y. K. Karaosmanoğlu Birleşik Sözler gücü gücüne güçbeğenir güç bela Atasözü, Deyim ve Birleşik… … Çağatay Osmanlı Sözlük
akıntıya kapılmak — 1) bir akıntının etki alanına girmek, akıntı ile birlikte sürüklenmek 2) mec. etki altında kalarak bir topluluğun davranışına katılmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
Francois Rosse — François Rossé François Rossé est un compositeur, pianiste et improvisateur français, né en 1945. Il étudie d abord le piano puis l analyse musicale et la composition. Il fut l un des derniers élèves d Olivier Messiaen au CNSMDP. Il étudie… … Wikipédia en Français
François Rossé — est un compositeur, pianiste et improvisateur français, né en 1945. Il étudie d abord le piano puis l analyse musicale et la composition. Il fut l un des derniers élèves d Olivier Messiaen au CNSMDP. Il étudie également auprès d Ivo Malec et de… … Wikipédia en Français