-
1 güç
أزرإمكانإيادأيداستطاعةاقتداربأستمكنجبرحولزورشاقشدةشوكةصبرصعبطائلطائلةطاقةطوقطولعسرعسيرعويصقابليةقبلقدرةمتعذرمتعسرمراسمرةمستصعبمعقدمقدرةمقدورمكنةمنةمنعةنكير -
2 güç
1. أزر [أَزْر]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet2. إمكان [إِمْكان]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet3. إياد [إِيَاد]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet4. أيد [أَيْد]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet5. استطاعة [اِسْتِطَاعَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet6. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet7. بأس [بَأْس]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet8. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet9. جبر [جَبْر]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet10. حول [حَوْل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet11. زور [زُور]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet12. شاق [شاقّ]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül13. شدة [شِدَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet14. شوكة [شَوْكَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet15. صبر [صَبْر]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet16. صعب [صَعْب]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül17. طائل [طائِل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet18. طائلة [طائِلَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet19. طاقة [طاقَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet20. طوق [طَوْق]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet21. طول [طَوْل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet22. عسر [عَسِر]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül23. عسير [عَسِير]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül24. قابلية [قابِلِيَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet25. قبل [قِبَل]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet26. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet27. متعذر [مُتَعَذِّر]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül28. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül29. مراس [مِرَاس]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet30. مرة [مِرَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet31. مستصعب [مُسْتَصْعَب]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül32. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül33. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet34. مقدور [مَقْدُور]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet35. مكنة [مُكْنَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet36. منعة [مَنْعَة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet37. منة [مُنَّة]Anlamı: fizik, düşünce ve ahlâk bakımından bir etki yapabilme, kuvvet38. نكير [نَكِير]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül39. عويص [عَوِيص]Anlamı: ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül -
3 belâ
1. إصابة [إِصَابَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum2. بائقة [بائِقَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum3. باقعة [باقِعَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum4. بلاء [بَلَاء]Anlamı: içinden çıkılması güç durum5. بلوى [بَلْوَى]Anlamı: içinden çıkılması güç durum6. بلية [بَلِيَّة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum7. جائحة [جائِحَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum8. حادث [حادِث]Anlamı: içinden çıkılması güç durum9. حادثة [حادِثَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum10. حازب [حازِب]Anlamı: içinden çıkılması güç durum11. حاقة [حاقَّة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum12. حدث [حدث]Anlamı: içinden çıkılması güç durum13. حين [حَيْن]Anlamı: içinden çıkılması güç durum14. رزء [رُزْء]Anlamı: içinden çıkılması güç durum15. رزية [رَزِيَّة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum16. طارقة [طارِقَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum17. طامة [طامَّة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum18. عادية [عادِيَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum19. عظيمة [عَظِيمَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum20. غائلة [غائِلَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum21. غاشية [غاشِيَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum22. فاجعة [فاجِعَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum23. فادحة [فادِحَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum24. فجيعة [فَجِيعة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum25. قارعة [قارِعَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum26. كارثة [كارِثَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum27. كريهة [كَرِيهَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum28. لمة [لَمَّة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum29. مأساة [مَأْساة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum30. محنة [مِحْنَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum31. مصاب [مُصَابٌ]Anlamı: içinden çıkılması güç durum32. مصيبة [مُصِيبة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum33. مكروه [مَكْرُوه]Anlamı: içinden çıkılması güç durum34. مكروهة [مَكْرُوهَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum35. ملمة [مُلِمَّة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum36. نائبة [نائِبَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum37. نازلة [نازِلَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum38. ناقرة [ناقِرَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum39. نكب [نَكْب]Anlamı: içinden çıkılması güç durum40. نكبة [نَكْبَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum41. نوبة [نُوبَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum42. ويلة [وَيْلَة]Anlamı: içinden çıkılması güç durum -
4 hız
1. استطاعة [اِسْتِطَاعَة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat2. بأس [بَأْس]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat3. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat4. شدة [شِدَّة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat5. طائل [طائِل]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat6. طائلة [طائِلَة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat7. طاقة [طاقَة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat8. طول [طَوْل]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat9. قابلية [قابِلِيَّة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat10. قبل [قِبَل]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat11. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat12. مراس [مِرَاس]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat13. مرة [مِرَّة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat14. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat15. مكنة [مُكْنَة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat16. منة [مُنَّة]Anlamı: bir hareketten doğan güç, şiddet, güç, takat -
5 can
1. إمكان [إِمْكان]Anlamı: güç, kuvvet2. استطاعة [اِسْتِطَاعَة]Anlamı: güç, kuvvet3. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: güç, kuvvet4. بأس [بَأْس]Anlamı: güç, kuvvet5. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: güç, kuvvet6. جائشة [جائِشَة]7. حار [حارّ]Anlamı: çok içten, sevimli, sevilen, şirin8. حوباء [حَوْباء]9. حول [حَوْل]Anlamı: güç, kuvvet10. حياة [حَيَاة]Anlamı: yaşama, hayat11. روح [رُوح]12. شدة [شِدَّة]Anlamı: güç, kuvvet13. طائل [طائِل]Anlamı: güç, kuvvet14. طائلة [طائِلَة]Anlamı: güç, kuvvet15. طاقة [طاقَة]Anlamı: güç, kuvvet16. طوق [طَوْق]Anlamı: güç, kuvvet17. طول [طَوْل]Anlamı: güç, kuvvet18. قابلية [قابِلِيَّة]Anlamı: güç, kuvvet19. قبل [قِبَل]Anlamı: güç, kuvvet20. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: güç, kuvvet21. قلبي [قَلْبِيّ]Anlamı: çok içten, sevimli, sevilen, şirin22. مخلص [مُخْلِص]Anlamı: çok içten, sevimli, sevilen, şirin23. مراس [مِرَاس]Anlamı: güç, kuvvet24. مرة [مِرَّة]Anlamı: güç, kuvvet25. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: güç, kuvvet26. مقدور [مَقْدُور]Anlamı: güç, kuvvet27. مكنة [مُكْنَة]Anlamı: güç, kuvvet28. منة [مُنَّة]Anlamı: güç, kuvvet29. ودي [ودِّيّ]Anlamı: çok içten, sevimli, sevilen, şirin30. عمر [عُمُر]Anlamı: yaşama, hayat31. عمر [عُمْر]Anlamı: yaşama, hayat -
6 enerji
1. إمكان [إِمْكان]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç2. استطاعة [اِسْتِطَاعَة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç3. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç4. بأس [بَأْس]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç5. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç6. جهد [جُهْد]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç7. حول [حَوْل]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç8. شدة [شِدَّة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç9. طائل [طائِل]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç10. طائلة [طائِلَة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç11. طاقة [طاقَة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç12. طوق [طَوْق]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç13. طول [طَوْل]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç14. قابلية [قابِلِيَّة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç15. قبل [قِبَل]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç16. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç17. مراس [مِرَاس]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç18. مرة [مِرَّة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç19. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç20. مقدور [مَقْدُور]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç21. مكنة [مُكْنَة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç22. منة [مُنَّة]Anlamı: maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan erke, güç -
7 derman
1. إمكان [إِمْكان]Anlamı: güç, takat, mecal2. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: güç, takat, mecal3. بأس [بَأْس]Anlamı: güç, takat, mecal4. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: güç, takat, mecal5. حول [حَوْل]Anlamı: güç, takat, mecal6. دواء [دَوَاء]Anlamı: ilâç7. طائلة [طائِلَة]Anlamı: güç, takat, mecal8. طاقة [طاقَة]Anlamı: güç, takat, mecal9. طوق [طَوْق]Anlamı: güç, takat, mecal10. طول [طَوْل]Anlamı: güç, takat, mecal11. قبل [قِبَل]Anlamı: güç, takat, mecal12. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: güç, takat, mecal13. مراس [مِرَاس]Anlamı: güç, takat, mecal14. مرة [مِرَّة]Anlamı: güç, takat, mecal15. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: güç, takat, mecal16. مكنة [مُكْنَة]Anlamı: güç, takat, mecal17. منة [مُنَّة]Anlamı: güç, takat, mecal18. عقار [عَقَّار]Anlamı: ilâç19. علاج [عِلَاج]Anlamı: ilâç -
8 kudret
1. إمكان [إِمْكان]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek2. استطاعة [اِسْتِطَاعَة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek3. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek4. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek5. حول [حَوْل]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek6. طائل [طائِل]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek7. طائلة [طائِلَة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek8. طاقة [طاقَة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek9. طول [طَوْل]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek10. قابلية [قابِلِيَّة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek11. قبل [قِبَل]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek12. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek13. مراس [مِرَاس]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek14. مرة [مِرَّة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek15. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: güç, erk, erke, iktidar, yetenek -
9 aşmak
1. أعدى [أَعْدَى]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek2. اجتاز [اِجْتازَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek3. اجتسر [اِجْتَسَرَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek4. اختطى [اِخْتَطَى]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek5. اعتدى [اِعْتَدَى]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek6. تجاوز [تَجَاوَزَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek7. تخطى [تَخَطَّى]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek8. تعدى [تَعَدَّى]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek9. جاز [جازَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek10. جاوز [جاوَزَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek11. جسر [جَسَرَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek12. عبر [عَبَرَ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek13. مر [مَرَّ]Anlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek -
10 müşkül
1. شاق [شاقّ]Anlamı: güç, zor, çetin2. صعب [صَعْب]Anlamı: güç, zor, çetin3. عسر [عَسِر]Anlamı: güç, zor, çetin4. عسير [عَسِير]Anlamı: güç, zor, çetin5. عصيب [عَصِيب]Anlamı: güç, zor, çetin6. متعب [مُتْعِب]Anlamı: güç, zor, çetin7. متعذر [مُتَعَذِّر]Anlamı: güç, zor, çetin8. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: güç, zor, çetin9. مجهد [مُجْهِد]Anlamı: güç, zor, çetin10. مستصعب [مُسْتَصْعَب]Anlamı: güç, zor, çetin11. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: güç, zor, çetin12. نكير [نَكِير]Anlamı: güç, zor, çetin13. عويص [عَوِيص]Anlamı: güç, zor, çetin -
11 muğlak
1. إشكالي [إِشْكالِيّ]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık2. عسر [عَسِر]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık3. عصيب [عَصِيب]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık4. غامض [غامِض]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık5. غلق [غَلِق]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık6. مبهم [مُبْهَم]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık7. متعذر [مُتَعَذِّر]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık8. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık9. مستغلق [مُسْتَغْلِق]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık10. معجم [مُعْجَم]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık11. مغلق [مُغْلَق]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık12. عويص [عَوِيص]Anlamı: anlaşılması güç, çapraşık -
12 meşakkatli
1. عسر [عَسِر]Anlamı: güç, sıkıntılı2. عسير [عَسِير]Anlamı: güç, sıkıntılı3. متعذر [مُتَعَذِّر]Anlamı: güç, sıkıntılı4. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: güç, sıkıntılı5. مجهد [مُجْهِد]Anlamı: güç, sıkıntılı6. مستصعب [مُسْتَصْعَب]Anlamı: güç, sıkıntılı7. مضن [مُضْنٍ]Anlamı: güç, sıkıntılı8. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: güç, sıkıntılı9. منهك [مُنْهِك]Anlamı: güç, sıkıntılı10. ناصب [ناصِب]Anlamı: güç, sıkıntılı -
13 takat
1. إمكان [إِمْكان]Anlamı: güç, kuvvet2. إياد [إِيَاد]Anlamı: güç, kuvvet3. اقتدار [اِقْتِدار]Anlamı: güç, kuvvet4. تمكن [تَمَكُّن]Anlamı: güç, kuvvet5. حول [حَوْل]Anlamı: güç, kuvvet6. طائل [طائِل]Anlamı: güç, kuvvet7. طاقة [طاقَة]Anlamı: güç, kuvvet8. قبل [قِبَل]Anlamı: güç, kuvvet9. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: güç, kuvvet10. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: güç, kuvvet -
14 başat
1. أرجح [أَرْجَح]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant2. بارع [بارِع]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant3. راجح [راجِح]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant4. سائد [سائِد]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant5. طاغ [طاغٍ]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant6. غالب [غالِب]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant7. غلاب [غَلَّاب]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant8. متفوق [مُتَفَوِّق]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant9. ممكن [مُمْكِن]Anlamı: başkaları arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hakim, dominant -
15 hâl
1. بأس [بَأْس]Anlamı: güç, kuvvet, takat2. تصرف [تَصَرُّف]Anlamı: davranış, tutum, tavır3. حول [حَوْل]Anlamı: güç, kuvvet, takat4. سلوك [سلوك]Anlamı: davranış, tutum, tavır5. سيرة [سِيرَة]Anlamı: davranış, tutum, tavır6. طائلة [طائِلَة]Anlamı: güç, kuvvet, takat7. طاقة [طاقَة]Anlamı: güç, kuvvet, takat8. طول [طَوْل]Anlamı: güç, kuvvet, takat9. ظرف [ظَرْف]Anlamı: durum, vaziyet10. قدرة [قُدْرَة]Anlamı: güç, kuvvet, takat11. مراس [مِرَاس]Anlamı: güç, kuvvet, takat12. مرة [مِرَّة]Anlamı: güç, kuvvet, takat13. مسلك [مَسْلَك]Anlamı: davranış, tutum, tavır14. مقدرة [مَقْدِرَة]Anlamı: güç, kuvvet, takat15. موقف [مَوْقِف]Anlamı: durum, vaziyet16. وضع [وَضْع]Anlamı: durum, vaziyet -
16 karışık
1. توليفة [تَوْليفة]Anlamı: karışmış olan2. خلط [خِلْط]Anlamı: karışmış olan3. خلطة [خَلْطَة]Anlamı: karışmış olan4. خليط [خَلِيط]Anlamı: karışmış olan5. شوب [شَوْب]Anlamı: karışmış olan6. صعب [صَعْب]Anlamı: anlaşılması güç olan7. عسر [عَسِر]Anlamı: anlaşılması güç olan8. عسير [عَسِير]Anlamı: anlaşılması güç olan9. مبلبل [مُبَلْبَل]Anlamı: kargaşa, çalkantı içinde olan10. متبلبل [مُتَبَلْبِل]Anlamı: kargaşa, çalkantı içinde olan11. متعب [مُتْعِب]Anlamı: anlaşılması güç olan12. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: anlaşılması güç olan13. متنوع [مُتَنَوِّع]14. مختلط [مُخْتَلِط]Anlamı: karışmış olan15. مختلط [مُخْتَلِط]Anlamı: kargaşa, çalkantı içinde olan16. مخلط [مُخَلَّط]Anlamı: karışmış olan17. مخلط [مُخَلَّط]Anlamı: kargaşa, çalkantı içinde olan18. مخلوط [مَخْلُوط]Anlamı: karışmış olan19. مزيج [مَزِيج]Anlamı: karışmış olan20. مستصعب [مُسْتَصْعَب]Anlamı: anlaşılması güç olan21. مشوب [مَشُوب]Anlamı: karışmış olan22. مشوش [مُشَوَّش]Anlamı: kargaşa, çalkantı içinde olan23. مضطرب [مُضْطَرِب]Anlamı: kargaşa, çalkantı içinde olan24. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: anlaşılması güç olan25. ممتزج [مُمْتَزِج]Anlamı: karışmış olan26. ممزوج [مَمْزُوج]Anlamı: karışmış olan27. عويص [عَوِيص]Anlamı: anlaşılması güç olan -
17 kompleks
1. شاق [شاقّ]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan2. عصيب [عَصِيب]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan3. متعب [مُتْعِب]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan4. متعذر [مُتَعَذِّر]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan5. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan6. مرهق [مُرْهِق]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan7. نكير [نَكِير]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan8. عويص [عَوِيص]Anlamı: hemen kavranamayan, çözümü güç olan -
18 çapraşık
1. عسر [عَسِر]Anlamı: anlaşılması güç2. غلق [غَلِق]Anlamı: anlaşılması güç3. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: anlaşılması güç4. مستغلق [مُسْتَغْلِق]Anlamı: anlaşılması güç5. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: anlaşılması güç6. عويص [عَوِيص]Anlamı: anlaşılması güç -
19 çetin
1. صعب [صَعْب]Anlamı: çözümlenmesi güç veya zor olan2. عسر [عَسِر]Anlamı: çözümlenmesi güç veya zor olan3. متعسر [مُتَعَسِّر]Anlamı: çözümlenmesi güç veya zor olan4. مستصعب [مُسْتَصْعَب]Anlamı: çözümlenmesi güç veya zor olan5. معقد [مُعَقَّد]Anlamı: çözümlenmesi güç veya zor olan6. عويص [عَوِيص]Anlamı: çözümlenmesi güç veya zor olan -
20 çetrefil
1. صعب [صَعْب]2. عسير [عَسِير]3. متعسر [مُتَعَسِّر]4. مستصعب [مُسْتَصْعَب]5. معقد [مُعَقَّد]6. عويص [عَوِيص]
См. также в других словарях:
gücənmə — «Gücənmək»dən f. is … Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti
GUC — may refer to either of the following: * The IATA code for Gunnison Crested Butte Regional Airport * German University in Cairo, a private university in Egypt … Wikipedia
gȗc — m 〈N mn gùcovi, G gùcōvā〉 razg. mali gutljaj … Veliki rječnik hrvatskoga jezika
guc — gȕc m <N mn i, G gȗcā> DEFINICIJA pov. reg. morski drveni brodić na vesla i jedro, pramac i krma jednako oštra oblika ETIMOLOGIJA tal. gozzo … Hrvatski jezični portal
guc — gȗc m <N mn gùcovi, G gùcōvā> DEFINICIJA razg. mali gutljaj ETIMOLOGIJA ekspr … Hrvatski jezični portal
güc — is. 1. Canlıların əzələlərini gərginləşdirmə vasitəsilə fiziki hərəkətlər etmə qabiliyyəti; insanın (heyvanın) fiziki enerjisi, qüvvəsi; qüvvə. Görsün mən dəlinin indi gücünü. «Koroğlu». Gücünə bax, şələni bağla. (Ata. sözü). Güc almaq –… … Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti
güç — 1. sf. 1) Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül Eski yazıyı öğrenmek güç bir işti. 2) zf. Zorlukla Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı. Y. K. Karaosmanoğlu Birleşik Sözler gücü gücüne güçbeğenir güç bela Atasözü, Deyim ve Birleşik… … Çağatay Osmanlı Sözlük
gücənmək — f. 1. Güc sərf etmək, güc vurmaq. Stolu qaldırmaq üçün gücənmək. – . . Deyib Hacı birdən bərk bərk gücəndi; Yumruğu Əjdərin ağzına endi. H. K. S.. 2. məc. Cəhd etmək, çox çalışmaq. Sərdar Rəşid bu son sözümün cavabını vermək üçün xeyli gücəndi. M … Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti
GUC — Sigles d’une seule lettre Sigles de deux lettres > Sigles de trois lettres Sigles de quatre lettres Sigles de cinq lettres Sigles de six lettres Sigles de sept… … Wikipédia en Français
güc-bəla — z. Çox çətinliklə, böyük əziyyətlə; zorla. Güc bəla onları gətirib yola; Deyirəm: – Adıma vurmayın ləkə! S. Rüst.. . . Sarı keçi bir günü acgöz acgöz çox yaman tıxdı, güc bəla evə döndü. S. R … Azərbaycan dilinin izahlı lüğəti
GUC — Das Kürzel GUC steht für: German University in Cairo, eine deutsche Hochschule in Ägypten Grand Union Kanal (englisch: Grand Union Canal), ein Kanalsystem in England, zwischen London und Birmingham eines der Codons des genetischen Codes den IATA… … Deutsch Wikipedia