-
1 سبب
Iسَبَب1. sebebiyetAnlamı: bir olaya sebep olma, yol açma2. illetAnlamı: sebep3. saikAnlamı: sebep4. gerekçeAnlamı: gerektirici sebep5. âmilAnlamı: yapan, etken, etmen, sebep, faktör6. sebepAnlamı: bir şeyin olmasına yol açan7. vesileAnlamı: sebep, bahane8. hikmetAnlamı: sebsp, gizli sebep9. bahane10. nedenIIسَبَّبَyapmakAnlamı: olmasına yol açmak -
2 مبعث
مَبْعَث1. illetAnlamı: sebep2. saikAnlamı: sebep3. gerekçeAnlamı: gerektirici sebep4. bahane5. hikmetAnlamı: sebsp, gizli sebep -
3 متسبب
مُتَسَبِّب1. illetAnlamı: sebep2. saikAnlamı: sebep3. oldurgan4. gerekçeAnlamı: gerektirici sebep5. bahane6. hikmetAnlamı: sebsp, gizli sebep -
4 عذر
Iعَذَرَ1. affetmekAnlamı: bağışlamak, hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek2. bağışlamakAnlamı: ceza vermekten vazgeçmek, affetmekIIعُذْر1. kusurAnlamı: özür2. saikAnlamı: sebep3. gerekçeAnlamı: gerektirici sebep4. mazeretAnlamı: özür5. hikmetAnlamı: sebsp, gizli sebep6. bahane -
5 علة
عِلَّة1. illetAnlamı: sebep2. sayrılıkAnlamı: hastalık3. saikAnlamı: sebep4. malullükAnlamı: sakatlık, hastalık5. maluliyetAnlamı: sakatlık, hastalık6. gerekçeAnlamı: gerektirici sebep7. illetAnlamı: hastalık8. marazAnlamı: hastalık, illet9. kıranAnlamı: ölet, afet10. dertAnlamı: hastalık, ağrı11. hikmetAnlamı: sebsp, gizli sebep -
6 موجب
IمُوجَبolumluAnlamı: gözetilen amaca veya beklenilene uygun, yararlıIIمُوجِب1. mucipAnlamı: gerektiren, gerektirici, sebep2. müsebbipAnlamı: sebep olan, yol açan kimse3. âmilAnlamı: yapan, etken, etmen, sebep, faktör -
7 أغضب
أَغْضَبَ1. taşırmakAnlamı: sabrını tüketmek2. kızdırmakAnlamı: kızmasına sebep olmak3. sinirlendirmekAnlamı: sinirlenmesine sebep olmak4. öfkelendirmekAnlamı: kızdırmak5. azdırmakAnlamı: azgın duruma getirmek -
8 إصابة
إِصَابَة1. travmaAnlamı: organda oluşan yerel yara2. badire3. gol4. basketAnlamı: basketbolda kazanılan sayı5. erekAnlamı: amaç, gaye, maksat, hedef6. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay7. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım8. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey9. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
9 بلوى
بَلْوَى1. badire2. faciaAnlamı: çok üzüntü veren, acıklı olay3. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü4. felâketAnlamı: büyük zarar5. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay6. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey7. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım8. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
10 بلية
Iبِلْيَة1. zıpzıpAnlamı: çocukların oynadığı, taştan veya camdan küçük yuvarlak bilye2. bilyeAnlamı: küçük yuvarlak, misketIIبَلِيَّة1. badire2. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü3. faciaAnlamı: çok üzüntü veren, acıklı olay4. felâketAnlamı: büyük zarar5. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay6. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım7. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey8. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
11 جائحة
جائِحَة1. badire2. faciaAnlamı: çok üzüntü veren, acıklı olay3. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü4. felâketAnlamı: büyük zarar5. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay6. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım7. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey8. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
12 حادث
IحادَثَsöyleşmekAnlamı: karşılıklı konuşmakIIحادِث1. badire2. hadiseAnlamı: bir olay3. çağcılAnlamı: asrın yeniliklerinden yararlanan4. asrîAnlamı: modern, çağcil5. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay6. vak'aAnlamı: olay, hadise7. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım8. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey9. yeniAnlamı: kullanılmamış olan10. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
13 حادثة
حادِثَة1. badire2. hadiseAnlamı: bir olay3. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü4. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay5. vak'aAnlamı: olay, hadise6. olayAnlamı: ortaya çıkan, oluşan durum7. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım8. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey9. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
14 حدث
I1. badire2. pislikAnlamı: dışkı3. hadiseAnlamı: bir olay4. faciaAnlamı: çok üzüntü veren, acıklı olay5. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü6. felâketAnlamı: büyük zarar7. kakaAnlamı: (çocuk dilinde) dışkı, pislik8. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay9. vak'aAnlamı: olay, hadise10. bokAnlamı: dışkı, yenilen besinlerin sindirimden sonra kalan ve anüs yoluyla dışarı atılan artığı, kazurat11. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey12. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım13. dışkıAnlamı: anüs yoluyla dışarıya atılan besin artığı, kazurat14. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durumIIحَدَثَtüremekAnlamı: oluşmak, ortaya çıkmakحَدَّثَmodernleştirmekAnlamı: çağcıllaştırmak -
15 حيرة
Iحَيْرَة1. tereddütAnlamı: kararsızlık2. hayretAnlamı: beklenmedik, garip bir şeyin sebep olduğu şaşkınlıkIIحِيرَة1. dağdağaAnlamı: gürültü patırtı2. ikircimAnlamı: ikircik3. tereddütAnlamı: kararsızlık4. ikircimlikAnlamı: ikirciklik5. ikircikAnlamı: kararsızlık6. hayretAnlamı: beklenmedik, garip bir şeyin sebep olduğu şaşkınlık -
16 حيطة
-
17 داهية
داهِيَة1. badire2. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü3. felâketAnlamı: büyük zarar4. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay5. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım -
18 سقم
IسقَّمَhastalandırmakAnlamı: hastalanmasına sebep olmakIIسَقَم1. sayrılıkAnlamı: hastalık2. malullükAnlamı: sakatlık, hastalık3. maluliyetAnlamı: sakatlık, hastalık4. marazAnlamı: hastalık, illet5. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım6. dertAnlamı: hastalık, ağrıسَقِم1. marizAnlamı: hastalıklı2. hastaAnlamı: sağlık durumu bozuk3. hastalıklıAnlamı: vücut. direnci az olan, mariz4. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk5. sayrıAnlamı: hastaIVسَقِمَfenalaşmakAnlamı: (hasta) ağırlaşmak -
19 طارقة
طارِقَة1. badire2. mihnetAnlamı: sıkıntı, üzüntü3. faciaAnlamı: çok üzüntü veren, acıklı olay4. felâketAnlamı: büyük zarar5. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay6. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım7. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey8. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum -
20 عادية
عادِيَة1. badire2. zalimlikAnlamı: zalim olma durumu3. faciaAnlamı: çok üzüntü veren, acıklı olay4. zorbalıkAnlamı: zorbaca davranış, müstebitlik5. felâketAnlamı: büyük zarar6. kıymaAnlamı: kıymak işi7. adaletsizlikAnlamı: adalete aykırı davranış8. kazaAnlamı: zararına sebep olan kötü olay9. zulümAnlamı: kıyım, kıygı, acımasızlık, haksızlık, cefa10. afetAnlamı: doğanın sebep olduğu yıkım11. musibetAnlamı: sıkıntı veren şey12. belâAnlamı: içinden çıkılması güç durum
См. также в других словарях:
sebep — is., bi, Ar. sebeb Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey Aynayı kırmamın hiçbir sebebi yoktur. S. F. Abasıyanık Birleşik Sözler sebep bilimi hafifletici sebep mucip sebep mücbir sebep sudan sebep … Çağatay Osmanlı Sözlük
sebep olmak — neden olmak, yol açmak Bir aralık, ne sebep oldu bilmem, daha sıkı uğramaya başladım. M. Ş. Esendal … Çağatay Osmanlı Sözlük
sebep bilimi — is. Neden bilimi … Çağatay Osmanlı Sözlük
sebep olan sebepsiz kalsın — herhangi bir kötü duruma yol açanlar için kullanılan bir ilenme … Çağatay Osmanlı Sözlük
hafifletici sebep — is., bi Suçun hafiflemesine sebep olan durum veya olay, hafifletici neden … Çağatay Osmanlı Sözlük
sudan sebep — is., bi Baştan savma, inandırıcı olmaktan uzak sebep … Çağatay Osmanlı Sözlük
mucip sebep — is., bi Gerekçe … Çağatay Osmanlı Sözlük
mücbir sebep — is., bi, huk. Herhangi bir kimse tarafından alınacak önlemlere karşı, önüne geçilmesi olanaksız, borcun yerine getirilmesine engel, borçlunun iradesi dışında beklenmedik olaylar … Çağatay Osmanlı Sözlük
mücbir sebep — Herhangi bir kimse tarafından alınacak önlemlere karşı, önüne geçilmesi olanaksız, borcun yerine getirilmesine engel, borçlunun iradesi dışında beklenmedik olaylar … Hukuk Sözlüğü
meydan açmak — sebep olmak Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara meydan açacaktır? R. N. Güntekin … Çağatay Osmanlı Sözlük
vesile bulmak — sebep yaratmak, bahane göstermek Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu. H. C. Yalçın … Çağatay Osmanlı Sözlük