-
1 lay to rest
halletmek -
2 figure out
halletmek, hesaplamak, çözmek, anlamak* * *anla* * *(to understand: I can't figure out why he said that.) anlamak -
3 cut corners
kestirme yoldan halletmek, ucuza halletmek* * *(to use less money, effort, time etc when doing something than was thought necessary, often giving a poorer result.) (bir işi) baştan savmak -
4 adjust
v. ayarlamak; uydurmak, alıştırmak, alışmak; düzeltmek; belirlemek, halletmek* * *ayarla* * *1) ((often with to) to change so as to make or be better suited: He soon adjusted to his new way of life.) uyum sağlamak, alışmak2) (to change (the position of, setting of): Adjust the setting of the alarm clock.) ayarlamak•- adjustment -
5 arrange
v. düzenlemek, ayarlamak, yoluna koymak, hazırlamak, düzeltmek, halletmek; planlamak, kararlaştırmak, sıralamak, sıraya koymak, aranje etmek* * *düzenle* * *[ə'rein‹]1) (to put in some sort of order: Arrange these books in alphabetical order; She arranged the flowers in a vase.) düzenlemek2) (to plan or make decisions (about future events): We have arranged a meeting for next week; I have arranged to meet him tomorrow.) kararlaştırmak3) (to make (a piece of music) suitable for particular voices or instruments: music arranged for choir and orchestra.) (müzikte) uyarlamak, düzenlemek, aranjman yapmak•- arrangements -
6 clear up
açıklamak, aydınlatmak, bilgi vermek, tasfiye etmek, açmak, temizlemek, bulmak, çözümlemek, halletmek, tamamlamak, aydınlanmak* * *1. aydınlat 2. düzenle* * *1) (to make clean, tidy etc: Clear up this mess!) temizlemek2) (to become better etc: If the weather clears up, we'll go for a picnic.) iyileşmek, açmak -
7 clinch
n. sıkı tutma, yapışma; yakın dövüş; perçinlenmiş çivi; sıkıştırılmış cıvata————————v. sağlama bağlamak, kökünden halletmek; sıkı tutmak, sıkıştırmak; perçinlemek, yapışmak* * *1. perçinle 2. perçinle (v.) 3. perçin (n.)* * *[klin ](to settle or come to an agreement about (an argument or a bargain): The businessmen clinched the deal.) anlaşmaya varmak -
8 compound
adj. bileşik, karışık————————n. bileşik, bileşim, alaşım, karıştırma, karıştırılma, bileşik kelime, ağıl, mandıra, duvarla çevrili binalar topluluğu————————v. birleştirmek, artırmak, çözmek, halletmek, taksitle ödemek, örtbas etmek, takipten vazgeçmek, anlaşmak, uzlaşmak* * *1. bileşik 2. art (v.) 3. bileşik (adj.)* * *I 1. adjective(composed of a number of parts: a compound substance.) bileşik2. noun(a substance, word etc formed from two or more elements: The word racetrack is a compound; chemical compounds.) bileşim, alaşımII noun(a fenced or walled-in area, eg round a factory, school etc.) site -
9 dispatch
n. yollama, sevk; acele, hız; mesaj, telgraf çekme; öldürme, idam; harekât raporu————————v. göndermek, sevketmek, yollamak; halletmek; yalayıp yutmak; silip süpürmek; öldürmek, idam etmek; telgraf çekmek* * *1. dağıt (v.) 2. haber (n.) 3. gönder (v.) 4. gönderi (n.)* * *[di'spæ ] 1. verb1) (to send off: He dispatched several letters asking for financial help.) göndermek2) (to finish off or deal with quickly: She dispatched several pieces of business within the hour.) bitirivermek2. noun1) (a written official report: a dispatch from the commanding officer.) haber, mesaj2) (an act of sending away.) gönderme, yollama3) (haste.) sürat, ivedilik• -
10 dispose of
satmak, kullanmak, halletmek, zararsız hale getirmek, elden çıkarmak, kurtulmak, yok etmek, imha etmek, tüketmek, bırakmak, devretmek, vermek, kocaya vermek* * *kurtul* * *(to get rid of: I've disposed of your old coat.) atmak, elden çıkarmak -
11 dissolve
n. birbirine karışan görüntü————————v. eritmek, erimek; yok etmek, yok olmak, sona erdirmek; kontrolunü kaybetmek, feshetmek, dağıtmak, dağılmak; bozmak; halletmek, aydınlatmak* * *1. çöz 2. çözün* * *[di'zolv]1) (to (cause to) melt or break up, especially by putting in a liquid: He dissolved the pills in water; The pills dissolved easily in water.) çöz(ül)mek, eri(t)mek2) (to put an end to (a parliament, a marriage etc).) son vermek, dağıtmak, feshetmek• -
12 eradicate
v. kökünden halletmek, kökünü kurutmak, yok etmek, kökünden sökmek* * *1. kökünü kazı 2. yoket* * *(to get rid of completely: Smallpox has almost been eradicated.) yok etmek, kökünü kazımak -
13 hurdle
n. engel, sorun, güçlük, parmaklık, çit, yarış engeli————————v. çit çekmek, engeli aşmak, üstesinden gelmek, halletmek, engelli koşu yapmak* * *1. engel 2. engeli aş (v.) 3. engel (n.)* * *['hə:dl] 1. noun1) (a frame to be jumped in a race.) engel, mania2) (a problem or difficulty: There are several hurdles to be got over in this project.) sorun, engel2. verb(to run in a race in which hurdles are used: He has hurdled since he was twelve.) engelli yarışta koşmak- hurdler- hurdling -
14 lay on
yüklemek, koymak, sürmek, kullanmak (kamçı), tesisat döşemek, sağlamak, halletmek, ayarlamak, yüklenmek* * *sağla* * *(to provide: The staff laid on a tea party for the pupils.) sağlamak, vermek -
15 lick
n. yalama, tokat, hız, azıcık, bir parçacık————————v. yalamak, dayak atmak, dövmek, yenmek, üstesinden gelmek, halletmek* * *1. yala (v.) 2. yalama (n.)* * *[lik] 1. verb(to pass the tongue over: The dog licked her hand.) yalamak2. noun1) (an act of licking: The child gave the ice-cream a lick.) yalama2) (a hasty application (of paint): These doors could do with a lick of paint.) azıcık, birazcık• -
16 manage
v. idare etmek, halletmek, becermek, işletmek, kıvırmak, çekip çevirmek, çevirmek, icabına bakmak, yolunu bulmak, geçinmek, terbiye etmek* * *yönet* * *['mæni‹]1) (to be in control or charge of: My lawyer manages all my legal affairs / money.) idare etmek2) (to be manager of: James manages the local football team.) yönetmek3) (to deal with, or control: She's good at managing people.) idare etmek, hakim olmak4) (to be able to do something; to succeed or cope: Will you manage to repair your bicycle?; Can you manage (to eat) some more meat?)...-e bilmek, becermek•- manageability
- management
- manager -
17 overcome
n. atlatma————————v. hakkından gelmek, başa çıkmak, üstesinden gelmek, halletmek, başarmak, atlatmak, zayıf düşürmek* * *üstesinden gel* * *1. adjective(helpless; defeated by emotion etc: overcome with grief; I felt quite overcome.) kapılmış2. [-'keim] verb(to defeat or conquer: She finally overcame her fear of the dark.) yenmek, üstesinden gelmek -
18 polish off
bitirmek, halletmek, üstesinden gelmek, silip süpürmek* * *işini bitir* * *(to finish: She polished off the last of the ice-cream.) bitirmek -
19 resolve
n. karar, azim, niyet, önerge, yasa teklifi————————v. çözmek, ayırmak, tahlil etmek, analizini yapmak, dönüştürmek, haline getirmek, halletmek, çözümlemek, gidermek, karar vermek, karara bağlamak, karara varmak, azmetmek, aklına koymak, ayrışmak, dönüşmek* * *çöz* * *[rə'zolv]1) (to make a firm decision (to do something): I've resolved to stop smoking.) karar vermek2) (to pass (a resolution): It was resolved that women should be allowed to join the society.) önergeyi kabul etmek3) (to take away (a doubt, fear etc) or produce an answer to (a problem, difficulty etc).) çözmek -
20 rush
n. acele, telaş, kızarıklık, kızartı, koşma, koşuşturma, sıçrama, atılma, saldırma, hücum, akın, üşüşme, toplanma, rağbet, kur, saz, hasırotu, önemsiz şey, fasa fiso————————v. acele etmek, koşmak, şiddetli esmek, hızlı akmak, atılmak, düşünmeden girişmek, aceleye getirmek, acele ettirmek, sıkboğaz etmek, sıkıştırmak, koşturmak, acele ile göndermek, yetiştirmek, çabucak halletmek, hücum etmek, saldırmak, üstüne atılmak, kur yapmak [amer.], asılmak [amer.], kazıklamak [brit.]* * *1. acele et (v.) 2. acele etme (n.)* * *I 1. verb(to (make someone or something) hurry or go quickly: He rushed into the room; She rushed him to the doctor.) acele etmek, koşturmak2. noun1) (a sudden quick movement: They made a rush for the door.) atılış, hamle2) (a hurry: I'm in a dreadful rush.) acele, telâş•II noun(a tall grass-like plant growing in or near water: They hid their boat in the rushes.) saz, hasır otu
См. также в других словарях:
halletmek — i, der, Ar. ḥall + T. etmek 1) Güç görünen bir olay veya duruma çözüm yolu bulmak 2) Yoluna koymak, olumlu sonuca bağlamak Bakınız, tesadüf bunu ne kadar güzel düşünüp halletti. M. Ş. Esendal 3) Bir cismi bir sıvı içinde eritmek 4) mat. Çözmek 5) … Çağatay Osmanlı Sözlük
kökünden halletmek — herhangi bir konuyu veya sorunu temelden çözümlemek Bu işi kökünden halletmek için kızını derhâl evlendirmeye karar vermişti. A. H. Tanpınar … Çağatay Osmanlı Sözlük
çözmek — i, er 1) Düğümlü, bağlı veya sarılı bir şeyi açmak 2) Düğmeyi iliğinden açmak Yalnız göğsünün düğmelerini çöz. P. Safa 3) Saçı açmak 4) Bulmaca, sorun vb.nin bilinmeyen, gizli noktasını bulup açıklamak, sonuca bağlamak Kır saçlı postacı bulmacayı … Çağatay Osmanlı Sözlük
hal — 1. lli, esk., Ar. ḥall 1) Çözme, çözülme 2) Eritme 3) Karışık bir sorunun içinden çıkma, sonuca varma Birleşik Sözler hal çaresi halletmek hallihamur hallolmak hallolunmak 2. is., li, Fr. halle Sebze, meyve, bakliyat vb.nin satıldığı yer 3 … Çağatay Osmanlı Sözlük
halletme — is. Halletmek işi Ben bu meseleyi birdenbire halletmenin kolayını buldum. Ö. Seyfettin … Çağatay Osmanlı Sözlük
kök — 1. is., bit. b. 1) Bitkileri toprağa bağlayan ve onların, topraktaki besi maddelerini emmesine yarayan klorofilsiz bölüm 2) bit. b. Süsende olduğu gibi yer üstüne sap çıkaran çok yıllık yer altı gövdesi 3) Bazı şeylerde dip bölüm Diş kökü. 4)… … Çağatay Osmanlı Sözlük
FASL — (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal. * Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna Faysal da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme. * Bölüm. * Mevsim. * Aynı makamda çalınan şarkı. * Çocuğu memeden kesmek. *… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
FASL-I HİTÂB — İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş. * Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerinden sonra hâkimin hükmetmesi. * Hakkı bâtıldan ayırarak, nizaı ayırt edip kesmek ve halletmek. Herşeyi kemal… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
HULUL — Girme. Dâhil olma. İçine gizlice giriş. * Birinin veya birkaç kimsenin sevgi veya itimadını kazanmak, içlerine onlardan görünüp girmek. * Halletmek. * Vuku bulmak. Zuhur etmek. * Gelip çatmak. * Bir menzile inmek. * Kim: Bazı akıcı cisimlerin… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük