Перевод: со всех языков на турецкий

с турецкого на все языки

mutlaka

  • 21 essentielle

    1 mutlaka gerekli

    Il est essentiel que tu sois là. — Orada olman mutlaka gerekli.

    2 important temel [te'mel]

    Dictionnaire Français-Turc > essentielle

  • 22 indispensable

    nécessaire vazgeçilmez

    Ta présence est indispensable. — Senin de gelmen mutlaka gerekli.

    Il est indispensable de savoir lire. — Okuma bilmek mutlaka gereklidir.

    Dictionnaire Français-Turc > indispensable

  • 23 prix

    n m
    1 coût fiyat [fi'jat]
    2 ödül [œ'dyl]
    3 sport yarış [ja'ɾɯʃ]
    4 valeur değer [de'eɾ]
    5 à tout prix mutlaka

    Il veut à tout prix te parler. — Seninle mutlaka konuşmak istiyor.

    Dictionnaire Français-Turc > prix

  • 24 живой

    canlı,
    diri
    * * *
    врз
    canlı; diri; sağ

    жива́я ры́ба — canlı / diri balık

    живо́е существо́ — canlı (varlık)

    живы́е воспомина́ния — canlı hatıralar

    жива́я приро́да — canlı doğa

    живо́й ребёнок — canlı / cevval bir çocuk

    живо́й ум — cevval bir zekâ

    о́чень живы́е глаза́ — dipdiri gözler

    живо́й свиде́тель чего-л.canlı tanık

    жива́я ткань — биол. canlı doku

    он жив? — sağ mı?, hayatta mı?

    сла́ва бо́гу, жив! (о раненом, больном)биол. ölmemiş, şükürler olsun!

    когда́ он был жив... — sağlığında, sağken, hayattayken

    е́сли бу́ду жив... — sağ kalırsam, ömrüm vefa ederse

    пока́ я (бу́ду) жив, —... ömrüm oldukça..., canım sağ oldukça / iken...

    он хо́чет повида́ть вну́ка, пока́ ещё жив — torununu dünya gözüyle görmek istiyor

    его́ уже́ нет в живы́х — artık hayatta değildir

    оста́ться в живы́х — sağ / hayatta kalmak

    взять живы́м — diri tutmak, sağ olarak ele geçirmek

    найти́ его́ живы́м и́ли мёртвым! — ölü veya diri mutlaka bulunacak!

    поте́ри в живо́й си́ле — воен. insanca zayiat

    э́кспорт живо́го скота́ — canlı hayvan ihracı

    живо́й о́пыт про́шлых лет — geçen yılların yaşanmış deneyimi

    ••

    жива́я и́згородь — çalı / örülü çit

    живы́е мо́щи — canlı cenaze

    живо́й труд — эк. canlı emek

    живо́й язы́к — canlı / yaşayan dil

    заде́ть кого-л. за живо́е — эк. birinin bamteline basmak

    его́ так изби́ли, что на нём живо́го ме́ста не оста́лось — ona öyle bir sopa çektiler ki iler tutar yanı kalmadı

    кри́тик не оста́вит тут ни одного́ живо́го ме́ста — eleştirmeci bunun tutar bir yerini bırakmayacak

    Русско-турецкий словарь > живой

  • 25 кто

    kim
    * * *
    мест.
    (кого́, кому́, кем, о ком)
    1) вопр. kim

    кто из вас Ивано́в? — İvanov hanginiz?

    да (ра́зве) кто тебя́ обвиня́ет? — seni suçlayan mı var?

    ты кто по национа́льности? — sen ne millettensin?

    кто он по профе́ссии? — mesleği nedir onun?

    2) относ....an,...mış (olan);...acak;...dığı,...acağı

    об э́том ма́ло кто зна́ет — bunu bilen(ler) az

    тот, кто никогда́ (в жи́зни) не люби́л — ömründe birini sevmemiş olan

    тот, кого́ вы хва́лите — övdüğünüz (adam / kimse)

    3) неопр. kimi(si)

    кто чита́л, а кто писа́л пи́сьма — kimisi okuyor, kimisi de mektup yazıyordu

    ••

    они́ разбежа́лись кто куда́ — her biri bir tarafa kaçtı

    писа́ли кто как — kimisi bir türlü, kimisi başka türlü yazıyordu

    кто-кто, а я приду́ — başkalarını bilmem ama, ben mutlaka gelirim

    посмо́трим, кто кого́ — bakalım kim kimi yenecek

    спроси́ хоть кого́! — istediğine sor!

    кого́ мы то́лько не ви́дели! — kimleri kimleri görmedik!

    Русско-турецкий словарь > кто

  • 26 наверно

    1) ( вероятно) galiba; her halde; anlaşılan

    он, наве́рно, забы́л — her halde unutmuş olacak

    он, наве́рно, стесня́ется — utanıyor galiba

    2) ( непременно) mutlaka; muhakkak

    Русско-турецкий словарь > наверно

  • 27 придумывать

    несов.; сов. - приду́мать, врз
    icat etmek, uydurmak; bulmak; akıl etmek ( догадываться)

    приду́мывать отгово́рку — bir bahane icat etmek / uydurmak

    они приду́мали каку́ю-то хи́трость — bir kurnazlık buldular

    де́вушка жила́ в ми́ре, кото́рый сама́ себе́ приду́мала — kız kendi icat ettiği bir dünyada yaşıyordu

    что́-нибудь приду́маем! — bir şey uydururuz! bir çaresini düşünür buluruz!

    он всегда́ приду́мывал себе́ како́е-нибудь де́ло и обяза́тельно труди́лся — daima kendine bir iş icat eder, mutlaka çalışırdı

    Русско-турецкий словарь > придумывать

  • 28 absolutely

    adv. kesinlikle, muhakkak, elbette, mutlâka, tamamen
    * * *
    tamamen
    * * *
    adverb (completely: It is absolutely impossible for me to go.) kesinlikle, tamamen

    English-Turkish dictionary > absolutely

  • 29 bound to

    adj. zorunlu, mutlâka
    * * *
    1) (certain to: He's bound to notice your mistake.)...-eceği belli, muhakkak
    2) (obliged to: I felt bound to mention it.) zorunlu, yükümlü

    English-Turkish dictionary > bound to

  • 30 certainly

    adv. kesinlikle, elbette, kuşkusuz, muhakkak, şüphesiz
    ————————
    interj. tabii
    * * *
    1. kesinlikle 2. muhakkak
    * * *
    1) (definitely: I can't come today, but I'll certainly come tomorrow.) mutlaka, kesinlikle
    2) (of course: You may certainly have a chocolate.) elbette, tabiî, kuşkusuz, şüphesiz

    English-Turkish dictionary > certainly

  • 31 really

    adv. gerçekten, sahiden, cidden, aslında, gayet, kesin olarak, mutlâka, kesinlikle
    ————————
    interj. gerçekten mi, sahi mi, öyle mi
    * * *
    gerçekten
    * * *
    1) (in fact: He looks a fool but he is really very clever.) gerçekten, sahiden
    2) (very: That's a really nice hat!) çok, pek

    English-Turkish dictionary > really

  • 32 sure

    adj. emin, kesin, şüphesiz, muhakkak, güvenilir, sağlam, sıkı
    ————————
    adv. şüphesiz, elbette, mutlâka, kesinlikle
    ————————
    interj. kesinlikle, tabii
    * * *
    1. emin (adj.) 2. tabi ki (adv.)
    * * *
    [ʃuə] 1. adjective
    1) ((negative unsure) having no doubt; certain: I'm sure that I gave him the book; I'm not sure where she lives / what her address is; `There's a bus at two o'clock.' `Are you quite sure?'; I thought the idea was good, but now I'm not so sure; I'll help you - you can be sure of that!) emin, şüphesi olmayan
    2) (unlikely to fail (to do or get something): He's sure to win; You're sure of a good dinner if you stay at that hotel.) kuşkusuz, yapacağı muhakkak
    3) (reliable or trustworthy: a sure way to cure hiccups; a safe, sure method; a sure aim with a rifle.) güvenilir, sağlam
    2. adverb
    ((especially American) certainly; of course: Sure I'll help you!; `Would you like to come?' `Sure!') tabiî, elbette
    - sureness
    - sure-footed
    - as sure as
    - be sure to
    - be/feel sure of oneself
    - for sure
    - make sure
    - sure enough

    English-Turkish dictionary > sure

  • 33 surely

    adv. elbette, muhakkak, emin olarak, güvenlice
    ————————
    interj. tabii
    * * *
    elbette
    * * *
    1) (used in questions, exclamations etc to indicate what the speaker considers probable: Surely she's finished her work by now!; You don't believe what she said, surely?) elbette, şüphesiz, kuşkusuz
    2) (without doubt, hesitation, mistake or failure: Slowly but surely we're achieving our aim.) kuşkusuz, mutlaka
    3) ((in answers) certainly; of course: `May I come with you?' `Surely!') elbette, tabiî tabiî

    English-Turkish dictionary > surely

  • 34 unconditionally

    adv. kayıtsız şartsız, mutlâka
    * * *
    şartsız olarak
    * * *
    adverb koşulsuz olarak, kayıtsız, şartsız

    English-Turkish dictionary > unconditionally

  • 35 by all manner of means

    adv. her halükârda, mutlâka

    English-Turkish dictionary > by all manner of means

  • 36 certain to happen

    adv. olacağı kesin, mutlâka gerçekleşecek

    English-Turkish dictionary > certain to happen

  • 37 in all conscience

    vicdanen, doğrusu, mutlâka

    English-Turkish dictionary > in all conscience

  • 38 needs must

    adv. mutlâka, mecburen

    English-Turkish dictionary > needs must

  • 39 by all manner of means

    adv. her halükârda, mutlâka

    English-Turkish dictionary > by all manner of means

  • 40 certain to happen

    adv. olacağı kesin, mutlâka gerçekleşecek

    English-Turkish dictionary > certain to happen

См. также в других словарях:

  • mutlaka — zf., Ar. muṭlaḳā Kesinlikle Mutlaka sabırsızlığından kendi kendine soyunmaya girmiştir. Y. K. Karaosmanoğlu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • mutlaka — (A.) [ ﺎﻘﻠﻄﻡ ] kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız …   Osmanli Türkçesİ sözlüğü

  • MUTLAKA — Ne olursa olsun, her halde, ill …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • ekseriyyet -i mutlaka — [ ﻪﻘﻠﻄﻡ ﺖیﺮﺜﮐا ] çoğunluk …   Osmanli Türkçesİ sözlüğü

  • EKSERİYET-İ MUTLAKA — f. Yarımın bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • KAZİYE-İ MUTLAKA — Man: Hiçbir ihtimâl gösterilmeyip, bir şeyin şöyle olduğuna veya olmadığına açıktan açığa hükmolunan kaziyye dir …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • KEFALET-İ MUTLAKA — Huk: Bir kayıt ile bağlı olmıyan kefalet …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • RUBUBİYYET-İ MUTLAKA — Herşeyi kaplayan ve idaresi altına almış olan Allah ın rububiyeti.(Evet bütün kâinatta hususan zihayatlarda ve bilhassa terbiye ve iaşelerinde her tarafta aynı tarzda ve umulmadık bir surette beraber ve birbiri içinde hakimâne, rahimâne bir dest… …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • ULUHİYET-İ MUTLAKA — Kayıt altında olmayan, mutlak uluhiyet. Ancak bir tek İlâhın mâbud oluşu.(Evet, nev i beşerin her taifesi birer nevi ibadetle fıtrî gibi meşgul olması ve sair zihayatın belki cemâdâtın dahi fıtrî hizmetleri birer nevi ibadet hükmünde bulunması ve …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • İARE-İ MUTLAKA — Bir mülkün, bir eşyanın sâhibi tarafından hiç bir şart ve kayda bağlı kalmayarak başka birine ödünç verilmesi …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • İDARE-İ MUTLAKA — Bir hükümdarla idare. Bir hükümdarın idare ve yönetimi altında bulunan devlet. Mutlakiyet idaresi …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»