-
1 haliyle
haliyle an sich, an und für sich; wohl oder übel;haliyle bırakmak so, wie es ist, belassen, unverändert lassen -
2 haliyle
1) ( olduğu gibi) unverändertbir şeyi \haliyle bırakmak etw sein [o bleiben] lassen2) ( ister istemez) zwangsläufig -
3 göre
1) nachayağını yorganına \göre uzatmak sich nach der Decke streckengörünüşe \göre dem Anschein nachbitkileri cinslerine/türlerine \göre ayırmak Pflanzen nach Gattungen/Arten einteilenyaşına \göre dem Alter nach2) zufolge, lautbuna \göre demzufolgetahminlere \göre Schätzungen zufolge, laut Schätzungen3) entsprechendyaşına \göre giyinmiş er ist entsprechend seinem Alter angezogen4) ( soruya karşılık)bana \göre meiner Meinung nachona \göre nach seiner [o ihrer] Ansicht5) hoşumuza gidip gitmemesine \göre karar vereceğiz wir entscheiden uns je nachdem, ob es uns gefällt6) daderslerine çalışmadığına \göre haliyle sınıfta kalacak da er nicht lernt, wird er zwangsläufig sitzen bleiben7) wieduyduğuma \göre siz de davetliymişsiniz wie ich höre, sind Sie auch eingeladensöylendiğine \göre, ... wie man sagt,...
См. также в других словарях:
hâliyle — zf. 1) Olduğu gibi Hâliyle bırakmak. 2) Olağan bir sonuç olarak, ister istemez Bu çocuk derslerine çalışmadığına göre hâliyle sınıfta kalacak … Çağatay Osmanlı Sözlük
cuma namazı — is., din b. Cuma günü öğle vaktinde cemaatle kılınan namaz, cuma Onu bu hâliyle gören, cuma namazına hazırlanan bir tapu memuru sanabilirdi. H. Taner … Çağatay Osmanlı Sözlük
hanım — is. 1) Kız ve kadınlara verilen unvan, bayan Ülker Hanım. 2) Kadın, eş Yok bizim hanım öyle değildir. M. Ş. Esendal 3) Toplumsal durumu, varlığı iyi olan, hizmetinde bulunulan kadın Becerikli hâliyle Zeynep e ve hanımına ait bütün işleri elinin… … Çağatay Osmanlı Sözlük
lüzumlu lüzumsuz — zf. Yerli yersiz, gerekli gereksiz Bu toy müdürü küçümsediğini her hâliyle belli ediyor, bir mesele hakkında izahat verirken, lüzumlu lüzumsuz bilgiçlik taslıyordu. H. Taner … Çağatay Osmanlı Sözlük
püskürmek — i 1) Ağzında bulunan bir sıvı veya toz durumundaki bir şeyi hızla savurtarak dışarı çıkarmak 2) nsz Yanardağ lav çıkarmak, indifa etmek 3) nsz, mec. Öfkeyi aniden dışarı vurmak Yeniden yepyeni bir insan olmak için zaman zaman bir volkan hâliyle… … Çağatay Osmanlı Sözlük
sağlamak — 1. i 1) Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek Biz bu ihtiyara son günlerinde hiç aklından geçirmediği bir saadet sağladık. H. Taner 2) Elde etmek, sahip olmak ... o sevimli yavru hâliyle sağladığı sempatinin büyük… … Çağatay Osmanlı Sözlük
turfa — sf., esk., Ar. ṭurfe 1) Az bulunur, eski, nadir 2) mec. Değersiz, değeri düşük Şehirli dediği bu turfa kalabalığı küçümsediğini her hâliyle belli ederdi. H. Taner Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller turfa olmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
eamm — (A.) [ ﻢﻋا ] genelde, yaygın haliyle … Osmanli Türkçesİ sözlüğü
Bİ-LİSAN-İL-ARZ — Arzın diliyle. Yeryüzünün lisân ı hâliyle … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
MUSADDAK — Doğruluğu tasdik edilmiş. Sadakati ve doğruluğu tanınmış, isbat edilmiş olan.(Hem zâtiyle, hem lisâniyle, hem delâlet i hâliyle, hem kaliyle kâinatın Sâniine delâlet eden şu delil; hem hakikat ı kâinatça musaddak, hem sâdıktır. Çünkü bütün… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
MUSÎBET — Afet. Belâ. Felâket. Hastalık. Dert.(Merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan ı hâliyle: Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyâde fâidemizi düşünür. Mâdem onun rızâsı yoktur,… … Yeni Lügat Türkçe Sözlük