-
1 نفس
Iنَفَس1. nefesAnlamı: soluk2. doz3. solukAnlamı: ak ciğerlere çekilen nefes4. üfürükAnlamı: üfürülerek verilen soluk5. demAnlamı: soluk, nefesIIنَفْس1. zatAnlamı: kimse, kişi2. biriAnlamı: bir tanesi, bir teki3. nefisAnlamı: öz varlık -
2 حنجرة
حَنْجَرَة1. ümükAnlamı: boğaz, gırtlak, imik2. gırtlakAnlamı: soluk borusunun üst bölümü, imik3. hançereAnlamı: soluk borusunun üst kısmı, gırtlak4. boğazAnlamı: boynun ön bölümü -
3 شاحب
شَاحِب1. solukAnlamı: rengi atmış olan2. uçukAnlamı: renkte soluk3. solgunAnlamı: rengini, tazeliğini veya parlaklığını yitirmiş4. ölgünAnlamı: tazeliği kalmamış, pörsümüş, solmuş5. kavuniçiAnlamı: bu renkte olan6. donukAnlamı: parlaklığı olmayan, mat -
4 شخر
-
5 لهث
IلَهَثَsolumakAnlamı: sık ve kesik soluk alıp vermekIIلَهِثَsolumakAnlamı: sık ve kesik soluk alıp vermek -
6 مص
Iمَصّ1. emmekAnlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek2. soğurmakAnlamı: içine çekmek3. absorpsiyonAnlamı: emme hâliIIمَصَّ1. höpürdetmekAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak2. hopurdatmakAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak3. emmekAnlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek4. massetmekAnlamı: emmek5. soğurmakAnlamı: içine çekmek -
7 شاحب
donuk; kavuniçi; ölgün; solgun; soluk; uçuk -
8 ناصل
donuk; kavuniçi; soluk -
9 نفس
biri; dem; doz; nefes; nefis; soluk; üfürük; zat -
10 ارتشف
اِرْتَشَفَ1. hopurdatmakAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak2. höpürdetmekAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak3. emmekAnlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek -
11 امتص
اِمْتَصَّ1. hopurdatmakAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak2. höpürdetmekAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak3. emmekAnlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek4. soğurmakAnlamı: içine çekmek -
12 امتصاص
-
13 باهت
باهِت1. fersizAnlamı: donuk, cansız (göz, ışık)2. solgunAnlamı: rengini, tazeliğini veya parlaklığını yitirmiş3. uçukAnlamı: renkte soluk4. kavuniçiAnlamı: bu renkte olan5. donukAnlamı: parlaklığı olmayan, mat -
14 تمصص
تَمَصَّصَ1. höpürdetmekAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak2. hopurdatmakAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak3. emmekAnlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek -
15 ثغر
Iثَغَرَ1. kertmekAnlamı: bir şeyin kenarında kertik açmak2. kertiklemekAnlamı: kertik açmakIIثَغْر1. diş tacı2. limanAnlamı: gemilerin barınarak yük alıp boşaltmalarına uygun kuruluşları olan yapay sığnık3. ağızAnlamı: yüzde, avurtlarla iki çene arasında ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk -
16 جرض
-
17 حلق
IحَلَقküpeIIحَلْق1. gırtlakAnlamı: soluk borusunun üst bölümü, imik2. tıraşAnlamı: sakal, bıyık için dibinden kesmeحَلَّقَhavalanmakAnlamı: yerden ayrılıp göğe uçmak -
18 خنق
-
19 رشف
رَشَفَ1. hopurdatmakAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak2. höpürdetmekAnlamı: bir şeyi içerken ses çıkarmak3. emmekAnlamı: dudak, dil ve soluk yardımıyla bir şeyi içine çekmek4. massetmekAnlamı: emmek -
20 زرد
Iزَرَد1. kalkan2. armatür3. zırhAnlamı: savaş gemilerinin veya bazı savaş araçlarının dışına kaplanılan çelik levhaIIزَرَدَ1. gırtlaklamakAnlamı: birinin gırtlağını sıkmak2. boğmak
- 1
- 2
См. также в других словарях:
Soluk — Soluk, Sortenbezeichnung im Anbau von Orienttabak außerhalb der Türkei … Universal-Lexikon
soluk — sòluk m <N mn uci> DEFINICIJA reg. ekspr. dah, dašak ETIMOLOGIJA tur … Hrvatski jezični portal
soluk — 1. is., ğu 1) Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes Kalp gitgide hafiflemekteydi ve soluklarda hafif bir hışıltı başlamıştı. R. N. Güntekin 2) Ciğerlere hava alıp verme 3) mec. Tarz Gençler dergimize yeni bir soluk getirdiler.… … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk soluğa — zf. Koşmaktan güçlükle soluk alarak, sık sık soluyarak, yorgun, bitkin veya telaşla, nefes nefese Soluk soluğa gelmişti; mühim bir haber getirmişti, belli. E. E. Talu … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk almak — 1) havayı ciğerlere çekmek, nefes almak Soluk aldığı bile hissedilmiyor. R. N. Güntekin 2) dinlenmek Hem biraz soluk alırım hem de adamcağızın gönlünü almış olurum. S. M. Alus … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk almadan — zf. 1) Heyecanla Kendisini soluk almadan dinleyen sınıfın karşısında, talebesinden birini ayağa kaldırmış, konuşuyordu. Y. Z. Ortaç 2) Durmaksızın, sürekli … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk benizlilik — is., ği Soluk benizli olma durumu … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk darlığı — is. Soluk alamaz duruma gelme, nefes darlığı … Çağatay Osmanlı Sözlük
soluk soluğa kalmak — nefes alamayacak duruma gelmek, çok yorulmak Çıkrıkçılar yokuşunu bir sincap çevikliğiyle tırmanır ve yokuşun üst başında soluk soluğa kalırdı. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
şölük — (Kürdəmir) pinti, səliqəsiz … Azərbaycan dilinin dialektoloji lüğəti
soluk — balon … Beypazari ağzindan sözcükler