-
1 öbür
آخر -
2 öbür
آخر [آخَر]Anlamı: diğer, öteki -
3 et obur
لاحم -
4 et obur
لاحم [لَاحِم]Anlamı: etçiller, et yiyen hayvanlar -
5 DOĞRU
1. حقائق [حَقَائِق]Anlamı: gerçek, yalan olmayan2. حقيقة [حَقِيقَة]Anlamı: gerçek, yalan olmayan3. سوي [سَوِيّ]4. مستقيم [مُسْتَقِيم]5. مستو [مُسْتَوٍ]6. معتدل [مُعْتَدِل] -
6 karşı
1. إزاء [إِزَاءَ]Anlamı: karşılık olarak2. تجاه [تُجَاهَ]Anlamı: karşılık olarak3. حيال [حِيَال]Anlamı: karşılık olarak4. خلاف [خِلَاف]Anlamı: karışıt, zıt, muhalif5. ضد [ضِدّ]Anlamı: karışıt, zıt, muhalif6. قبالة [قُبَالَةَ]Anlamı: karşılık olarak7. محاذ [مُحَاذٍ]Anlamı: yol, deniz vb. nin öbür yanı8. محاذ [مُحَاذٍ]Anlamı: karşılık olarak9. مقابل [مُقَابِل]Anlamı: yol, deniz vb. nin öbür yanı10. مقابل [مُقَابِل]Anlamı: karşılık olarak11. مقابل [مُقَابِل]Anlamı: bir şeyin önü, esas tutulan yüzünü ilerisi12. مواجه [مُوَاجِه]Anlamı: yol, deniz vb. nin öbür yanı13. مواجه [مُوَاجِه]Anlamı: karşılık olarak14. نقيض [نَقِيض]Anlamı: karışıt, zıt, muhalif15. عكس [عَكْس]Anlamı: karışıt, zıt, muhalif -
7 art
1. خلف [خَلْف]Anlamı: bir şeyin öbür yüzü, arka, geri2. وراء [وَرَاءَ]Anlamı: bir şeyin öbür yüzü, arka, geri -
8 aralıkta
متوسط [مُتَوَسِّط]Anlamı: öbür şeyler arasında -
9 doğru
قيم [قَيِّم] -
10 karın zarı
صفاق [صِفَاق]Anlamı: karın boşluğunun içini, bu boşluğun içinde bulunan bağırsakları, öbür organları kaplayan ve tutan zar -
11 öteki
غير [غَيْر]Anlamı: öbür -
12 uhrevî
أخروي [أُخْرَوِيّ]Anlamı: öbür dünya ile ilgili
См. также в других словарях:
öbür — sf. Öteki, diğer Tünelin öbür ucunda tekrar ufak tefek ışıklar belirmişti. R. N. Güntekin Birleşik Sözler öbür dünya öbür gün … Çağatay Osmanlı Sözlük
obur — (Lənkəran) parça, tikə. – Səkinə, bi obur balığ verərsə:n? … Azərbaycan dilinin dialektoloji lüğəti
öbür dünya — is., din b. Ahiret Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller öbür dünyayı boylamak … Çağatay Osmanlı Sözlük
öbür gün — zf. Yarından sonraki gün Annem öbür gün kendi kendine gidiyor. R. N. Güntekin … Çağatay Osmanlı Sözlük
öbür dünyayı boylamak — ahireti boylamak O rahmetli katırın yerine ben öbür dünyayı boylardım. O. C. Kaygılı … Çağatay Osmanlı Sözlük
obur — sf. Gereğinden çok yemek yiyen, doymak bilmeyen (kimse) Kendi derecesinde olmamakla beraber o da hatırı sayılan oburlardan. R. N. Güntekin Birleşik Sözler etobur … Çağatay Osmanlı Sözlük
bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak — söylenen söze önem vermemek Fakat bütün bu sözler benim bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıkıyordu. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
yarın öbür gün — ileride, yakın bir zamanda … Çağatay Osmanlı Sözlük
dünyanın öbür ucu — çok uzak yer … Çağatay Osmanlı Sözlük
bir (veya sağ) elinin verdiğini öbür (veya sol) elin duymasın — yapılan bir iyilik gizli tutulmalı, onunla övünülmemelidir anlamında kullanılan bir söz … Çağatay Osmanlı Sözlük
bir elle verdiğini öbür elle almak — yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek … Çağatay Osmanlı Sözlük