-
121 parlour-maid
noun (a female servant who opens the door to visitors, serves tea etc.) sofra hizmetçisi -
122 plate
n. tabak, plaka, plaket, şilt, isim levhası, levha, gümüş kaplama sofra takımı, tam sayfa resim, şık tip, fotoğraf klişesi, yapay damak, takma diş, protez, baskı kalıbı, elektrot (lamba), anot (radyo)————————v. kaplamak, altın kaplamak, gümüş kaplamak, klişe yapmak, levha kaplamak, zırhla kaplamak* * *1. levha (n.) 2. kapla (v.) 3. tabak (n.)* * *[pleit]1) (a shallow dish for holding food etc: china plates.) tabak2) (a sheet of metal etc: The ship was built of steel plates.) tabaka, levha3) (articles made of, or plated with, usually gold or silver: a collection of gold plate.) kaplama4) (a flat piece of metal inscribed with eg a name, for fixing to a door, or with a design etc, for use in printing.) plâka, isim levhası5) (an illustration in a book, usually on glossy paper: The book has ten full-colour plates.) tam sayfa resim6) ((also dental plate) a piece of plastic that fits in the mouth with false teeth attached to it.) takma damak7) (a sheet of glass etc coated with a sensitive film, used in photography.) fotoğraf klişesi•- plated- plateful
- plating
- plate glass -
123 table
n. masa, sofra, masadakiler, tablet, tablo [mat.], çizelge, tabla, kafatası kemik tabakalarından biri————————v. masaya koymak, sunmak, göstermek, tartışmaya sunmak, ertelemek, listeye geçirmek, cetvele yazmak* * *1. masa 2. tablo* * *['teibl]1) (a piece of furniture consisting of a flat, horizontal surface on legs used eg to put food on at meals, or for some games: Put all the plates on the table.) masa2) (a statement of facts or figures arranged in columns etc: The results of the experiments can be seen in table 5.) tablo, cetvel3) (the people sitting at a table: The whole table heard what he said.) bir masada oturanlar•- table linen
- tablespoon
- tablespoonful
- table tennis
- lay/set the table -
124 gold plate
altın kaplama* * *altın sofra takımı -
125 round table
yuvarlak masa, yuvarlak sofra* * *yuvarlak masa -
126 silverware
n. gümüş çatal bıçak, gümüş eşya, gümüş takımlar, sofra takımı* * *gümüş eşya -
127 table knife
servis bıçağı* * *sofra bıçağı -
128 ask a blessing
v. sofra duası yapmak, lütuf dilemek
См. также в других словарях:
sofra — SOFRÁ, sofrale, s.f. (înv.) Masă mică, circulară şi foarte joasă, la care se mânca stând pe divan. – Din tc. sofra. Trimis de IoanSoleriu, 13.09.2007. Sursa: DEX 98 sofrá s. f. (sil. fra), art. sofráua, g. d. art. sofrálei; pl. sofrále … Dicționar Român
sofra — sȍfra ž <G mn sȏfrā/ ī> DEFINICIJA reg. okrugli stol za kojim se jede sjedeći na jastucima ONOMASTIKA pr. (nadimačko): Sȍfrić (Zagreb, Turopolje, Baranja) ETIMOLOGIJA tur. ← arap. sufrä … Hrvatski jezični portal
şofră — şófră, şófre, s.f. (reg.) peşte mic, zvelt, de culoare albă argintie cu gura oblică, ce trăieşte în apele dulci; albişoară, albiţă, sorean, obleţ. Trimis de blaurb, 13.02.2007. Sursa: DAR … Dicționar Român
sofra — is., Ar. sufre 1) Masa, sini vb. şeylerin, yemek yemek üzere hazırlanmış durumu Yemek vakti gelmiş, misafirler sofraya oturmuşlardı. R. N. Güntekin 2) Birlikte yemek yiyenlerin tümü Bizim sofra çok şendir. 3) Genellikle tekerlek biçiminde,… … Çağatay Osmanlı Sözlük
sofra tahtası — is. Yerde yemek yeneceği zaman üzerine sofra takımı konan alçak masa Sofra tahtası, çardağın köşesinde kalan zeytinin gölgesinde kurulmuştu. N. Cumalı … Çağatay Osmanlı Sözlük
sofra kurmak — yemek yemek için sofra takımını dizmek ve yiyecekleri hazırlamak Hanımlar sessiz hareketlerle ortaya iki sofra kurmuşlardı. A. Gündüz … Çağatay Osmanlı Sözlük
sofra örtüsü — is. Sofra kurulurken masanın üzerine serilen örtü … Çağatay Osmanlı Sözlük
sofra — so|fra Mot Pla Nom femení … Diccionari Català-Català
sofra başı — is. Sofranın etrafı, yemek yeme yeri … Çağatay Osmanlı Sözlük
sofra bezi — is. Sofranın altına serilen yaygı … Çağatay Osmanlı Sözlük
sofra duası — is. Yemek sonunda yapılan dua … Çağatay Osmanlı Sözlük