-
1 yüksek
высо́кий высоко́ высо́тный* * *1.1) врз. высо́кийyüksek ağaç — высо́кое де́рево
yüksek dağ — высо́кая гора́
yüksek duygular — высо́кие благоро́дные чу́вства
yüksek konuk — высо́кий гость
yüksek ücret — высо́кая опла́та
yüksek yapı — высо́кое зда́ние
2) высо́кий, верхо́вныйyüksek başkomutan — верхо́вный главнокома́ндующий
yüksek matematik — вы́сшая матема́тика
yüksek öğreni görmek — получи́ть вы́сшее образова́ние
2.yüksek sosyete — вы́сшее о́бщество
высота́, высо́кое ме́сто (относительно чего-л. другого)yüksekten aydınlık akıyordu — с высо́кого ме́ста проника́л свет
yüksekten bakmak — смотре́ть свысока́
3.yükseklerde dolaşmak — вита́ть в облака́х
высоко́orası yüksek mi? — там высоко́?
••- yüksekten atmak
- yüksekten konuşmak
- yüksek perdeden konuşmak
См. также в других словарях:
ücret — is., Ar. ucret 1) İş gücünün karşılığı olan para veya mal Ücret emeğin karşılığıdır. Anayasa 2) Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para Fiyatından daha yüksek bir ücretle satın aldı. P. Safa Birleşik Sözler asgari ücret cari ücret… … Çağatay Osmanlı Sözlük
dolgun ücret — is. Yüksek ve tatmin edici ücret … Çağatay Osmanlı Sözlük
dolgun — sf. 1) Dolarak biçimi yuvarlaklaşmış Dolgun yastık. 2) Şişmana yakın, balıketinde Dolgun karnını güçlükle taşıyan genç bir kadın gelip oturdu. B. Felek 3) Çok, bol, fazla, yüksek (ücret, para vb.) İlk işi babasını memnun etmek için ona dolgun bir … Çağatay Osmanlı Sözlük
lüks tarife — is. İyi hizmet verilen yerlerde uygulanan, normal fiyattan yüksek olan ücret … Çağatay Osmanlı Sözlük
makam tazminatı — is. Yüksek makamda görevli bulunanlara aylık maaşları dışında fazladan ödenen ücret, makam ödeneği … Çağatay Osmanlı Sözlük
FEYZ — (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek.(Hakaik ı imaniye ve… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük