-
1 yüksek
высо́кий высоко́ высо́тный* * *1.1) врз. высо́кийyüksek ağaç — высо́кое де́рево
yüksek dağ — высо́кая гора́
yüksek duygular — высо́кие благоро́дные чу́вства
yüksek konuk — высо́кий гость
yüksek ücret — высо́кая опла́та
yüksek yapı — высо́кое зда́ние
2) высо́кий, верхо́вныйyüksek başkomutan — верхо́вный главнокома́ндующий
yüksek matematik — вы́сшая матема́тика
yüksek öğreni görmek — получи́ть вы́сшее образова́ние
2.yüksek sosyete — вы́сшее о́бщество
высота́, высо́кое ме́сто (относительно чего-л. другого)yüksekten aydınlık akıyordu — с высо́кого ме́ста проника́л свет
yüksekten bakmak — смотре́ть свысока́
3.yükseklerde dolaşmak — вита́ть в облака́х
высоко́orası yüksek mi? — там высоко́?
••- yüksekten atmak
- yüksekten konuşmak
- yüksek perdeden konuşmak
См. также в других словарях:
yükseklerde dolaşmak — elde edilmesi güç şeyler istemek … Çağatay Osmanlı Sözlük
yüksek — sf., ği 1) Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan ... mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı. Ö. Seyfettin 2) Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan İri kanatları ile bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor. H. Taner 3) Güçlü,… … Çağatay Osmanlı Sözlük
yüksekten uçmak — 1) yükseklerde dolaşmak 2) argo palavra atmak, çok abartmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
tur atmak — 1) dolaşmak, dolaşıp gelmek, dönmek Bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor. H. Taner 2) şampiyon olunca veya galip gelince takım oyuncuları seyircileri selamlayarak sahada dolaşmak … Çağatay Osmanlı Sözlük