Перевод: со всех языков на турецкий

с турецкого на все языки

mis!

  • 21 past perfect tense

    -mis'li geçmis zaman, uzak geçmis zaman

    English to Turkish dictionary > past perfect tense

  • 22 pretend

    -mis gibi yapmak; numara yapmak, rol yapmak; kendine... süsü vermek,... numarasi yapmak; (to ile) -e sahipmis gibi davranmak

    English to Turkish dictionary > pretend

  • 23 будто

    sanki,
    -mış gibi; güya
    * * *
    1) союз (как, словно) sanki

    он вёл себя́ так, (как) бу́дто ничего́ не произошло́ — (sanki) bir şey olmamış gibi davranıyordu

    он говори́т, бу́дто сам ви́дел — diyor ki kendi gözüyle görmüş

    я сде́лал вид, бу́дто сплю — uyuyormuşum gibi yaptım

    3) частица, разг. (кажется) переводится формами на...miş

    больно́му бу́дто (бы) ле́гче — hasta rahatlamış (gibidir)

    он бу́дто бы не е́дет — gitmiyormuş

    4) частица sanki, güya

    уж бу́дто ты так спеши́шь? — sanki o kadar acelen varmış?

    бу́дто нет други́х приме́ров! — sanki başka bir örnek yokmuş (gibi)!

    5) частица, разг. (разве, неужели) sahi mi?

    Русско-турецкий словарь > будто

  • 24 вроде

    gibi; -mış
    * * *

    Русско-турецкий словарь > вроде

  • 25 как

    nasıl
    * * *
    1) нареч. nasıl; ne

    как пройти́ на у́лицу Го́рького? — Gorki caddesine nereden gidilir?

    как (чу́вствует себя́) больно́й? — hasta nasıl?

    как пожива́ешь / дела́? — ne âlemdesin?

    как (мне) не по́мнить! — hatırlamaz olur muyum hiç!

    как тут не вспо́мнить... — gel(in) de... hatırlama(yın)

    ну как тут не вспо́мнишь пре́жнего дире́ктора! — eski müdürü gel de arama!

    ты рад? - как не ра́доваться?! — sevindin mi? - Sevinilmez mi?

    как же по́сле э́того (мне) не зли́ться? — bundan sonra nasıl kızmam?

    он поступа́ет (так), как вели́т со́весть — vicdanı ne emrediyorsa onu yapıyor

    как бы мне побыстре́е зако́нчить э́ту рабо́ту — ne yapsam da şu işi bir an önce bitirsem

    не зна́ю, как ты, а я... — seni bilmem ama ben...

    2) нареч. ne (kadar)

    как стра́нно! — ne tuhaf!

    как тру́дно бы́ло ждать! — ne zordu beklemek!

    как мне хо́чется повида́ть его́! — onu görmeyi ne kadar isterim!

    как мно́го он зна́ет! — ne çok şey biliyormuş!

    а ведь как она́ его́ люби́ла! — oysa, ne severdi onu!

    знал бы ты, как он волнова́лся! — ne heyecan içindeydi, bilsen!

    ви́дели бы вы то́лько, как она́ испуга́лась! — ne kadar korktuğunu bir görseniz!

    как я бу́ду сча́стлив, е́сли он сде́ржит своё сло́во! — sözünü tutarsa ne mutlu bana!

    3) частица nasıl

    как! Ты ещё здесь / не уе́хал?! — nasıl? Sen hâlâ gitmedin mi?!

    она́ как закричи́т! — bağırıvermesin mi?; birden bağırmasın mı?

    4) союз gibi; kadar

    бе́лый как снег — kar gibi beyaz

    бесшу́мно, как тень — gölge sessizliğiyle

    он ну́жен нам как во́здух — ona hava kadar muhtacız

    он э́того бои́тся как сме́рти — bundan, ölümden korkar gibi korkuyor

    таки́е, как ты — senin gibiler

    он не тако́й терпели́вый, как ты — senin kadar sabırlı değildir, sendeki sabır onda yok

    то́чно так же, как и (его́) оте́ц — tıpkı babası gibi

    как бы извиня́ясь — af diler gibi

    ко́мната как ко́мната — alelade / bildiğimiz bir oda

    де́лай / поступа́й, как я — yaptığım gibi yap / davran, ben nasıl yaptımsa sen de öyle yap / davran

    в строи́тельных дела́х он разбира́лся, как хоро́ший инжене́р — yapı işlerinden iyi bir mühendis kadar anlardı

    5) союз (в качестве кого-чего-л.) olarak, diye

    мне его́ предста́вили как худо́жника — bana onu ressam diye tanıttılar

    как ста́ло изве́стно — öğrenildiğine göre; öğrenildiği gibi

    мост, постро́енный, как предполага́ют, в пя́том ве́ке,... — beşinci yüzyılda kurulduğu sanılan köprü

    7) союз ( когда)...dığı zaman / sırada,...dıkta; iken;...ır...maz,...dı mı ( как только);...dıktan sonra (после того, как); (her)...dıkça ( всякий раз как);...alı ( с тех пор как);...madan (önce) ( перед тем как); oysa ( между тем как)

    задо́лго до того́, как стемне́ло — karanlık basmadan çok önce

    с того́ дня, как он прие́хал — geldiği günden beri

    не прошло́ и неде́ли, как... — aradan bir hafta geçmemişti ki...

    как поду́маю об э́той ава́рии,... — ben o kazayı düşündükçe...

    вот уж бо́льше го́да, как... — bir yıldan fazla bir süredir...

    вот уж мно́го лет, как... — yıllar var ki...

    8) союз ( кроме) başka

    э́то не что ино́е, как... — bu...dan başka bir şey değildi

    ина́че, как изме́ной, э́то не назовёшь — buna ihanetten başka isim verilemez

    кому́ же им помо́чь, как не тебе́? — onlara sen yardım etmesen kim etsin?

    ну кому́ ж пла́кать, как не мне! — ben ağlamayayım da kim ağlasın?

    я ви́дел как он сел в авто́бус — otobüse bindiğini gördüm

    ••

    как бу́дто —...mış gibi;...mış ( кажется)

    как оди́н (челове́к) — tek adammışçasına

    как раз наоборо́т — tam tersine

    э́ти сапоги́ мне как раз — bu çizme ayağıma tam / tastamam geliyor

    не зна́ю, как вы, а я... — sizi bilmem ama ben...

    что, никаки́х весте́й нет? - Как не быть, есть! — haber yok muymuş? - Var ya, olmaz olur mu?

    как он ни сопротивля́лся — her ne kadar direndiyse de

    как бы он ни сопротивля́лся — ne kadar direnirse dirensin

    как мо́жно быстре́е — bir an önce, mümkün olduğu kadar çabuk

    э́тот, как его́... — şey, neydi adı...

    Русско-турецкий словарь > как

  • 26 fragrant

    adj. güzel kokulu, kokulu, mis kokulu, hoş
    * * *
    güzel kokulu
    * * *
    ['freiɡrənt]
    (having a sweet smell: fragrant flowers.) hoş kokulu, mis gibi

    English-Turkish dictionary > fragrant

  • 27 sweet

    adj. tatlı, şekerli, sevimli, şirin, cici, hoş, güzel, yumuşak başlı, nazik, mis gibi, lezzetli, ahenkli, melodik, verimli, asitsiz (mineral), kükürtsüz (benzin vb.), kolay, rahat
    ————————
    interj. şekerim, tatlım
    ————————
    n. tatlı, şeker, tatlı şey, tatlılık, tat, zevk, güzel koku
    * * *
    tatlı
    * * *
    [swi:t] 1. adjective
    1) (tasting like sugar; not sour, salty or bitter: as sweet as honey; Children eat too many sweet foods.) tatlı
    2) (tasting fresh and pleasant: young, sweet vegetables.) hoş, güzel, taze
    3) ((of smells) pleasant or fragrant: the sweet smell of flowers.) mis gibi kokan
    4) ((of sounds) agreeable or delightful to hear: the sweet song of the nightingale.) tatlı, güzel
    5) (attractive or charming: What a sweet little baby!; a sweet face/smile; You look sweet in that dress.) hoş, tatlı, şirin
    6) (kindly and agreeable: She's a sweet girl; The child has a sweet nature.) hoş, güzel, cana yakın
    2. noun
    1) ((American candy) a small piece of sweet food eg chocolate, toffee etc: a packet of sweets; Have a sweet.) şekerleme, bonbon
    2) ((a dish or course of) sweet food near or at the end of a meal; (a) pudding or dessert: The waiter served the sweet.) tatlı
    3) (dear; darling: Hallo, my sweet!) sevgilim, tatlım, şekerim
    - sweetener
    - sweetly
    - sweetness
    - sweetheart
    - sweet potato
    - sweet-smelling
    - sweet-tempered

    English-Turkish dictionary > sweet

  • 28 გაპატარაბებული

    s.
    küçül (tül) müş, ufal (tıl) mış, azal (tıl) mış

    Georgian-Turkish dictionary > გაპატარაბებული

  • 29 wohl

    wohl [vo:l] adv
    1) ( gesund, gut) iyi; ( angenehm) hoş;
    \wohl riechen mis gibi kokmak
    sich \wohl fühlen keyfi yerinde olmak; ( gesundheitlich) kendini iyi hissetmek;
    \wohl oder übel ister istemez;
    \wohl bekomm's! yarasın!, afiyet (şeker) olsun!;
    leb \wohl!/leben Sie \wohl! elveda!, esen kal!/esen kalınız!
    2) ( durchaus) pekâlâ, mis gibi;
    das weiß ich sehr \wohl bunu pekâlâ biliyorum;
    das ist \wohl kaum zu glauben bu pek inanılacak gibi değil
    3) ( etwa) yaklaşık, aşağı yukarı
    4) ( zwar) gerçi;
    er hat es \wohl versprochen, aber... gerçi onu söz verdi, ama...
    5) ( wahrscheinlich) anlaşılan, galiba;
    das wird \wohl das Beste sein anlaşılan en iyisi bu olacak;
    du bist \wohl verrückt geworden! sen kaçırdın galiba!;
    das mag \wohl sein olabilir;
    man wird doch \wohl noch fragen dürfen? ( fam) sormak da ayıp mı yani?
    6) ( in der Fragestellung) acaba;
    was mag das \wohl heißen? acaba bu ne demek oluyor?;
    ob er \wohl kommen wird? gelecek mi acaba?

    Wörterbuch Deutsch-Türkisch Kompakt > wohl

  • 30 кажется

    öyle geliyor ki
    * * *
    вводн. сл.
    ...mış; galiba; anlaşılan

    ка́жется, бу́дет дождь — yağmur yağacağa benziyor; yağmur yağacak

    ты, ка́жется, хоте́л что́-то сказа́ть? — bir şey mi diyecektin?

    Русско-турецкий словарь > кажется

  • 31 который

    hangisi
    * * *
    мест.
    1) вопр. hangi; kaçıncı

    кото́рый возьмёшь? — hangisini alırsın?

    кото́рый час? — saat kaç?

    В кото́ром часу́? — (saat) kaçta?

    на кото́ром этаже́? — kaçıncı katta?

    2) неопр....dır

    уж кото́рый день дождь — kaç gündür yağmur yağıyor

    уж кото́рый раз звоню́ всё не отвеча́ют — kaçtır arıyorum, telefon cevap vermiyor

    3) относ....an;...mış;...acak;...dığı,...acağı

    кни́га, кото́рая лежи́т на столе́ — masada duran / masadaki kitap

    про́шлое, кото́рым мо́жно горди́ться — övünülecek bir mazi

    мир, в кото́ром мы живём — yaşadığımız dünya

    по́езд, на кото́ром ты пое́дешь — bineceğin tren

    4) неопр., прост. ( некоторый) kimi

    Русско-турецкий словарь > который

  • 32 кто

    kim
    * * *
    мест.
    (кого́, кому́, кем, о ком)
    1) вопр. kim

    кто из вас Ивано́в? — İvanov hanginiz?

    да (ра́зве) кто тебя́ обвиня́ет? — seni suçlayan mı var?

    ты кто по национа́льности? — sen ne millettensin?

    кто он по профе́ссии? — mesleği nedir onun?

    2) относ....an,...mış (olan);...acak;...dığı,...acağı

    об э́том ма́ло кто зна́ет — bunu bilen(ler) az

    тот, кто никогда́ (в жи́зни) не люби́л — ömründe birini sevmemiş olan

    тот, кого́ вы хва́лите — övdüğünüz (adam / kimse)

    3) неопр. kimi(si)

    кто чита́л, а кто писа́л пи́сьма — kimisi okuyor, kimisi de mektup yazıyordu

    ••

    они́ разбежа́лись кто куда́ — her biri bir tarafa kaçtı

    писа́ли кто как — kimisi bir türlü, kimisi başka türlü yazıyordu

    кто-кто, а я приду́ — başkalarını bilmem ama, ben mutlaka gelirim

    посмо́трим, кто кого́ — bakalım kim kimi yenecek

    спроси́ хоть кого́! — istediğine sor!

    кого́ мы то́лько не ви́дели! — kimleri kimleri görmedik!

    Русско-турецкий словарь > кто

  • 33 мерещиться

    несов.; сов. - помере́щиться
    görür / duyar gibi olmak;...mış gibi(sine) gelmek

    Русско-турецкий словарь > мерещиться

  • 34 притворяться

    I несов.; сов. - притвори́ться I II несов.; сов. - притвори́ться II
    kendini yalandan... göstermek;...a vurmak;...mış gibi yapmak

    притворя́ться больны́м — kendini yalandan hasta göstermek

    притворя́ться спя́щим — uyuyormuş / uyur gibi yapmak

    не притворя́йся пья́ным! — sarhoş numarası yapma!

    я притвори́лся, бу́дто не понима́ю — anlamazlığa vurdum

    Русско-турецкий словарь > притворяться

  • 35 якобы

    sözümona,
    güya
    * * *
    союз и частица
    ...mış, sözüm ona, güya

    он я́кобы в э́том не заинтересо́ван — bunda (güya) çıkarı yokmuş

    сообщи́ли, я́кобы пого́да испо́ртится — hava bozacakmış diye haber verildi

    Русско-турецкий словарь > якобы

  • 36 amiss

    adj. yanlış, ters, hatalı, yersiz
    ————————
    adv. yanlış, ters, hatalı
    * * *
    1. hatalı olarak (adv.) 2. hatalı (adj.)
    * * *
    [ə'mis]
    (wrong: Their plans went amiss.) yanlış, hatalı

    English-Turkish dictionary > amiss

  • 37 as if / as though

    (in the way one would expect if: He acted as if he were mad; He spoke as though he knew all about our plans; He opened his mouth as if to speak; You look as if you are going to faint.) sanki, güya,...mış gibi

    English-Turkish dictionary > as if / as though

  • 38 clad

    adj. örtülü, sarılmış
    * * *
    1. giy (v.) 2. giyinmiş (adj.) 3. yastık
    * * *
    [klæd]
    1) (clothed: clad in silk; leather-clad motor-cyclists.)...giy(in)miş
    2) (covered: iron-clad warships.) kaplı

    English-Turkish dictionary > clad

  • 39 dismiss

    interj. dağılın
    ————————
    n. azletme
    ————————
    v. bırakmak, işten atmak, işten çıkarmak, görevden almak, işten kovmak, kovmak; açığa çıkarmak, azletmek, salıvermek, affetmek, ihraç etmek, savmak; reddetmek (dava)
    * * *
    1. çıkar 2. kov
    * * *
    [dis'mis]
    1) (to send or put away: She dismissed him with a wave of the hand; Dismiss the idea from your mind!) uzaklaştırmak, göndermek
    2) (to remove from office or employment: He was dismissed from his post for being lazy.) işten kovmak, yol vermek
    3) (to stop or close (a law-suit etc): Case dismissed!) (dava) reddetmek

    English-Turkish dictionary > dismiss

  • 40 fragrance

    n. güzel koku, ıtır, koku, mis
    * * *
    güzel koku
    * * *
    noun ((a) sweet smell: all the fragrance(s) of the East.) hoş koku

    English-Turkish dictionary > fragrance

См. также в других словарях:

  • mis — mis·cel·la·ny; mis·chance; mis·chief; mis·conceit; mis·conduct; mis·content; mis·count; mis·creant; mis·create; mis·cue; mis·deal; mis·de·mean; mis·doubt; mis·er·a·ble; mis·esteem; mis·field; mis·fire; mis·fit; mis·like; mis·luck; mis·match;… …   English syllables

  • MIS AG — is a German vendor of corporate performance management software. It was founded in Darmstadt in 1988. Originally started as a consulting company and reseller of the Applix products, MIS AG developed their own product similar to TM/1. In 1997, MIS …   Wikipedia

  • mis — mis, mise (mî, mi z ) part. passé de mettre. 1°   Colloqué en quelque lieu. Un livre mis dans une bibliothèque.    Fig. •   Les volontés ne sont pas seulement souffertes par sa patience [de Dieu], mais encore mises sous le joug de sa puissance… …   Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré

  • miš — mȉš m <N mn evi/ i reg. knjiš.> DEFINICIJA 1. zool. a. kućni glodavac (Mus musculus) iz porodice miševa b. (mn) Muridae, rasprostranjen mali glodavac šiljaste njuške i duga repa [šumski miš; klȃsni miš više vrsta štakora] c. naziv za… …   Hrvatski jezični portal

  • mis — mis, mise [ mi, miz ] adj. • XVIIe; de mettre ♦ Littér. Habillé, vêtu. « Nénesse, mis comme un garçon de la ville » (Zola). Femme bien, mal mise (⇒ mise) . ⊗ HOM. Mi, mie, mye. ● mis Participe passé de mettre. ⇒MIS, MISE, part. passé et adj. I.… …   Encyclopédie Universelle

  • mis- — Mis : ↑ miso , Miso . * * * mis , Mis : ↑miso , ↑Miso . mi|so , Mi|so , (vor Vokalen): mis , Mis [griech. mĩsos] >Best. in Zus. mit der Bed.<: Feindschaft, Hass, Verachtung (z. B. Misogyn, misanthropisch) …   Universal-Lexikon

  • Mis- — Mis : ↑ miso , Miso . * * * mis , Mis : ↑miso , ↑Miso . mi|so , Mi|so , (vor Vokalen): mis , Mis [griech. mĩsos] >Best. in Zus. mit der Bed.<: Feindschaft, Hass, Verachtung (z. B. Misogyn, misanthropisch) …   Universal-Lexikon

  • mis- — 1 [mis] [ME < OE & OFr: OE mis , akin to OHG missa , Goth missa (for IE base see MISS1); OFr mes < Frank * missi , akin to OHG missa ] prefix 1. wrong, wrongly, bad, badly [misdo, misdemeanor] 2. no, not [misfire] mis 2 [mis] …   English World dictionary

  • Mis- — (m[i^]s ). [In words of Teutonic origin, fr. AS. mis ; akin to D. mis , G. miss , OHG. missa , missi , Icel. & Dan. mis , Sw. miss , Goth. missa ; orig., a p. p. from the root of G. meiden to shun, OHG. m[=i]dan, AS. m[=i][eth]an ([root]100. Cf.… …   The Collaborative International Dictionary of English

  • mis- — mis(o) ♦ Élément, du gr. misein « haïr ». mis(o) élément, du gr. misein, haïr . ⇒MIS(O) , (MIS , MISO )élém. formant Élém. tiré du gr. (o) , de «haïr, détester», «haine», entrant da …   Encyclopédie Universelle

  • mis- — 1 a prefix applied to various parts of speech, meaning ill, mistaken, wrong, wrongly, incorrectly, or simply negating: mistrial; misprint; mistrust. [ME; OE mis(se) ; c. G miss , Goth missa (see MISS1;); often r. ME mes < OF < WGmc *mis(s) ] mis… …   Universalium

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»