-
21 Bruch
1) ( das Brechen, Zerbrechen) kır(ıl) ma; ( das Auseinenderbrechen) kırılma, kopma; (Rohr\Bruch) patlama;zu \Bruch gehen kırılmak;ihre Ehe ging in die Brüche evlilikleri bozuldu2) ( Zerbrochenes) kırık3) med (Knochen\Bruch) kırık, çatlak; (Eingeweide\Bruch) patlama; (Leisten\Bruch) fıtık, çatlak;4) math kesir;echter/unechter \Bruch bayağı/bileşik kesir5) ( eines Verhältnisses, Vertrages) bozma; ( Gesetz) ihlâl; ( Eid) bozma; ( Vertrauen) kötüye kullanma6) (Stein\Bruch) ocak -
22 dir
dir [di:ɐ]ich habe \dir etwas mitgebracht sana bir şey getirdim;\dir verrate ich nicht, was ich vorhabe! niyetimi sana söylemem!;hinter/vor/unter/über \dir senin arkanda/önünde/altında/üstünde;ein Freund von \dir senin bir dostunwas hast du \dir gekauft? kendine ne aldın? -
23 einbilden
ein|bildenvrsich \einbilden1) ( sich vorstellen)was bildest du dir eigentlich ein? ( fam) kendini ne sanıyorsun ki?2) ( stolz sein) -
24 einer
-
25 euch
euch [ɔıç]wie habt ihr \euch in China verständigt? Çin'de nasıl anlaştınız?;\euch würde es gefallen bu sizin hoşunuza gider, bunu beğenirsiniz;Blumen für \euch! size çiçek var!;ein Freund von \euch sizin bir dostunuz;gehören \euch die Räder? tekerler size mi ait?setzt \euch! oturun! -
26 Finger
Finger <-s, -> ['fıŋɐ] mparmak;der kleine \Finger serçe parmak, serçe parmağı, küçük parmak;mit dem \Finger auf jdn zeigen birini parmakla göstermek;\Finger weg! çek parmağını!;da solltest du lieber die \Finger von lassen ( fig) o ( fam) ondan [o o sevdadan] vazgeçsen iyi olur;jdn in die \Finger bekommen birini eline geçirmek;jdn um den \Finger wickeln ( fam) birini parmağında oynatmak;sich dat die \Finger nach etw lecken ( fam) bir şey için içi gitmek; ( beim Essen) parmaklarını birlikte yemek;keinen \Finger krumm machen ( fam) parmağını bile kıpırdatmamak [o oynatmamak] -
27 Gegensatz
Gegensatz <-es, -sätze> m1) ( Verschiedenheit) karşıt(lık);im \Gegensatz zu dir senin tersine2) ( Unterschied)Gegensätze ziehen sich an zıt kutuplar birbirini çeker3) ( Widerspruch) karşıtlık (zu -e), tezat -
28 gewachsen
-
29 Grund
1. kein pl1) ( Erdboden) arazi;\Grund und Boden arsa;jdn in \Grund und Boden reden birinin lafını ağzına tıkamak;sich in \Grund und Boden schämen yerin dibine geçmek2) ( eines Gewässers) dip;auf \Grund laufen karaya oturmak;im \Grunde ( genommen) aslında, esasen;zu \Grunde gehen batmak, mahvolmak;jdn/etw zu \Grunde richten bir kimseyi/şeyi mahvetmek3) ( Grundlage) temel, esas, zemin, taban;von \Grund auf temelinden;etw zu \Grunde legen bir şeyi esas almak;zu \Grunde liegen esas olmakes besteht kein \Grund zur Klage yakınmak için hiçbir neden yok;aus gesundheitlichen Gründen sağlık nedeniyle;ohne \Grund nedenli nedensiz, neden olmadan, sebepli sebepsiz, sebep olmaksızın;ohne jeden \Grund hiç yoktan, hiçbir sebep yokken;auf \Grund von dayanarak, müsteniden; ( wegen) nedeniyle, sebebiyle, yüzünden, dolayısıyla;strafmildernde Gründe hafifletici sebepler -
30 Hals
jdm um den \Hals fallen birinin boynuna sarılmak;sich jdm an den \Hals werfen ( fam) birinin başına ekşimek;aus vollem \Hals avazı çıktığı kadar;das Wort blieb ihm im \Hals(e) stecken sözü boğazında düğümlendi;er hat viel am \Hals ( fam) işi başından aşkın;bis zum \Hals in Schulden stecken boğazına [o gırtlağına] kadar borç içinde olmak;bleib mir mit deinen Problemen vom \Hals! ( fam) sorunlarınla başımı ağrıtma!;das hängt mir zum \Hals heraus ( fam) bundan bıktım, usandım artık;einen Frosch im \Hals haben ( fam) boğazı gıcıklanmak, gıcık tutmak;einen Kloß im \Hals haben ( fam) boğazına bir yumruk tıkanmak [o gelip oturmak];etw in den falschen \Hals bekommen ( fam) bir şeyi ters anlamak;sie kann den \Hals nicht vollkriegen ( fam) doymak bilmiyor2) (Flaschen\Hals) boğaz3) ( von Instrument) sap -
31 herausnehmen
heraus|nehmen -
32 Herz
Herz <-ens, -en> [hɛrts] ntim Grunde seines \Herzens esasında, aslında;von \Herzen gern canı gönülden [o yürekten];mir blutet das \Herz ( fig) yüreğim kan ağlıyor;ich tue es leichten \Herzens onu gönül ferahlığı [o rahatlığı] ile yapıyorum;schweren \Herzens istemeye istemeye;aus seinem \Herzen keine Mördergrube machen dobra dobra konuşmak;ein \Herz und eine Seele sein ( fig) can ciğer (kuzu sarması) olmak;ein gutes/goldenes \Herz haben iyi/altın kalpli olmak;etw nicht übers \Herz bringen bir şeye gönlü razı olmamak, bir şeye kıyamamak;etw auf dem \Herzen haben derdi olmak;etw auf \Herz und Nieren prüfen ( fam) bir şeyin içini dışını gözden geçirmek;jdm sein \Herz ausschütten ( fig) birine içini dökmek;jdm das \Herz brechen ( geh) birinin kalbini kırmak;jdm das \Herz zerreißen birinin yüreğini parçalamak;aus ganzem \Herzen canı gönülden;jds \Herz erweichen birinin kalbini eritmek;jds \Herz höherschlagen lassen birinin gönlünü tutuşturmak;mir ist ein Stein vom \Herzen gefallen ( fig) yüreğime su serpildi;jdn ins \Herz schließen birine içi ısınmak, birine kanı kaynamakim \Herzen Anatoliens/Europas Türkiye'nin/Avrupa'nın göbeğinde\Herz ist Trumpf kupa kozdur -
33 herziehen
her|ziehen1) ( umziehen) buraya taşınmak;sie sind vor ein paar Jahren hergezogen birkaç yıl önce buraya taşındılar2) ( gehen)hinter/vor/neben jdm/etw dat \herziehen bir kimsenin/şeyin arkasından/önünden/yanından gitmeküber jdn \herziehen birini çekiştirmek [o fitnelemek]sich den Stuhl/Tisch \herziehen sandalyeyi/masayı kendine çekmek;etw hinter sich dat \herziehen bir şeyi arkasına çekmek -
34 Hut
mir geht der \Hut hoch ( fam) tepem atıyor;seinen \Hut nehmen ( fam) görevden ayrılmak;unter einen \Hut bringen ( fam) uzlaştırmak;das kannst du dir an den \Hut stecken ( fam) al bunu başına çal2) ( von Pilzen) şapka; (Zucker\Hut) kellevor jdm/etw dat auf der \Hut sein bir kimseye/şeye karşı tetikte olmak -
35 Kenntnis
Kenntnis ['kɛntnıs] fkein pl ( das Bekanntsein) bilgi, bilme, haberdar olma;jdn von etw dat in \Kenntnis setzen birine bir şey hakkında bilgi vermek, birini bir şeyden haberdar etmek;etw/jdn zur \Kenntnis nehmen bir şey/kimse hakkında bilgi edinmek -
36 klar
1) ( allgemein) açık;etw \klar und deutlich sagen bir şeyi açık ve seçik söylemek;ist das \klar? anlaşıldı mı?, tamam mı?;na \klar! hay hay!;das ist doch \klar! elbette ki!, bu besbelli bir şey!;3) ( Umrisse) net, belirgin4) ( eindeutig) belli5) ( vernünftig)keinen \klaren Gedanken fassen können aklı başında olmamak6) ( fertig) hazır -
37 Kriegsfuß
( fam) -
38 lassen
lassen <lässt, ließ, gelassen> ['lasən]1. vt1) (unverändert \lassen, unter\lassen) bırakmak;lass doch das Gejammer! bırak bu yakınma tiradını!;\lassen wir das! bırakalım bunu!;lass mich! ( fam) bırak beni!;lass mich in Ruhe! ( fam) beni rahat bırak!;er kann es einfach nicht \lassen bir türlü ondan vazgeçemiyor;tu, was du nicht \lassen kannst! ( fam) ne hâlin varsa gör!;\lassen wir es dabei bunu böylece bırakalım2) (zurück\lassen) bırakmak;sein Leben \lassen ( geh) hayatını vermek3) ( zugestehen)jdm Zeit \lassen birine zaman bırakmak [o tanımak];jdm seinen Willen \lassen birinin istediğini yapmasına izin vermek;das muss man ihr \lassen bu işten anladığını kabul etmek gerekiyor4) (irgendwohin \lassen)Wasser in die Wanne \lassen tekneye su doldurmak;jdm die Luft aus den Reifen \lassen birinin lastikleri söndürmek;lass mich mal vorbei! bırak da bir geçeyim!wir sollten nichts unversucht \lassen denemediğimiz şey bırakmayalım2. <lässt, ließ, lassen> ['lasən] vt mit einem Infinitivlass mich nur machen! bırak beni yapayım!;lass hören! söyle!;so kannst du dich sehen \lassen ortaya böyle çıkamazsın;lass dir das gesagt sein! benden günah gitti!;sich nicht stören \lassen istifini bozmamak;\lassen Sie das nur meine Sorge sein bırakın bana, dert etmeyin kendinize;\lassen Sie mich bitte ausreden bırakın da sözümü bitireyim;einen fahren \lassen ( fam) yellenmek;jdn laufen \lassen ( fam) birisini serbest bırakmak;etw geschehen \lassen bir şeyi oluruna bırakmak;lass ihn nur kommen! bırak da bir gelsin!;2) ( veranlassen)sich scheiden \lassen boşanmak;ich lasse bitten buyurun;er lässt dich grüßen sana selamları var;ich habe mir sagen \lassen, dass... bana dediler ki...3) (unverändert \lassen)etw sein [o bleiben] \lassen bir şeyi değiştirmemek, bir şeyi aynen [o olduğu gibi] bırakmak;jdn hängen \lassen birini atlatmak [o ekmek];sich hängen \lassen kendini bırakmak;etw liegen \lassen ( nicht wegnehmen) bir şeyi yerinde bırakmak; ( vergessen) bir şeyi bırakmak; ( unerledigt lassen) bir işi yüzüstü bırakmak;jdn links liegen \lassen birine yüz vermemek, birini es geçmek;stecken \lassen üstünde bırakmak; ( Schlüssel) kilidin üstünde bırakmak;lass dein Geld stecken! bırak, ben ödeyeceğim!;stehen \lassen ( nicht wegnehmen, vergessen) bırakmak; ( nicht zerstören) bozmamak; ( Essen) yememek; ( sich abwenden) sırt çevirmek (-e); ( bei einem Termin) bekletmek4) ( Imperativ)lass uns gehen! haydi gidelim!;lasset uns beten bırakın, dua edelim;lass es dir schmecken afiyet olsun;lass es dir gut gehen esen kal5) (lassen + sich: möglich sein)das wird sich einrichten \lassen bu yapılır;das lässt sich nicht vermeiden bundan kaçınılmaz;ich will sehen, was sich tun lässt bakayım, ne yapılır;der Wein lässt sich trinken şarap içilir;das lässt sich hören söz söylemek buna derler -
39 Leben
Leben <-s, -> ntetw ins \Leben rufen bir şeyi yaratmak;am \Leben sein hayatta olmak, sağ olmak;nie im \Leben! hayatta olmaz!;es geht um \Leben und Tod bu, hayat memat meselesidir, bu, ölüm kalım meselesidir;der Mann/die Frau meines \Lebens hayatımın adamı/kadını;sich mit Betteln durchs \Leben schlagen dilencilikle geçinmek;am \Leben hängen hayata bağlı olmak;jdm das \Leben kosten birinin hayatına mal olmak;das ist wie im richtigen \Leben bu, gerçek yaşamdaki gibi;\Leben in etw bringen bir şeye hayat [o canlılık] vermek;daran wird sie zeit ihres \Lebens denken onu bütün hayatı [o ömrü] boyunca unutmayacaktır2) can;das tue ich für mein \Leben gern bunu canı gönülden yaparım;ums \Leben kommen canını kaybetmek, ölmek;mit dem \Leben davonkommen canını kurtarmak;etw mit dem \Leben bezahlen bir şeyi canıyla ödemek;am \Leben hängen canı tatlı olmak;jdm das \Leben retten birinin canını kurtarmak;Geld oder \Leben! ya paranı ya da canını! -
40 lecken
lecken ['lɛkən]I vi1) ( Gefäß) su kaçırmak, su(yu) sızdırmak2) ( Schiff) su almakII vt yalamak;sich dat die Finger nach etw dat \lecken ( fam) bir şey için içi gitmek; ( beim Essen) parmaklarını birlikte yemek
См. также в других словарях:
DAT TV — Saltar a navegación, búsqueda Dios Amor y Trabajo Televisión Nombre DAT TV Eslogan Ampliando Horizontes Lanzado en Julio de 1999 Sede Torre DAT TV, Av. Valencia, Naguanagua Edo. Carabobo Propietario D … Wikipedia Español
DAT — or Dat may refer to: Biology: Direct agglutination test, any test that uses whole organisms as a means of looking for serum antibody Direct antiglobulin test, one of two Coombs tests Dopamine transporter or dopamine active transporter, a membrane … Wikipedia
Dat'r — Origin Portland, Oregon, United States Genres Funk, Electronica, Indie rock Years active 2007?–present Labels … Wikipedia
DAT — 〈Abk. für engl.〉 Digital Audio Tape (Digitaltonband) * * * I DAT [Abk. für Digital Audio Tape, dt. digitales Audioband], Kassette. II DAT [Abkürzung für … Universal-Lexikon
.dat — dat Тип Общество с ограниченной ответственностью Деятельность Разработка и издание компьютерных игр Год основания 2003 Основатели … Википедия
DAT — ● DAT nom masculin (sigle de l anglais Digital Audio Tape) Bande magnétique servant de support d enregistrement numérique du son. ● DAT (expressions) nom masculin (sigle de l anglais Digital Audio Tape) Cassette DAT, cassette d enregistrement… … Encyclopédie Universelle
dat. — dat. 〈Abk. für lat.〉 datum * * * dat. = datum. * * * Dat. = Dativ … Universal-Lexikon
Dat. — Dat. 〈Abk. für〉 Dativ * * * dat. = datum. * * * Dat. = Dativ … Universal-Lexikon
dat — dat: dit og dat … Dansk ordbog
dat´ed|ly — dat|ed «DAY tihd», adjective. 1. marked with a date; showing a date on it. 2. out of date: »Jazzy and theatrically insistent, they [torch songs by Kurt Weill] have a lot of fascination, even if they are as dated as an Emil Jannings movie (New… … Useful english dictionary
dat|ed — «DAY tihd», adjective. 1. marked with a date; showing a date on it. 2. out of date: »Jazzy and theatrically insistent, they [torch songs by Kurt Weill] have a lot of fascination, even if they are as dated as an Emil Jannings movie (New Yorker).… … Useful english dictionary