-
21 essentielle
1 mutlaka gerekli◊Il est essentiel que tu sois là. — Orada olman mutlaka gerekli.
2 important temel [te'mel] -
22 indispensable
nécessaire vazgeçilmez◊Ta présence est indispensable. — Senin de gelmen mutlaka gerekli.
◊Il est indispensable de savoir lire. — Okuma bilmek mutlaka gereklidir.
-
23 prix
n m1 coût fiyat [fi'jat]2 ödül [œ'dyl]3 sport yarış [ja'ɾɯʃ]4 valeur değer [de'eɾ]5 à tout prix mutlaka◊Il veut à tout prix te parler. — Seninle mutlaka konuşmak istiyor.
-
24 живой
canlı,diri* * *врзcanlı; diri; sağжива́я ры́ба — canlı / diri balık
живо́е существо́ — canlı (varlık)
живы́е воспомина́ния — canlı hatıralar
жива́я приро́да — canlı doğa
живо́й ребёнок — canlı / cevval bir çocuk
живо́й ум — cevval bir zekâ
о́чень живы́е глаза́ — dipdiri gözler
живо́й свиде́тель чего-л. — canlı tanık
жива́я ткань — биол. canlı doku
он жив? — sağ mı?, hayatta mı?
сла́ва бо́гу, жив! (о раненом, больном) — биол. ölmemiş, şükürler olsun!
когда́ он был жив... — sağlığında, sağken, hayattayken
е́сли бу́ду жив... — sağ kalırsam, ömrüm vefa ederse
пока́ я (бу́ду) жив, —... ömrüm oldukça..., canım sağ oldukça / iken...
он хо́чет повида́ть вну́ка, пока́ ещё жив — torununu dünya gözüyle görmek istiyor
его́ уже́ нет в живы́х — artık hayatta değildir
оста́ться в живы́х — sağ / hayatta kalmak
взять живы́м — diri tutmak, sağ olarak ele geçirmek
найти́ его́ живы́м и́ли мёртвым! — ölü veya diri mutlaka bulunacak!
поте́ри в живо́й си́ле — воен. insanca zayiat
э́кспорт живо́го скота́ — canlı hayvan ihracı
живо́й о́пыт про́шлых лет — geçen yılların yaşanmış deneyimi
••жива́я и́згородь — çalı / örülü çit
живы́е мо́щи — canlı cenaze
живо́й труд — эк. canlı emek
живо́й язы́к — canlı / yaşayan dil
заде́ть кого-л. за живо́е — эк. birinin bamteline basmak
его́ так изби́ли, что на нём живо́го ме́ста не оста́лось — ona öyle bir sopa çektiler ki iler tutar yanı kalmadı
кри́тик не оста́вит тут ни одного́ живо́го ме́ста — eleştirmeci bunun tutar bir yerini bırakmayacak
-
25 кто
kim* * *мест.(кого́, кому́, кем, о ком)1) вопр. kimкто из вас Ивано́в? — İvanov hanginiz?
да (ра́зве) кто тебя́ обвиня́ет? — seni suçlayan mı var?
ты кто по национа́льности? — sen ne millettensin?
кто он по профе́ссии? — mesleği nedir onun?
2) относ....an,...mış (olan);...acak;...dığı,...acağıоб э́том ма́ло кто зна́ет — bunu bilen(ler) az
тот, кто никогда́ (в жи́зни) не люби́л — ömründe birini sevmemiş olan
тот, кого́ вы хва́лите — övdüğünüz (adam / kimse)
3) неопр. kimi(si)кто чита́л, а кто писа́л пи́сьма — kimisi okuyor, kimisi de mektup yazıyordu
••они́ разбежа́лись кто куда́ — her biri bir tarafa kaçtı
писа́ли кто как — kimisi bir türlü, kimisi başka türlü yazıyordu
кто-кто, а я приду́ — başkalarını bilmem ama, ben mutlaka gelirim
посмо́трим, кто кого́ — bakalım kim kimi yenecek
спроси́ хоть кого́! — istediğine sor!
кого́ мы то́лько не ви́дели! — kimleri kimleri görmedik!
-
26 наверно
1) ( вероятно) galiba; her halde; anlaşılanон, наве́рно, забы́л — her halde unutmuş olacak
он, наве́рно, стесня́ется — utanıyor galiba
2) ( непременно) mutlaka; muhakkak -
27 придумывать
несов.; сов. - приду́мать, врзicat etmek, uydurmak; bulmak; akıl etmek ( догадываться)приду́мывать отгово́рку — bir bahane icat etmek / uydurmak
они приду́мали каку́ю-то хи́трость — bir kurnazlık buldular
де́вушка жила́ в ми́ре, кото́рый сама́ себе́ приду́мала — kız kendi icat ettiği bir dünyada yaşıyordu
что́-нибудь приду́маем! — bir şey uydururuz! bir çaresini düşünür buluruz!
он всегда́ приду́мывал себе́ како́е-нибудь де́ло и обяза́тельно труди́лся — daima kendine bir iş icat eder, mutlaka çalışırdı
-
28 absolutely
adv. kesinlikle, muhakkak, elbette, mutlâka, tamamen* * *tamamen* * *adverb (completely: It is absolutely impossible for me to go.) kesinlikle, tamamen -
29 bound to
adj. zorunlu, mutlâka* * *1) (certain to: He's bound to notice your mistake.)...-eceği belli, muhakkak2) (obliged to: I felt bound to mention it.) zorunlu, yükümlü -
30 certainly
adv. kesinlikle, elbette, kuşkusuz, muhakkak, şüphesiz————————interj. tabii* * *1. kesinlikle 2. muhakkak* * *1) (definitely: I can't come today, but I'll certainly come tomorrow.) mutlaka, kesinlikle2) (of course: You may certainly have a chocolate.) elbette, tabiî, kuşkusuz, şüphesiz -
31 really
adv. gerçekten, sahiden, cidden, aslında, gayet, kesin olarak, mutlâka, kesinlikle————————interj. gerçekten mi, sahi mi, öyle mi* * *gerçekten* * *1) (in fact: He looks a fool but he is really very clever.) gerçekten, sahiden2) (very: That's a really nice hat!) çok, pek -
32 sure
adj. emin, kesin, şüphesiz, muhakkak, güvenilir, sağlam, sıkı————————adv. şüphesiz, elbette, mutlâka, kesinlikle————————interj. kesinlikle, tabii* * *1. emin (adj.) 2. tabi ki (adv.)* * *[ʃuə] 1. adjective1) ((negative unsure) having no doubt; certain: I'm sure that I gave him the book; I'm not sure where she lives / what her address is; `There's a bus at two o'clock.' `Are you quite sure?'; I thought the idea was good, but now I'm not so sure; I'll help you - you can be sure of that!) emin, şüphesi olmayan2) (unlikely to fail (to do or get something): He's sure to win; You're sure of a good dinner if you stay at that hotel.) kuşkusuz, yapacağı muhakkak3) (reliable or trustworthy: a sure way to cure hiccups; a safe, sure method; a sure aim with a rifle.) güvenilir, sağlam2. adverb((especially American) certainly; of course: Sure I'll help you!; `Would you like to come?' `Sure!') tabiî, elbette- surely- sureness
- sure-footed
- as sure as
- be sure to
- be/feel sure of oneself
- for sure
- make sure
- sure enough -
33 surely
adv. elbette, muhakkak, emin olarak, güvenlice————————interj. tabii* * *elbette* * *1) (used in questions, exclamations etc to indicate what the speaker considers probable: Surely she's finished her work by now!; You don't believe what she said, surely?) elbette, şüphesiz, kuşkusuz2) (without doubt, hesitation, mistake or failure: Slowly but surely we're achieving our aim.) kuşkusuz, mutlaka3) ((in answers) certainly; of course: `May I come with you?' `Surely!') elbette, tabiî tabiî -
34 unconditionally
-
35 by all manner of means
adv. her halükârda, mutlâka -
36 certain to happen
adv. olacağı kesin, mutlâka gerçekleşecek -
37 in all conscience
vicdanen, doğrusu, mutlâka -
38 needs must
adv. mutlâka, mecburen -
39 by all manner of means
adv. her halükârda, mutlâka -
40 certain to happen
adv. olacağı kesin, mutlâka gerçekleşecek
См. также в других словарях:
mutlaka — zf., Ar. muṭlaḳā Kesinlikle Mutlaka sabırsızlığından kendi kendine soyunmaya girmiştir. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
mutlaka — (A.) [ ﺎﻘﻠﻄﻡ ] kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız … Osmanli Türkçesİ sözlüğü
MUTLAKA — Ne olursa olsun, her halde, ill … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
ekseriyyet -i mutlaka — [ ﻪﻘﻠﻄﻡ ﺖیﺮﺜﮐا ] çoğunluk … Osmanli Türkçesİ sözlüğü
EKSERİYET-İ MUTLAKA — f. Yarımın bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
KAZİYE-İ MUTLAKA — Man: Hiçbir ihtimâl gösterilmeyip, bir şeyin şöyle olduğuna veya olmadığına açıktan açığa hükmolunan kaziyye dir … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
KEFALET-İ MUTLAKA — Huk: Bir kayıt ile bağlı olmıyan kefalet … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
RUBUBİYYET-İ MUTLAKA — Herşeyi kaplayan ve idaresi altına almış olan Allah ın rububiyeti.(Evet bütün kâinatta hususan zihayatlarda ve bilhassa terbiye ve iaşelerinde her tarafta aynı tarzda ve umulmadık bir surette beraber ve birbiri içinde hakimâne, rahimâne bir dest… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
ULUHİYET-İ MUTLAKA — Kayıt altında olmayan, mutlak uluhiyet. Ancak bir tek İlâhın mâbud oluşu.(Evet, nev i beşerin her taifesi birer nevi ibadetle fıtrî gibi meşgul olması ve sair zihayatın belki cemâdâtın dahi fıtrî hizmetleri birer nevi ibadet hükmünde bulunması ve … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
İARE-İ MUTLAKA — Bir mülkün, bir eşyanın sâhibi tarafından hiç bir şart ve kayda bağlı kalmayarak başka birine ödünç verilmesi … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
İDARE-İ MUTLAKA — Bir hükümdarla idare. Bir hükümdarın idare ve yönetimi altında bulunan devlet. Mutlakiyet idaresi … Yeni Lügat Türkçe Sözlük