-
21 abfinden
abfinden <unreg, -ge-, h>1. v/t Gläubiger tatmin etmek; (entschädigen) -e tazminat vermek2. v/r: sich abfinden mit ile yetinmek, -e razı olmak;damit kann ich mich nicht abfinden! bu bana yeterli değil! -
22 abkömmlich
abkömmlich adj: er ist nicht abkömmlich serbest değil, meşgul -
23 absolut
absolut adj salt, mutlak;absolut nicht kesinlikle … (değil) -
24 Ahnung
Ahnung f <Ahnung; Ahnungen> sezgi; sanı; (Vermutung) şüphe;er hat keine (blasse) Ahnung davon o bunun farkında bile değil; onun bundan haberi bile yok;keine Ahnung! bilmem!, ne bileyim! -
25 aktuell
die Frage ist im Moment nicht aktuell soru(n) şu sıra güncel değil;aktuelle Sendung aktüalite (programı);aktuelles Problem güncel sorun -
26 allerhand
allerhand adj her çeşit;fam das ist ja allerhand! olur şey değil! -
27 allzu
allzu adv fazla;allzu gut pekalâ, yeterince;allzu sehr fazlasıyla;allzu viel adv çok fazla;nicht allzu schwer usw fazla zor vs değil -
28 annähernd
-
29 Art
es ist nicht seine Art zu inf -mek onun yapacağı iş değil;Art und Weise usul, yol, tarz;seine Art zu sprechen konuşuşu, konuşma tarzı;auf die(se) Art bu suretle, böyle;aller Art her türlü/çeşit;GASTR nach Art des Hauses lokantamız usulü; -
30 Aufgabe
Aufgabe f <Aufgabe; Aufgaben> ödev; (Auftrag) iş; (Pflicht) görev; ÖKON postalama; (Geschäftsaufgabe) tasfiye; MATH problem;es ist nicht meine Aufgabe zu -mek benim üstüme vazife değil;es sich (D) zur Aufgabe machen zu … -meyi görev edinmek -
31 ausgeschlossen
ausgeschlossen adj olmaz, olanaksız;sich ausgeschlossen fühlen kendini dışlanmış hissetmek;das ist ausgeschlossen! bu imkansız, söz konusu değil!;jeder Zweifel ist ausgeschlossen hiçbir şüpheye yer yok -
32 Auskommen
Auskommen n <Auskommens; o pl> geçim, gelir; geçinme;sein Auskommen haben geliri (iyi) olmak;mit ihr ist kein Auskommen onunla geçinmek mümkün değil -
33 bar
bar adj (rein) safî/katıksız;(ohne) bar jeglicher Vernunft hiç akıl kârı/işi değil;ÖKON (in) bar bezahlen nakit ödemek;gegen bar peşin olarak;bar ohne Abzug kesintisiz peşin; net olarak;barer Unsinn düpedüz saçma;bares Geld nakit para -
34 bei
bei präp: bei einer Tasse Tee bir çay içerken;bei meiner Ankunft ben geldiğimde/gelince;bei Müller Adresse Müller eliyle;bei München Münih yakınlarında;bei Nacht gece(leyin);bei Regen yağmur yağarsa/yağarken;bei schönem Wetter güzel havada;bei seiner Geburt (Hochzeit) onun doğumunda (düğününde);bei Tag gündüz(ün);bei uns bizde; bizim ailede (köyde vs);bei weitem büyük farkla;arbeiten bei -de çalışmak (… şirketinde);fam er ist nicht ganz bei sich o tam kendinde değil;ich habe kein Geld bei mir yanımda para yok;beim Arbeiten iş başında;beim Gemüseladen manavda;bei so vielen Problemen bu kadar çok sorun karşısında/varken -
35 beieinander
beieinander adv yan yana; bir arada;dicht, nahe beieinander iyice yan yana; birbirine (çok) yakın;fam du hast wohl nicht alle beieinander! senin aklın başında değil galiba!;fam gut (schlecht) beieinander sein kendini iyi (kötü) hissetmek -
36 berauschend
berauschend adj a fig başdöndürücü;fig nicht gerade berauschend ahım şahım değil -
37 berühmt
berühmt adj ünlü (wegen, für -le);fam fig das ist nicht gerade berühmt! bu hiç de ahım şahım (bir şey) değil! -
38 Beschreibung
Beschreibung f <Beschreibung; Beschreibungen> tarif; tasvir; TECH kullanma kılavuzu;das spottet jeder Beschreibung bunun tasviri mümkün değil -
39 bestimmt
1. adj (gewiss) belirli; Worte kesin, kararlı;etwas Bestimmtes belirli/kesin bir şey;nichts Bestimmtes belirli/kesin bir şey değil/yok;bestimmt sein für için ayrılmış/tahsis edilmiş olmak2. adv (gewiss, sicher) elbet; mutlaka; kesin; kesinlikle;ich weiß bestimmt, dass -in-diğini/-eceğini kesin biliyorum;ganz bestimmt muhakkak, kesin;ich kann es nicht bestimmt sagen kesin bir şey diyemem -
40 bevor
bevor konj …-meden önce;nicht bevor -meden önce değil
См. также в других словарях:
değil — is. Cümle içinde art arda kullanılan iki veya daha çok özneyi, tümleci, yüklemi, aralarından bazılarına olumsuzluk kavramı vererek birbirine bağlayan veya yüklemin olumsuz çekimini sağlayan kelime Bu direniş çetin değil, haşin değil, yürek… … Çağatay Osmanlı Sözlük
değil mi ki — madem, mademki … Çağatay Osmanlı Sözlük
yenilir yutulur şey değil — 1) yenmeyecek nitelikte olan (yiyecek) 2) hoşa gitmeyen, beğenilmeyen nitelikte olan Kağnı gıcırtısını sineye çekmek zor, bu zıkkım pek yenir yutulur şey değil ki! B. R. Eyuboğlu 3) çok ağır (söz) 4) mec. kendisiyle başa çıkılamayacak durumda… … Çağatay Osmanlı Sözlük
boru değil (veya boru mu bu?) — hlk. azımsanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil anlamında kullanılan bir söz Gençlik bu, boru değil. A. İlhan … Çağatay Osmanlı Sözlük
akıl işi değil — akla uygun değil, doğru değil anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
el âlemin ağzı torba değil ki büzesin — elin ağzı torba değil ki büzesin … Çağatay Osmanlı Sözlük
herkesin ağzı torba değil ki büzesin — elin ağzı torba değil ki büzesin … Çağatay Osmanlı Sözlük
kabil değil — imkânsız, imkânı yok Şu sırta kadar çıkmazsak kabil değil, faciayı tamamıyla göremezsiniz, diyor. F. R. Atay … Çağatay Osmanlı Sözlük
erkek arslan arslan da dişi arslan arslan değil mi? — güçlülük ve yüreklilik yalnızca erkeklerde değil kadınlarda da vardır anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
hiç değil — asla, kesinlikle Küçük tıpkı dedesi. Hiç değil … Çağatay Osmanlı Sözlük
av vuranın değil alanın — bir şeyden, sahibi değil de başkası yararlanıyorsa asıl sahip yararlanan kişidir anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük