-
1 soluk
شاحبناصلنفس -
2 soluk
1. شاحب [شَاحِب]Anlamı: rengi atmış olan2. ناصل [ناصِل]Anlamı: rengi atmış olan3. نفس [نَفَس]Anlamı: ak ciğerlere çekilen nefes -
3 emmek
1. ارتشف [اِرْتَشَفَ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek2. امتصاص [اِمْتِصاص]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek3. امتص [اِمْتَصَّ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek4. تمصص [تَمَصَّصَ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek5. رشف [رَشَفَ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek6. مرث [مَرَثَ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek7. مرس [مَرَسَ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek8. مز [مَزَّ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek9. مص [مَصّ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek10. مص [مَصَّ]Anlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek -
4 ağız
1. ثغر [ثَغْر]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk2. شفرة [شَفْرَة]Anlamı: kesici âletlerin keskin yanı3. عجمة [عُجْمَة]Anlamı: bir dilin sınırları içinde, bölgelere göre değişen söyleyiş özelliği4. فاه [فاه]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk5. فم [فَم]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk6. فو [فُو]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk7. فوه [فُوه]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk8. فيه [فِيه]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk9. لكنة [لُكْنَة]Anlamı: bir dilin sınırları içinde, bölgelere göre değişen söyleyiş özelliği10. لهجة [لَهْجَة]Anlamı: bir dilin sınırları içinde, bölgelere göre değişen söyleyiş özelliği11. مبسم [مَبْسِم]Anlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk -
5 boğmak
1. جرض [جَرَضَ]2. خنق [خَنَقَ]3. زرد [زَرَدَ] -
6 gırtlak
1. حلق [حَلْق]Anlamı: soluk borusunun üst bölümü, imik2. حنجرة [حَنْجَرَة]Anlamı: soluk borusunun üst bölümü, imik -
7 horuldamak
1. شخر [شَخَرَ]2. نخر [نَخَرَ] -
8 solumak
1. لهث [لَهَثَ]Anlamı: sık ve kesik soluk alıp vermek2. لهث [لَهِثَ]Anlamı: sık ve kesik soluk alıp vermek -
9 uçuk
-
10 üfürük
-
11 aksırmak
عطس [عَطَسَ]Anlamı: ağız ve burundan hızlı, gürültülü soluk boşaltmak -
12 dem
1. أمان [أَمَان]Anlamı: zaman, çağ2. توقيت [تَوْقِيت]Anlamı: zaman, çağ3. حميا [حُمَيَّا]Anlamı: içki4. خمر [خَمْر]Anlamı: içki5. خمرة [خَمْرَة]Anlamı: içki6. دم [دَم]Anlamı: kan7. راح [راح]Anlamı: içki8. صهباء [صَهْبَاء]Anlamı: içki9. مدام [مُدَام]Anlamı: içki10. موثق [مَوْثِق]Anlamı: zaman, çağ11. ميثاق [مِيثاق]Anlamı: zaman, çağ12. ميقات [مِيقات]Anlamı: zaman, çağ13. نبيذ [نَبِيذ]Anlamı: içki14. نفس [نَفَس]Anlamı: soluk, nefes15. عقار [عُقَار]Anlamı: içki -
13 hançere
حنجرة [حَنْجَرَة]Anlamı: soluk borusunun üst kısmı, gırtlak -
14 horlamak
شخر [شَخَرَ] -
15 nefes
نفس [نَفَس]Anlamı: soluk
См. также в других словарях:
Soluk — Soluk, Sortenbezeichnung im Anbau von Orienttabak außerhalb der Türkei … Universal-Lexikon
soluk — sòluk m <N mn uci> DEFINICIJA reg. ekspr. dah, dašak ETIMOLOGIJA tur … Hrvatski jezični portal
soluk — 1. is., ğu 1) Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes Kalp gitgide hafiflemekteydi ve soluklarda hafif bir hışıltı başlamıştı. R. N. Güntekin 2) Ciğerlere hava alıp verme 3) mec. Tarz Gençler dergimize yeni bir soluk getirdiler.… … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk soluğa — zf. Koşmaktan güçlükle soluk alarak, sık sık soluyarak, yorgun, bitkin veya telaşla, nefes nefese Soluk soluğa gelmişti; mühim bir haber getirmişti, belli. E. E. Talu … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk almak — 1) havayı ciğerlere çekmek, nefes almak Soluk aldığı bile hissedilmiyor. R. N. Güntekin 2) dinlenmek Hem biraz soluk alırım hem de adamcağızın gönlünü almış olurum. S. M. Alus … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk almadan — zf. 1) Heyecanla Kendisini soluk almadan dinleyen sınıfın karşısında, talebesinden birini ayağa kaldırmış, konuşuyordu. Y. Z. Ortaç 2) Durmaksızın, sürekli … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk benizlilik — is., ği Soluk benizli olma durumu … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk darlığı — is. Soluk alamaz duruma gelme, nefes darlığı … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk soluğa kalmak — nefes alamayacak duruma gelmek, çok yorulmak Çıkrıkçılar yokuşunu bir sincap çevikliğiyle tırmanır ve yokuşun üst başında soluk soluğa kalırdı. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
şölük — (Kürdəmir) pinti, səliqəsiz … Azərbaycan dilinin dialektoloji lüğəti
soluk — balon … Beypazari ağzindan sözcükler