-
1 eksik
منقوصناقص -
2 eksik
-
3 az
1. بسيط [بسيط]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan2. زهيد [زَهِيد]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan3. ضئيل [ضَئِيل]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan4. طفيف [طَفِيف]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan5. عزيز [عَزِيز]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan6. غيض [غَيْض]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan7. قلة [قِلَّة]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan8. قليل [قَلِيل]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan9. لزب [لَزِب]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan10. مزجى [مُزْجًى]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan11. معدود [مَعْدُود]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan12. نزر [نَزْر]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan13. نزير [نَزِير]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan14. يسير [يَسِير]Anlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan -
4 sakat
1. سقيم [سَقِيم]2. ضعيف [ضَعِيف]3. عاجز [عَاجِز]4. عيان [عَيَّان]5. عيي [عَيِيّ]6. قعيد [قَعِيد]7. كليل [كَلِيل]8. معاق [مُعَاق]9. معوق [مَعُوق]10. معوق [مُعَوَّق]11. مقعد [مُقْعَد]12. عليل [عَلِيل] -
5 noksan
1. عي [عِيّ]Anlamı: eksik, eksiklik, kusur2. نقصان [نُقْصان]Anlamı: eksik, eksiklik, kusur3. نقيصة [نَقِيصَة]Anlamı: eksik, eksiklik, kusur -
6 güdük
ناقص [نَاقِص]Anlamı: eksik yanı olan, tamamlanmamış -
7 kem
1. بهرج [بَهْرَج]Anlamı: kötü, fena2. رديء [رَدِيء]Anlamı: kötü, fena3. فسيد [فَسِيد]Anlamı: kötü, fena4. ناقص [نَاقِص]Anlamı: noksan, eksik -
8 yarım
См. также в других словарях:
eksik — èksik (jèksik) prid. <indekl.> DEFINICIJA reg. koji je nedostatan, nepotpun, manjkav, načet [eksik mjera = nepotpuna mjera] ETIMOLOGIJA tur … Hrvatski jezični portal
eksik — sf., ği 1) Bir bölümü olmayan, noksan, natamam Bu kitap eksik, baş tarafı yok. 2) Mükemmel olmayan, kusurlu, muallel, sakat 3) Az Arada can sıkıntısından doğma kavgalar da hiç eksik değil... R. N. Güntekin 4) is. İhtiyaç duyulan şey Aklı sıra bu… … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik gedik — is., ği Ufak tefek gereksinimler Bu inkılabın hiçbir noktasında eksik gedik bırakmayacağız. A. Gündüz Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller eksik gedik kapamak … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik etmemek — 1) her zaman bulundurmak Sağ gözünden, güneş vurdukça sağa sola yansıyan tek gözlüğünü eksik etmezdi. A. İlhan 2) her zaman söylemek Bu sözü ağzından eksik etmez … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik olmamak — her vakit ve her fırsatta bulunmak Bir ufak sac mangal, kış yaz önünden eksik olmaz. M. Ş. Esendal Köyde Nevin i sevenler de eksik değildi. S. F. Abasıyanık … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik artık — zf. Biraz eksik veya fazla olarak … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik olmasın — sağ olsun, var olsun anlamında birine karşı hoşnutluk bildiren söz Bir sürü dedikodudan çekindim, eksik olmasın muhtar pek açgözlü değilmiş. A. Gündüz … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik olsun — 1) gereği yok anlamında kullanılan bir söz Böyle yardım eksik olsun. 2) ölsün! anlamında kullanılan bir ilenme sözü … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik etek — is., ği, hlk. Kadın … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik çıkmak — tartı veya ölçünün tam olmadığı görülmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik gedik kapamak — ufak tefek gereksinimleri karşılamak … Çağatay Osmanlı Sözlük