-
21 past perfect tense
-mis'li geçmis zaman, uzak geçmis zaman -
22 pretend
-mis gibi yapmak; numara yapmak, rol yapmak; kendine... süsü vermek,... numarasi yapmak; (to ile) -e sahipmis gibi davranmak -
23 будто
sanki,-mış gibi; güya* * *1) союз (как, словно) sankiон вёл себя́ так, (как) бу́дто ничего́ не произошло́ — (sanki) bir şey olmamış gibi davranıyordu
2) союз ( что - с оттенком сомнения) ki......mişон говори́т, бу́дто сам ви́дел — diyor ki kendi gözüyle görmüş
я сде́лал вид, бу́дто сплю — uyuyormuşum gibi yaptım
3) частица, разг. (кажется) переводится формами на...mişбольно́му бу́дто (бы) ле́гче — hasta rahatlamış (gibidir)
он бу́дто бы не е́дет — gitmiyormuş
4) частица sanki, güyaуж бу́дто ты так спеши́шь? — sanki o kadar acelen varmış?
бу́дто нет други́х приме́ров! — sanki başka bir örnek yokmuş (gibi)!
5) частица, разг. (разве, неужели) sahi mi? -
24 вроде
-
25 как
nasıl* * *1) нареч. nasıl; neкак пройти́ на у́лицу Го́рького? — Gorki caddesine nereden gidilir?
как (чу́вствует себя́) больно́й? — hasta nasıl?
как пожива́ешь / дела́? — ne âlemdesin?
как (мне) не по́мнить! — hatırlamaz olur muyum hiç!
как тут не вспо́мнить... — gel(in) de... hatırlama(yın)
ну как тут не вспо́мнишь пре́жнего дире́ктора! — eski müdürü gel de arama!
ты рад? - как не ра́доваться?! — sevindin mi? - Sevinilmez mi?
как же по́сле э́того (мне) не зли́ться? — bundan sonra nasıl kızmam?
он поступа́ет (так), как вели́т со́весть — vicdanı ne emrediyorsa onu yapıyor
как бы мне побыстре́е зако́нчить э́ту рабо́ту — ne yapsam da şu işi bir an önce bitirsem
не зна́ю, как ты, а я... — seni bilmem ama ben...
2) нареч. ne (kadar)как стра́нно! — ne tuhaf!
как тру́дно бы́ло ждать! — ne zordu beklemek!
как мне хо́чется повида́ть его́! — onu görmeyi ne kadar isterim!
как мно́го он зна́ет! — ne çok şey biliyormuş!
а ведь как она́ его́ люби́ла! — oysa, ne severdi onu!
знал бы ты, как он волнова́лся! — ne heyecan içindeydi, bilsen!
ви́дели бы вы то́лько, как она́ испуга́лась! — ne kadar korktuğunu bir görseniz!
как я бу́ду сча́стлив, е́сли он сде́ржит своё сло́во! — sözünü tutarsa ne mutlu bana!
3) частица nasılкак! Ты ещё здесь / не уе́хал?! — nasıl? Sen hâlâ gitmedin mi?!
она́ как закричи́т! — bağırıvermesin mi?; birden bağırmasın mı?
4) союз gibi; kadarбе́лый как снег — kar gibi beyaz
бесшу́мно, как тень — gölge sessizliğiyle
он ну́жен нам как во́здух — ona hava kadar muhtacız
он э́того бои́тся как сме́рти — bundan, ölümden korkar gibi korkuyor
таки́е, как ты — senin gibiler
он не тако́й терпели́вый, как ты — senin kadar sabırlı değildir, sendeki sabır onda yok
то́чно так же, как и (его́) оте́ц — tıpkı babası gibi
как бы извиня́ясь — af diler gibi
ко́мната как ко́мната — alelade / bildiğimiz bir oda
де́лай / поступа́й, как я — yaptığım gibi yap / davran, ben nasıl yaptımsa sen de öyle yap / davran
в строи́тельных дела́х он разбира́лся, как хоро́ший инжене́р — yapı işlerinden iyi bir mühendis kadar anlardı
5) союз (в качестве кого-чего-л.) olarak, diyeмне его́ предста́вили как худо́жника — bana onu ressam diye tanıttılar
6) союз ( в составе вводных групп) gibiкак ста́ло изве́стно — öğrenildiğine göre; öğrenildiği gibi
мост, постро́енный, как предполага́ют, в пя́том ве́ке,... — beşinci yüzyılda kurulduğu sanılan köprü
7) союз ( когда)...dığı zaman / sırada,...dıkta; iken;...ır...maz,...dı mı ( как только);...dıktan sonra (после того, как); (her)...dıkça ( всякий раз как);...alı ( с тех пор как);...madan (önce) ( перед тем как); oysa ( между тем как)задо́лго до того́, как стемне́ло — karanlık basmadan çok önce
с того́ дня, как он прие́хал — geldiği günden beri
не прошло́ и неде́ли, как... — aradan bir hafta geçmemişti ki...
как поду́маю об э́той ава́рии,... — ben o kazayı düşündükçe...
вот уж бо́льше го́да, как... — bir yıldan fazla bir süredir...
вот уж мно́го лет, как... — yıllar var ki...
э́то не что ино́е, как... — bu...dan başka bir şey değildi
ина́че, как изме́ной, э́то не назовёшь — buna ihanetten başka isim verilemez
кому́ же им помо́чь, как не тебе́? — onlara sen yardım etmesen kim etsin?
ну кому́ ж пла́кать, как не мне! — ben ağlamayayım da kim ağlasın?
я ви́дел как он сел в авто́бус — otobüse bindiğini gördüm
••как бу́дто —...mış gibi;...mış ( кажется)
как оди́н (челове́к) — tek adammışçasına
как раз наоборо́т — tam tersine
э́ти сапоги́ мне как раз — bu çizme ayağıma tam / tastamam geliyor
не зна́ю, как вы, а я... — sizi bilmem ama ben...
что, никаки́х весте́й нет? - Как не быть, есть! — haber yok muymuş? - Var ya, olmaz olur mu?
как он ни сопротивля́лся — her ne kadar direndiyse de
как бы он ни сопротивля́лся — ne kadar direnirse dirensin
как мо́жно быстре́е — bir an önce, mümkün olduğu kadar çabuk
э́тот, как его́... — şey, neydi adı...
-
26 fragrant
adj. güzel kokulu, kokulu, mis kokulu, hoş* * *güzel kokulu* * *['freiɡrənt](having a sweet smell: fragrant flowers.) hoş kokulu, mis gibi -
27 sweet
adj. tatlı, şekerli, sevimli, şirin, cici, hoş, güzel, yumuşak başlı, nazik, mis gibi, lezzetli, ahenkli, melodik, verimli, asitsiz (mineral), kükürtsüz (benzin vb.), kolay, rahat————————interj. şekerim, tatlım————————n. tatlı, şeker, tatlı şey, tatlılık, tat, zevk, güzel koku* * *tatlı* * *[swi:t] 1. adjective1) (tasting like sugar; not sour, salty or bitter: as sweet as honey; Children eat too many sweet foods.) tatlı2) (tasting fresh and pleasant: young, sweet vegetables.) hoş, güzel, taze3) ((of smells) pleasant or fragrant: the sweet smell of flowers.) mis gibi kokan4) ((of sounds) agreeable or delightful to hear: the sweet song of the nightingale.) tatlı, güzel5) (attractive or charming: What a sweet little baby!; a sweet face/smile; You look sweet in that dress.) hoş, tatlı, şirin6) (kindly and agreeable: She's a sweet girl; The child has a sweet nature.) hoş, güzel, cana yakın2. noun1) ((American candy) a small piece of sweet food eg chocolate, toffee etc: a packet of sweets; Have a sweet.) şekerleme, bonbon2) ((a dish or course of) sweet food near or at the end of a meal; (a) pudding or dessert: The waiter served the sweet.) tatlı3) (dear; darling: Hallo, my sweet!) sevgilim, tatlım, şekerim•- sweeten- sweetener
- sweetly
- sweetness
- sweetheart
- sweet potato
- sweet-smelling
- sweet-tempered -
28 გაპატარაბებული
s.küçül (tül) müş, ufal (tıl) mış, azal (tıl) mış -
29 wohl
\wohl riechen mis gibi kokmaksich \wohl fühlen keyfi yerinde olmak; ( gesundheitlich) kendini iyi hissetmek;\wohl oder übel ister istemez;\wohl bekomm's! yarasın!, afiyet (şeker) olsun!;leb \wohl!/leben Sie \wohl! elveda!, esen kal!/esen kalınız!2) ( durchaus) pekâlâ, mis gibi;das weiß ich sehr \wohl bunu pekâlâ biliyorum;das ist \wohl kaum zu glauben bu pek inanılacak gibi değil3) ( etwa) yaklaşık, aşağı yukarı4) ( zwar) gerçi;er hat es \wohl versprochen, aber... gerçi onu söz verdi, ama...5) ( wahrscheinlich) anlaşılan, galiba;das wird \wohl das Beste sein anlaşılan en iyisi bu olacak;du bist \wohl verrückt geworden! sen kaçırdın galiba!;das mag \wohl sein olabilir;man wird doch \wohl noch fragen dürfen? ( fam) sormak da ayıp mı yani?6) ( in der Fragestellung) acaba;was mag das \wohl heißen? acaba bu ne demek oluyor?;ob er \wohl kommen wird? gelecek mi acaba? -
30 кажется
öyle geliyor ki* * *→ вводн. сл....mış; galiba; anlaşılanка́жется, бу́дет дождь — yağmur yağacağa benziyor; yağmur yağacak
ты, ка́жется, хоте́л что́-то сказа́ть? — bir şey mi diyecektin?
-
31 который
hangisi* * *мест.1) вопр. hangi; kaçıncıкото́рый возьмёшь? — hangisini alırsın?
кото́рый час? — saat kaç?
В кото́ром часу́? — (saat) kaçta?
на кото́ром этаже́? — kaçıncı katta?
2) неопр....dırуж кото́рый день дождь — kaç gündür yağmur yağıyor
уж кото́рый раз звоню́ всё не отвеча́ют — kaçtır arıyorum, telefon cevap vermiyor
3) относ....an;...mış;...acak;...dığı,...acağıкни́га, кото́рая лежи́т на столе́ — masada duran / masadaki kitap
про́шлое, кото́рым мо́жно горди́ться — övünülecek bir mazi
мир, в кото́ром мы живём — yaşadığımız dünya
по́езд, на кото́ром ты пое́дешь — bineceğin tren
4) неопр., прост. ( некоторый) kimi -
32 кто
kim* * *мест.(кого́, кому́, кем, о ком)1) вопр. kimкто из вас Ивано́в? — İvanov hanginiz?
да (ра́зве) кто тебя́ обвиня́ет? — seni suçlayan mı var?
ты кто по национа́льности? — sen ne millettensin?
кто он по профе́ссии? — mesleği nedir onun?
2) относ....an,...mış (olan);...acak;...dığı,...acağıоб э́том ма́ло кто зна́ет — bunu bilen(ler) az
тот, кто никогда́ (в жи́зни) не люби́л — ömründe birini sevmemiş olan
тот, кого́ вы хва́лите — övdüğünüz (adam / kimse)
3) неопр. kimi(si)кто чита́л, а кто писа́л пи́сьма — kimisi okuyor, kimisi de mektup yazıyordu
••они́ разбежа́лись кто куда́ — her biri bir tarafa kaçtı
писа́ли кто как — kimisi bir türlü, kimisi başka türlü yazıyordu
кто-кто, а я приду́ — başkalarını bilmem ama, ben mutlaka gelirim
посмо́трим, кто кого́ — bakalım kim kimi yenecek
спроси́ хоть кого́! — istediğine sor!
кого́ мы то́лько не ви́дели! — kimleri kimleri görmedik!
-
33 мерещиться
несов.; сов. - помере́щитьсяgörür / duyar gibi olmak;...mış gibi(sine) gelmek -
34 притворяться
I несов.; сов. - притвори́ться I( закрываться) kapanmakII несов.; сов. - притвори́ться IIkendini yalandan... göstermek;...a vurmak;...mış gibi yapmakпритворя́ться больны́м — kendini yalandan hasta göstermek
притворя́ться спя́щим — uyuyormuş / uyur gibi yapmak
не притворя́йся пья́ным! — sarhoş numarası yapma!
я притвори́лся, бу́дто не понима́ю — anlamazlığa vurdum
-
35 якобы
sözümona,güya* * *союз и частица...mış, sözüm ona, güyaон я́кобы в э́том не заинтересо́ван — bunda (güya) çıkarı yokmuş
сообщи́ли, я́кобы пого́да испо́ртится — hava bozacakmış diye haber verildi
-
36 amiss
adj. yanlış, ters, hatalı, yersiz————————adv. yanlış, ters, hatalı* * *1. hatalı olarak (adv.) 2. hatalı (adj.)* * *[ə'mis](wrong: Their plans went amiss.) yanlış, hatalı -
37 as if / as though
(in the way one would expect if: He acted as if he were mad; He spoke as though he knew all about our plans; He opened his mouth as if to speak; You look as if you are going to faint.) sanki, güya,...mış gibi -
38 clad
adj. örtülü, sarılmış* * *1. giy (v.) 2. giyinmiş (adj.) 3. yastık* * *[klæd]1) (clothed: clad in silk; leather-clad motor-cyclists.)...giy(in)miş2) (covered: iron-clad warships.) kaplı -
39 dismiss
interj. dağılın————————n. azletme————————v. bırakmak, işten atmak, işten çıkarmak, görevden almak, işten kovmak, kovmak; açığa çıkarmak, azletmek, salıvermek, affetmek, ihraç etmek, savmak; reddetmek (dava)* * *1. çıkar 2. kov* * *[dis'mis]1) (to send or put away: She dismissed him with a wave of the hand; Dismiss the idea from your mind!) uzaklaştırmak, göndermek2) (to remove from office or employment: He was dismissed from his post for being lazy.) işten kovmak, yol vermek3) (to stop or close (a law-suit etc): Case dismissed!) (dava) reddetmek• -
40 fragrance
n. güzel koku, ıtır, koku, mis* * *güzel koku* * *noun ((a) sweet smell: all the fragrance(s) of the East.) hoş koku
См. также в других словарях:
mis — mis·cel·la·ny; mis·chance; mis·chief; mis·conceit; mis·conduct; mis·content; mis·count; mis·creant; mis·create; mis·cue; mis·deal; mis·de·mean; mis·doubt; mis·er·a·ble; mis·esteem; mis·field; mis·fire; mis·fit; mis·like; mis·luck; mis·match;… … English syllables
MIS AG — is a German vendor of corporate performance management software. It was founded in Darmstadt in 1988. Originally started as a consulting company and reseller of the Applix products, MIS AG developed their own product similar to TM/1. In 1997, MIS … Wikipedia
mis — mis, mise (mî, mi z ) part. passé de mettre. 1° Colloqué en quelque lieu. Un livre mis dans une bibliothèque. Fig. • Les volontés ne sont pas seulement souffertes par sa patience [de Dieu], mais encore mises sous le joug de sa puissance… … Dictionnaire de la Langue Française d'Émile Littré
miš — mȉš m <N mn evi/ i reg. knjiš.> DEFINICIJA 1. zool. a. kućni glodavac (Mus musculus) iz porodice miševa b. (mn) Muridae, rasprostranjen mali glodavac šiljaste njuške i duga repa [šumski miš; klȃsni miš više vrsta štakora] c. naziv za… … Hrvatski jezični portal
mis — mis, mise [ mi, miz ] adj. • XVIIe; de mettre ♦ Littér. Habillé, vêtu. « Nénesse, mis comme un garçon de la ville » (Zola). Femme bien, mal mise (⇒ mise) . ⊗ HOM. Mi, mie, mye. ● mis Participe passé de mettre. ⇒MIS, MISE, part. passé et adj. I.… … Encyclopédie Universelle
mis- — Mis : ↑ miso , Miso . * * * mis , Mis : ↑miso , ↑Miso . mi|so , Mi|so , (vor Vokalen): mis , Mis [griech. mĩsos] >Best. in Zus. mit der Bed.<: Feindschaft, Hass, Verachtung (z. B. Misogyn, misanthropisch) … Universal-Lexikon
Mis- — Mis : ↑ miso , Miso . * * * mis , Mis : ↑miso , ↑Miso . mi|so , Mi|so , (vor Vokalen): mis , Mis [griech. mĩsos] >Best. in Zus. mit der Bed.<: Feindschaft, Hass, Verachtung (z. B. Misogyn, misanthropisch) … Universal-Lexikon
mis- — 1 [mis] [ME < OE & OFr: OE mis , akin to OHG missa , Goth missa (for IE base see MISS1); OFr mes < Frank * missi , akin to OHG missa ] prefix 1. wrong, wrongly, bad, badly [misdo, misdemeanor] 2. no, not [misfire] mis 2 [mis] … English World dictionary
Mis- — (m[i^]s ). [In words of Teutonic origin, fr. AS. mis ; akin to D. mis , G. miss , OHG. missa , missi , Icel. & Dan. mis , Sw. miss , Goth. missa ; orig., a p. p. from the root of G. meiden to shun, OHG. m[=i]dan, AS. m[=i][eth]an ([root]100. Cf.… … The Collaborative International Dictionary of English
mis- — mis(o) ♦ Élément, du gr. misein « haïr ». mis(o) élément, du gr. misein, haïr . ⇒MIS(O) , (MIS , MISO )élém. formant Élém. tiré du gr. (o) , de «haïr, détester», «haine», entrant da … Encyclopédie Universelle
mis- — 1 a prefix applied to various parts of speech, meaning ill, mistaken, wrong, wrongly, incorrectly, or simply negating: mistrial; misprint; mistrust. [ME; OE mis(se) ; c. G miss , Goth missa (see MISS1;); often r. ME mes < OF < WGmc *mis(s) ] mis… … Universalium