Перевод: с турецкого на немецкий

с немецкого на турецкий

haliyle

  • 1 haliyle

    haliyle an sich, an und für sich; wohl oder übel;
    haliyle bırakmak so, wie es ist, belassen, unverändert lassen

    Türkçe-Almanca sözlük > haliyle

  • 2 haliyle

    haliyle [xa:--] adv
    1) ( olduğu gibi) unverändert
    bir şeyi \haliyle bırakmak etw sein [o bleiben] lassen
    2) ( ister istemez) zwangsläufig

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > haliyle

  • 3 göre

    1) nach
    ayağını yorganına \göre uzatmak sich nach der Decke strecken
    görünüşe \göre dem Anschein nach
    bitkileri cinslerine/türlerine \göre ayırmak Pflanzen nach Gattungen/Arten einteilen
    yaşına \göre dem Alter nach
    2) zufolge, laut
    buna \göre demzufolge
    tahminlere \göre Schätzungen zufolge, laut Schätzungen
    3) entsprechend
    yaşına \göre giyinmiş er ist entsprechend seinem Alter angezogen
    bana \göre meiner Meinung nach
    ona \göre nach seiner [o ihrer] Ansicht
    5) hoşumuza gidip gitmemesine \göre karar vereceğiz wir entscheiden uns je nachdem, ob es uns gefällt
    6) da
    derslerine çalışmadığına \göre haliyle sınıfta kalacak da er nicht lernt, wird er zwangsläufig sitzen bleiben
    7) wie
    duyduğuma \göre siz de davetliymişsiniz wie ich höre, sind Sie auch eingeladen
    söylendiğine \göre, ... wie man sagt,...

    Sözlük Türkçe-Almanca kompakt > göre

См. также в других словарях:

  • hâliyle — zf. 1) Olduğu gibi Hâliyle bırakmak. 2) Olağan bir sonuç olarak, ister istemez Bu çocuk derslerine çalışmadığına göre hâliyle sınıfta kalacak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • cuma namazı — is., din b. Cuma günü öğle vaktinde cemaatle kılınan namaz, cuma Onu bu hâliyle gören, cuma namazına hazırlanan bir tapu memuru sanabilirdi. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • hanım — is. 1) Kız ve kadınlara verilen unvan, bayan Ülker Hanım. 2) Kadın, eş Yok bizim hanım öyle değildir. M. Ş. Esendal 3) Toplumsal durumu, varlığı iyi olan, hizmetinde bulunulan kadın Becerikli hâliyle Zeynep e ve hanımına ait bütün işleri elinin… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • lüzumlu lüzumsuz — zf. Yerli yersiz, gerekli gereksiz Bu toy müdürü küçümsediğini her hâliyle belli ediyor, bir mesele hakkında izahat verirken, lüzumlu lüzumsuz bilgiçlik taslıyordu. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • püskürmek — i 1) Ağzında bulunan bir sıvı veya toz durumundaki bir şeyi hızla savurtarak dışarı çıkarmak 2) nsz Yanardağ lav çıkarmak, indifa etmek 3) nsz, mec. Öfkeyi aniden dışarı vurmak Yeniden yepyeni bir insan olmak için zaman zaman bir volkan hâliyle… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • sağlamak — 1. i 1) Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek Biz bu ihtiyara son günlerinde hiç aklından geçirmediği bir saadet sağladık. H. Taner 2) Elde etmek, sahip olmak ... o sevimli yavru hâliyle sağladığı sempatinin büyük… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • turfa — sf., esk., Ar. ṭurfe 1) Az bulunur, eski, nadir 2) mec. Değersiz, değeri düşük Şehirli dediği bu turfa kalabalığı küçümsediğini her hâliyle belli ederdi. H. Taner Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller turfa olmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • eamm — (A.) [ ﻢﻋا ] genelde, yaygın haliyle …   Osmanli Türkçesİ sözlüğü

  • Bİ-LİSAN-İL-ARZ — Arzın diliyle. Yeryüzünün lisân ı hâliyle …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • MUSADDAK — Doğruluğu tasdik edilmiş. Sadakati ve doğruluğu tanınmış, isbat edilmiş olan.(Hem zâtiyle, hem lisâniyle, hem delâlet i hâliyle, hem kaliyle kâinatın Sâniine delâlet eden şu delil; hem hakikat ı kâinatça musaddak, hem sâdıktır. Çünkü bütün… …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • MUSÎBET — Afet. Belâ. Felâket. Hastalık. Dert.(Merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan ı hâliyle: Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyâde fâidemizi düşünür. Mâdem onun rızâsı yoktur,… …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»