-
101 زاح
-
102 زال
زالَgitmekAnlamı: yok olmak, elden çıkmak -
103 ساب
Iسابٍ1. büyüleyiciAnlamı: etkileyen, çekici2. cazibeliAnlamı: alımlı, çekici, albeniliIIسابَ1. gelmekAnlamı: akmak, cereyan etmek2. akmakAnlamı: (sıvı veya ince taneli maddeler için) bir yerden başka bir yere doğru gitmek -
104 ساح
ساحَ1. gelmekAnlamı: akmak, cereyan etmek2. akmakAnlamı: (sıvı veya ince taneli maddeler için) bir yerden başka bir yere doğru gitmek -
105 سال
سالَ1. ergimekAnlamı: katı durumdan sıvı duruma geçmek, zeveban etmek2. harıldamak3. gelmekAnlamı: akmak, cereyan etmek4. akmakAnlamı: (sıvı veya ince taneli maddeler için) bir yerden başka bir yere doğru gitmek -
106 سجم
سَجَمَ1. gelmekAnlamı: akmak, cereyan etmek2. akıtmakAnlamı: akmasını sağlamak, dökmek, akmasına yol açmak3. akmakAnlamı: (sıvı veya ince taneli maddeler için) bir yerden başka bir yere doğru gitmek4. dökmek5. dökülmekAnlamı: dökmek işi yapılmak -
107 سح
سَحَّ1. harıldamak2. gelmekAnlamı: akmak, cereyan etmek3. akmakAnlamı: (sıvı veya ince taneli maddeler için) bir yerden başka bir yere doğru gitmek4. dökülmekAnlamı: dökmek işi yapılmak -
108 سكة
-
109 سياحة
سِيَاحَة1. geziAnlamı: uzun yolculuk, seyahat2. turizmAnlamı: bir amaç için yapılan gezi3. yolculuk -
110 شارع
شارِع1. tarikAnlamı: yol2. yolAnlamı: gitmek için aşılan yer, tarik3. caddeAnlamı: şehir içinde ana yol -
111 صرف
IصَرَّفَdökmekIIصَرَفَ1. defolmakAnlamı: (hareket sözü olarak) savuşmak, çekilip gitmek2. gıcırdamakAnlamı: gıcırtı çıkarmakصَرْف1. etimolojiAnlamı: köken bilimi2. morfolojiAnlamı: biçim bilgisi3. yapı bilimiAnlamı: dil bigisinin, kelimelerin yapısını inceleyen kolu, morfolojiIVصِرْف1. arıAnlamı: temiz, münezzeh, saf, katışıksız2. safiAnlamı: katıksız, duru, temiz3. halisAnlamı: katışık olmayan, katkısız4. sırfAnlamı: salt, ancak, yalnız5. saltAnlamı: yalnız, tek, sırf6. hasAnlamı: katışıksız, en iyi cinsten, saf7. safAnlamı: katıksız, halis8. berrakAnlamı: duru, temiz, aydınlık, açık9. duruAnlamı: bulanıklığı olmayan, temiz -
112 طاق
I1. kemerAnlamı: tonos bağlantı2. kavisAnlamı: eğmeç, yayIIطاقَ1. sabretmekAnlamı: sabır göstermek2. katlanmakAnlamı: tahammül etmek3. gitmekAnlamı: dayanmak -
113 طريق
طَرِيق1. vecihAnlamı: yol2. tarikAnlamı: yol3. yolAnlamı: gitmek için aşılan yer, tarik4. caddeAnlamı: şehir içinde ana yol -
114 طغى
طَغَى1. zulmetmekAnlamı: eziyet etmek, işkence etmek2. azmakAnlamı: taşkınlıkta ileri gitmek, kötülüğünü artırmak -
115 طن
طَنَّ1. tınlamakAnlamı: tın sesi sürüp gitmek2. cayırdamak3. cızlamakAnlamı: cız diye ses çıkarmak4. uğuldamak5. çınlamakAnlamı: çın diye ses çıkarmak6. vızlamakAnlamı: vız diye ses çıkarmak7. vızıldamakAnlamı: vız diye ses çıkarmak -
116 طنطن
-
117 عبر
Iعَبَرَ1. uğramakAnlamı: bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek2. katetmekAnlamı: bir yeri aşarak geçmek3. geçmekAnlamı: bir yerden başka bir yere gitmek4. ağlamak5. aşmakAnlamı: yüksek, uzak ve geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmekIIعَبِرَağlamak -
118 عدا
-
119 قطع
Iقَطَّعَ1. kıymak2. üleştirmekAnlamı: pay ederek dağıtmak, bölüştürmek3. bölmekIIقَطَعَ1. geçmekAnlamı: bir yerden başka bir yere gitmek2. kesmekAnlamı: bıçak, makas gibi bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak3. katetmekAnlamı: kesmek, bölmek4. yontmakAnlamı: bir şeyi keskin bir şeyle kesmek5. durdurmakAnlamı: durmasını sağlamakقَطْع1. geçişAnlamı: herhangi bir durumdaki değişme, intikal2. fasonAnlamı: kesim3. mutlakaAnlamı: kaçınılmaz bir biçimde4. yontmaAnlamı: yontmak işi5. kesmeAnlamı: kesmek işi6. iptalAnlamı: kullanıştan kaldırma, bozma, silme7. kesimAnlamı: kesme işi -
120 كفى
كَفَى1. elvermekAnlamı: yetecek kadar olmak2. yetişmekAnlamı: yeter olmak3. gitmekAnlamı: yeter olmak, yetmek, yetişmek
См. также в других словарях:
gitmek — e, der 1) Bir yere doğru yönelmek 2) den Bir yerden veya bir işten ayrılmak 3) Çıkmak, ulaşmak Bu yol nereye gider? 4) Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak Her gün çalışmaya gidiyor. 5) nsz Sürmek, devam etmek Ama böyle… … Çağatay Osmanlı Sözlük
kıçın kıçın gitmek — 1) geriye doğru gitmek, geri geri gitmek 2) henüz yürümeyen bebek kıçüstü gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
sılaya gitmek — 1) bir süre ayrı kaldığı evini, yurdunu görmeye gitmek Ara sıra memlekete, sılaya gitmek lazım. R. H. Karay 2) anne, baba ve diğer akrabalarını görmek için memlekete gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
ağır aksak yürümek (veya gitmek veya ilerlemek) — 1) yavaş olarak, istenilen hızda olmayarak yürümek (gitmek, ilerlemek) Hava ve su kirlenmesine karşı mücadele ağır aksak yürüdü. 2) düzensiz, aralıklı olarak yürümek (gitmek, ilerlemek) … Çağatay Osmanlı Sözlük
hacca gitmek — 1) Müslümanlıkta, hac amacıyla Mekke ye gitmek 2) Hristiyanlıkta, kutsal sayılan yerlere gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
basıp gitmek — birdenbire gitmek, aklına koyduğu şeyi yapmak üzere bulunduğu yerden uzaklaşmak, çekip gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
ipe gitmek — ölüme gitmek Menfaatine dokunan adam, ipe gitmek için lazım gelen hükümleri giyer. F. R. Atay … Çağatay Osmanlı Sözlük
acayibine gitmek — yadırgamak, tuhafına gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
badi badi yürümek (veya gitmek veya koşmak) — ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek, koşmak) Hani biz bir çayırda arabayla geçerken bir boğa çıkageldi, köylü korkudan nasıl badi badi koşmaya başlamıştı? A. Ş. Hisar … Çağatay Osmanlı Sözlük
deplasmana gitmek (veya çıkmak) — dış sahaya gitmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
dere tepe düz gitmek — engelleri aşarak gitmek Geceleyin ay aydınlığında yola düzüldüler. Dere tepe düz gittiler. Dağlar aştılar. Ö. Seyfettin … Çağatay Osmanlı Sözlük