-
1 früh
früh [fry:]I adj1) ( nicht spät) erken;in \frühester Kindheit çocukluğunun ilk yıllarında;\früh am Morgen sabah erkenden;es ist noch \früh daha erken;\früher geht's nicht daha erken olmaz;so \früh wie möglich mümkün olduğu kadar erken2) (\frühzeitig) vaktinden önce;ein \früher Tod vakitsiz bir ölüm;\früher oder später er geçheute \früh bugün erkenden;Dienstag \früh salı sabahı erkenden;um 6 Uhr \früh sabah saat 6'da -
2 Frühe
Frühe f <Frühe; o pl>: in aller Frühe sabah erkenden -
3 Morgen
Morgen m <Morgens; Morgen> sabah;am (frühen) Morgen sabah erkenden;am nächsten Morgen ertesi sabah(ta);gestern Morgen dün sabah;heute Morgen bu sabah -
4 aller
alle(r, s) pronhepsi, cümlesi, bütün;\allers in \allerm ( insgesamt) hepsi hepsi, tam tamına; ( im Großen und Ganzen) topu topu; ( im Allgemeinen) genel olarak; ( kurzum) kısacası, hülasa;\aller auf einmal hep birden, herkes birden;\aller beide/drei her ikisi/üçü;\aller, die dort sind orada bulunan herkes;\aller zehn Minuten (her) on dakikada bir;\aller zwei Tage (her) iki günde bir;auf \aller Fälle kesinlikle, mutlaka; ( so oder so) öyle veya böyle;ein für \allermal ilk ve son defa olmak üzere;dies \allers bütün bunlar, bunların hepsi;\allers auf einmal hepsini birden;\allers, was du willst her istediğini, ne istersen;\allers, was Sie wollen her istediğinizi, ne isterseniz;\aller zu seiner Zeit! her şeyin zamanı var!;vor \allerm her şeyden önce;für \aller Zeiten ebediyen;wer war \allers da? kimler oradaydı?;es waren \aller da herkes oradaydı;ist das \allers? hepsi bu kadar mı?;was soll das \allers? bütün bunlar ne demek oluyor?;in \allerr Frühe erkenden;die schönste \allerr Mädchen/Tage kızların/günlerin en güzeli;es ist noch nicht \allerr Tage Abend gün doğmadan neler doğar;wir \aller hepimiz -
5 Frühe
-
6 frühmorgens
frühmorgens [fry:'mɔrgəns] advsabah(ları) erkenden -
7 Morgen
Morgen <-s, -> msabah;eines \Morgens bir sabah;der \Morgen bricht an gün doğuyor;am \Morgen sabahleyin;gegen \Morgen sabaha doğru;heute \Morgen bu sabah;am nächsten \Morgen ertesi günün sabahında;am frühen \Morgen sabah erkenden;guten \Morgen! günaydın!;bis in den frühen \Morgen hinein sabahın erken saatlerine kadar -
8 morgen
1) ( am folgenden Tag) yarın;\morgen früh yarın erkenden;\morgen Mittag/Abend yarın öğlen/akşam;ab \morgen yarından itibaren;bis \morgen yarın görüşmek üzere2) ( zukünftig) yarın;an \morgen denken yarını düşünmek -
9 frühmorgens
sabah erkenden
См. также в других словарях:
erkenden — zf. Erken olarak, çok erken Kısmet olursa erkenden yola düzüleceğiz. Ö. Seyfettin … Çağatay Osmanlı Sözlük
ALE-S-SABAH — Erkenden, sabahın ilk saatlerinde … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
Archley — This is an English locational surname. Recorded as Archley and Arkley, it originates from the village of Arkley, near the town of Barnett in Hertfordshire. There are several opinions as to the meaning of the place name, and hence the later… … Surnames reference
Arkley — This is an English locational surname. Recorded as Archley and Arkley, it originates from the village of Arkley, near the town of Barnett in Hertfordshire. There are several opinions as to the meaning of the place name, and hence the later… … Surnames reference
alessabah — zf., esk., Ar. ˁalā l ṣabāḥ Sabah erkenden … Çağatay Osmanlı Sözlük
eloğlu — is. 1) El, yabancı Eloğlu erkenden ayaktadır. Bunca uygarlık yan gelip yatmakla elde edilmemiştir. H. Taner 2) mec. Damat 3) mec. Koca … Çağatay Osmanlı Sözlük
ercecik — zf. Erkenden Ilıca hamamından ercecik kalkın / Kılavuz seçin de Şahren i geçin. Halk türküsü … Çağatay Osmanlı Sözlük
eyvallah — is. Allaha ısmarladık, öyle olsun anlamlarında kullanılan bir seslenme sözü Benden eyvallah! Yarın erkenden yola çıkacağım, diyerek kalktı. N. Cumalı Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller eyvallah demek eyvallah etmemek eyvallahı olmamak … Çağatay Osmanlı Sözlük
karşıcı — is. 1) Karşılamaya çıkan kimse, karşılayıcı Bursa mebusları sabahleyin erkenden otomobillere atladılar, karşıcı gittiler. R. E. Ünaydın 2) sf. Karşı düşüncede olan … Çağatay Osmanlı Sözlük
mendil — is., Ar. mendīl 1) Burun ve ter silmekte, el ve yüz kurulamakta kullanılan küçük, kare biçiminde dokuma veya yumuşak, ince kâğıt Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Y. K. Beyatlı 2) İçine bazı şeyler konulan dokuma, yağlık Sabahleyin… … Çağatay Osmanlı Sözlük
nevazil — is., tıp, esk., Ar. nevāzil Nezle Sabah erkenden ayaza çıkarsan nevazil olursun... B. Felek … Çağatay Osmanlı Sözlük