-
1 خصوص
خُصُوص1. heleAnlamı: ''özellikle'', ''hiç olmazsa'', ''her şeyden önce'' anlamında gelir2. konuAnlamı: konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, alay veya durum, mevzu3. sadetAnlamı: konuşulan asıl konu4. özellikleAnlamı: her şeyden önce bilhassa5. bahisAnlamı: konuşulan şey, konu6. bilhassaAnlamı: her şeyden önce, özellikle -
2 خصيصا
خِصِّيصًا1. heleAnlamı: ''özellikle'', ''hiç olmazsa'', ''her şeyden önce'' anlamında gelir2. bilhassaAnlamı: her şeyden önce, özellikle -
3 سيما
Iسِيما1. savsözAnlamı: slogan2. alâmetAnlamı: belirti, ışaret, iz, nişan, alâmet3. emareAnlamı: ışaret, iz, belirti4. imAnlamı: işaret, alamet5. belgi6. logoAnlamı: simge, sembol, rumuz, alâmetifarika7. sembolAnlamı: işaret, simge8. simaAnlamı: yüz, çehre, tip9. simgeAnlamı: sembol10. amblemAnlamı: soyut bir şeyin, bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya, belirtke11. belirtiAnlamı: alâmet, nişanIIسِيَّما1. heleAnlamı: ''özellikle'', ''hiç olmazsa'', ''her şeyden önce'' anlamında gelir2. bilhassaAnlamı: her şeyden önce, özellikle -
4 قبل
IقَبَّلَöpmekIIقَبْل1. evvelceAnlamı: önce, önceleri, eskiden2. evvelAnlamı: önce, ilkقُبْلönAnlamı: bir şeyin esas tutulan yüzüIVقِبَل1. erkeAnlamı: ış başarma gücü, enerji2. takatAnlamı: güç, kuvvet3. enerjiAnlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç4. kabiliyetAnlamı: yetenek5. güçAnlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet6. ehliyetAnlamı: yeterlik, uzluk, belge. ehliyetname7. kudretAnlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek8. erkAnlamı: bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar9. yetenekAnlamı: kabiliyet10. hızAnlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat11. canAnlamı: güç, kuvvet12. dermanAnlamı: güç, takat, mecal -
5 قبلئذ
قَبْلَئِذٍ1. önceleriAnlamı: önceki zamanda, başlangıçta2. evvelceAnlamı: önce, önceleri, eskiden3. deminAnlamı: az önce -
6 كفن
Iكَفَّنَ1. kefenlemekAnlamı: ölüye kefe sarmak2. kefenIIكَفَنَ1. kefen2. kefenlemekAnlamı: ölüye kefe sarmak -
7 مقبل
Iمُقَبِّل1. ordövr2. mezeAnlamı: içki içilirken yenilen yiyecek3. taratorAnlamı: bir çeşit meze4. aperitifIIمُقْبِل1. atiAnlamı: gelecek2. ardından3. gelecekAnlamı: zaman bakımından, ileride olması, gerçekleşmesi beklenen4. gelenAnlamı: gelmek işi yapan kimse -
8 مقصد
Iمَقْصَد1. açarAnlamı: yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif2. hedefAnlamı: amaç, gaye, maksat3. kasıtAnlamı: amaç, maksat4. muratAnlamı: istek, dilek5. meramAnlamı: istek, amaç, maksat6. gayeAnlamı: amaç, hedef7. garazAnlamı: hedef, amaç, maksat8. erekAnlamı: amaç, gaye, maksat, hedef9. amaçAnlamı: erişilmek istenilen sonuç, gaye, hedef, maksatIIمَقْصِد1. açarAnlamı: yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif2. hedefAnlamı: amaç, gaye, maksat3. kasıtAnlamı: amaç, maksat4. maksatAnlamı: istenilen şey, amaç5. muratAnlamı: istek, dilek6. meramAnlamı: istek, amaç, maksat7. garazAnlamı: hedef, amaç, maksat8. erekAnlamı: amaç, gaye, maksat, hedef9. gayeAnlamı: amaç, hedef10. amaçAnlamı: erişilmek istenilen sonuç, gaye, hedef, maksat -
9 آنف
آنِف1. maziAnlamı: geçmiş2. peşinenAnlamı: başlangıçta3. sabıkAnlamı: geçen, önceki, eski4. önceleriAnlamı: önceki zamanda, başlangıçta5. evvelceAnlamı: önce, önceleri, eskiden6. üstte -
10 أسبق
أَسْبَق1. maziAnlamı: geçmiş2. peşinenAnlamı: başlangıçta3. evvelkiAnlamı: önce olan, önceki4. sabıkAnlamı: geçen, önceki, eski5. geçenAnlamı: bir önceki6. eskiAnlamı: bir önceki, sabık -
11 أسبقية
أَسْبَقِيَّة1. kıdemAnlamı: bir görevde rütbece eskilik2. belitAnlamı: kendiliğinden apaçık, temel önerme, mütearife, aksiyom3. öncelik -
12 أول
Iأَوَّل1. ilkAnlamı: önce gelen2. başlangıçAnlamı: bir şeyin ilk bölümüIIأَوَّلَ1. gelmekAnlamı: ortaya çıkmak, doğmak2. açımlamakAnlamı: şerh etmek, açıklamak3. yorumlamakAnlamı: tefsir etmek4. tarif5. belirtmekAnlamı: açıklamak -
13 أيضا
أَيْضًا1. hemAnlamı: ''özellikle'', ''zaten'', ''bir de'', ''şurası da var ki'' anlamlarında kullanılır2. teAnlamı: ..de\ da3. deAnlamı: da4. dahiAnlamı: şart bildiren fiillerden sonra gelerek şartın geçerli olmadığını bildirir, bile5. da, deAnlamı: daha önce geçmiş bir cümle veya eş görevli öğe ile sonraki arasında"-den başka"anlamıyla ilişki kurar -
14 اتجاه
اِتِّجاه1. açarAnlamı: yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif2. yönelimAnlamı: yönelme durumu3. meramAnlamı: istek, amaç, maksat4. muratAnlamı: istek, dilek5. erekAnlamı: amaç, gaye, maksat, hedef6. gayeAnlamı: amaç, hedef7. garazAnlamı: hedef, amaç, maksat -
15 بادئة
بادِئَة1. ön takı2. ön ek -
16 بادرة
بادِرَة1. ön belirti2. emareAnlamı: ışaret, iz, belirti3. inisiyatifAnlamı: bir şeyi başkalarından önce yapma işi, öncecilik4. teşebbüsAnlamı: girişim -
17 بدء
-
18 بدأة
-
19 تعمد
تَعَمُّد1. açarAnlamı: yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif2. muratAnlamı: istek, dilek3. taammüt4. gayeAnlamı: amaç, hedef5. erekAnlamı: amaç, gaye, maksat, hedef6. garazAnlamı: hedef, amaç, maksat -
20 جمرة
جَمْرَة1. kor2. cemreAnlamı: şubat ayında önce havada sonra suda ve sonra toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi3. közAnlamı: küçük kor parçası
См. также в других словарях:
once — once … Dictionnaire des rimes
once — [ wʌns ] function word *** Once can be used in the following ways: as an adverb: I only met him once. They ve been here once before. as a conjunction: Once you get there, you ll love it. as a noun (after for or at ): For once I wish you d tell me … Usage of the words and phrases in modern English
ONCE — Founder(s) Luis del Rosal y Caro Founded December 13, 1938 (1938 12 13) Area served Spain Focus … Wikipedia
once — 1. (on s ) s. f. 1° Ancien poids qui était d abord la douzième partie de la livre romaine ; il était restée la douzième partie de la livre de Lyon et du midi de la France ; il était la seizième partie de la livre de Paris. Une demi once. Une… … Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré
Once — (w[u^]ns), adv. [OE. ones, anes, an adverbial form fr. one, on, an, one. See {One }, { Wards}.] 1. For one time; by limitation to the number one; not twice nor any number of times more than one. [1913 Webster] Ye shall . . . go round about the… … The Collaborative International Dictionary of English
once — ► ADVERB 1) on one occasion or for one time only. 2) at all; on even one occasion: he never once complained. 3) formerly. 4) multiplied by one. ► CONJUNCTION ▪ as soon as; when. ● all at once … English terms dictionary
Once TV — México Type Terrestrial television and cable network … Wikipedia
once — [wuns] adv. [ME ones, gen. of on,ONE] 1. one time; one time only [to eat once a day] 2. at any time; at all; ever [she ll succeed if once given a chance] 3. at some time in the past; formerly [a once famous man] 4. by one degree or g … English World dictionary
Once — may refer to: Music Once (Roy Harper album) Once (Nightwish album) Once (The Tyde album) Once (Pearl Jam song) Once (Diana Vickers song) Once (singer), an Indonesian singer Other uses Once (film) Once (novel), by Morris Gleitzman ONCE, the… … Wikipedia
once — adjetivo,pronombre numeral cardinal,sustantivo masculino 1. Cantidad que representa la cifra 11: Sólo faltaron once personas. Hace once días que se fue de casa. adjetivo numeral ordinal,sustantivo masculino y femenino 1. Undécimo: el capítulo… … Diccionario Salamanca de la Lengua Española
once — Once, f. penac. En fait de poids commun duquel on use en toutes marchandises qui se debitent au poids, fors qu en l or et l argent, est la seisiesme partie de la livre. Mais en poids de Marc usité és Orfavreries et monoyes, Once est la huictiesme … Thresor de la langue françoyse