-
1 ناقص
Iنَاقِص1. natamamAnlamı: tamamlanmamış, bitmemiş2. güdükAnlamı: eksik yanı olan, tamamlanmamış3. kemAnlamı: noksan, eksikIIناقِص1. yarımAnlamı: eksik2. darAnlamı: (yaratıcı yetiler için) yetersiz3. eksikAnlamı: tam değil -
2 معوق
Iمَعُوق1. âcizAnlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz2. malûlAnlamı: sakat kimse3. zebunAnlamı: güçsüz, zayıf, âciz4. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz5. sakatIIمُعَوَّق1. malûlAnlamı: sakat kimse2. âcizAnlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz3. zebunAnlamı: güçsüz, zayıf, âciz4. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz5. sakat -
3 منقوص
dar; eksik; gaip; gayrikâfi; özürlü -
4 ناقص
dar; eksik; gaip; gayrikâfi; güdük; kem; natamam; özürlü; yarım; yetersiz -
5 بسيط
1. babayaniAnlamı: gösterişi ve özentisi olmayan2. safAnlamı: kurnazlığa aklı ermeyen3. yapmacıksızAnlamı: yapmacığı olmayan, tabii4. azıcıkAnlamı: çok az, biraz5. alçak gönüllüAnlamı: mütevazi olan kimse6. ahlatAnlamı: kaba adam7. hödükAnlamı: görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse)8. kıtAnlamı: ihtiyaca yetmeyecek az9. natürelAnlamı: doğal, tabiî10. gösterişsizAnlamı: gösterişi olmayan, mütevazı11. doğalAnlamı: tabiatın düzenine ve gereklerine uygun, tabiî12. iddiasızAnlamı: alçak gönüllü, mütevazi13. sadeAnlamı: yalın, gösterişsiz14. yalınAnlamı: gösterişsiz, sade15. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda16. basitAnlamı: süssüz, gösterişsiz17. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan -
6 زهيد
Iزِهِّيد1. çilekeşAnlamı: sıkıntılara düşmüş olan2. çileliAnlamı: sıkıntılara düşmüş olanIIزَهِيد1. azıcıkAnlamı: çok az, biraz2. kıtAnlamı: ihtiyaca yetmeyecek az3. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda4. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan -
7 سقيم
سَقِيم1. marizAnlamı: hastalıklı2. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz3. hastaAnlamı: sağlık durumu bozuk4. sayrıAnlamı: hasta5. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk6. hastalıklıAnlamı: vücut. direnci az olan, mariz7. sakat8. argınAnlamı: yorgun, zayıf, bitkin9. cılızAnlamı: çok zayıf ve güçsüz, eneze, nahif -
8 ضئيل
ضَئِيل1. azıcıkAnlamı: çok az, biraz2. tadımlıkAnlamı: çok az3. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda4. darAnlamı: az, elverişsiz, sınırlı5. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan -
9 ضعيف
ضَعِيف1. zayıf2. kaknemAnlamı: kuru, sıska3. nane mollaAnlamı: güçsüz, dayanıksız (kimse)4. takatsizAnlamı: takati kalmamaış5. nahifAnlamı: zayıf, çelimsiz6. mecalsizAnlamı: dermansız, takatsız7. zebunAnlamı: güçsüz, zayıf, âciz8. yalın katAnlamı: zayıf, sağlam olmayan9. kuvvetsizAnlamı: gücü, kuvveti olmayan10. kudretsizAnlamı: gücü olmayan11. dermansızAnlamı: gücü kalmamaış, bitkin12. ölükAnlamı: canlılığı azalmış, halsiz13. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz14. tırılAnlamı: çıplak ve zayıf15. pimpirikAnlamı: yaşlı, güçsüz16. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk17. sakat18. çelimsizAnlamı: güçsüz, nahif19. argınAnlamı: yorgun, zayıf, bitkin20. cılızAnlamı: çok zayıf ve güçsüz, eneze, nahif21. dayanıksızAnlamı: dayanmayan, sağlam olmayan, güçsüz -
10 طفيف
طَفِيف1. azıcıkAnlamı: çok az, biraz2. kıtAnlamı: ihtiyaca yetmeyecek az3. tadımlıkAnlamı: çok az4. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda5. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan6. darAnlamı: az, elverişsiz, sınırlı -
11 عاجز
عَاجِز1. marizAnlamı: hastalıklı2. zayıf3. kaknemAnlamı: kuru, sıska4. kocaAnlamı: yaşlı, ihtiyar5. hâlsizAnlamı: gücü olmayan, takatsız6. âcizAnlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz7. yalın katAnlamı: zayıf, sağlam olmayan8. zebunAnlamı: güçsüz, zayıf, âciz9. kudretsizAnlamı: gücü olmayan10. dermansızAnlamı: gücü kalmamaış, bitkin11. geçkinAnlamı: ihtiyarlamaya yüz tutmuş, geçmiş12. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz13. kartaloşAnlamı: kartlaşmış, yaşı geçkin14. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk15. sakat16. argınAnlamı: yorgun, zayıf, bitkin17. cılızAnlamı: çok zayıf ve güçsüz, eneze, nahif -
12 عزيز
عَزِيز1. ağırAnlamı: çok kimetli bir şey2. onurluAnlamı: onuru olan veya onurunu üstün tutan, şerefli3. masraflıAnlamı: pahalıya çıkan4. azıcıkAnlamı: çok az, biraz5. ayrıcalıAnlamı: başkalarına benzemeyen, ayrı tutulan, müstesna6. ayrıkAnlamı: ayrılmış, ayrı tutulan ayrıcalı7. azizAnlamı: sevgide üstün tutulan, muazzez8. kıtAnlamı: ihtiyaca yetmeyecek az9. tadımlıkAnlamı: çok az10. nadirAnlamı: az, az bulunur11. cicim!Anlamı: azizim, sevgilim12. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan13. cananAnlamı: günülden sevilen, sevgili14. değerli -
13 عليل
عَلِيل1. marizAnlamı: hastalıklı2. malûlAnlamı: sakat kimse3. hastaAnlamı: sağlık durumu bozuk4. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz5. keyifsizAnlamı: sağlığı pek yerinde olmayan6. sayrıAnlamı: hasta7. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk8. hastalıklıAnlamı: vücut. direnci az olan, mariz9. sakat -
14 عي
عِيّ1. körelmeAnlamı: bir organın beslenemeyerek küçülmesi, dumur2. güçsüzlükAnlamı: güçsüz olma durumu3. başarısızlıkAnlamı: başarısız olma durumu4. acizAnlamı: gücü bir ışe yetmez olanın durumu, güçsüzlük5. eksiklikAnlamı: noksan, nakısa6. emekAnlamı: çok çalışmak, sa'y7. kusurAnlamı: noksan, nakısa8. noksanAnlamı: eksik, eksiklik, kusur9. zahmetAnlamı: sıkıntı, güçlük, yorgunluk, eziyet10. bitkinlikAnlamı: bitkin olma durumu -
15 عيان
Iعَيَّان1. âcizAnlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz2. zebunAnlamı: güçsüz, zayıf, âciz3. dermansızAnlamı: gücü kalmamaış, bitkin4. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz5. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk6. sakatIIعِيَان1. temaşaAnlamı: hoşlanarak bakma2. müşahedeAnlamı: görme, gözlem -
16 عيي
-
17 غيض
غَيْض1. azıcıkAnlamı: çok az, biraz2. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda3. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan4. darAnlamı: az, elverişsiz, sınırlı -
18 قعيد
قَعِيد1. marizAnlamı: hastalıklı2. malûlAnlamı: sakat kimse3. âcizAnlamı: gücü bir işe yetmez olan, güçsüz4. kötürüm5. dermansızAnlamı: gücü kalmamaış, bitkin6. güçsüzAnlamı: gücü olmayan, âciz7. sağlıksızAnlamı: sağlık durumu bozuk8. sakat -
19 قلة
Iقُلَّة1. tepeAnlamı: bir şeyin en üst bölümü2. zirveAnlamı: doruk, tepe, en üst aşama3. dorukAnlamı: dağ, ulu ağaç gibi yüksek şeylerin tepesiIIقِلَّة1. azlıkAnlamı: az olma durumu, azınlık2. kesatAnlamı: yokluk, kıtlık3. azıcıkAnlamı: çok az, biraz4. kıtlık5. seyreklikAnlamı: seyrek olma durumu6. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda7. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan8. darAnlamı: az, elverişsiz, sınırlı -
20 قليل
قَلِيل1. hafifçeAnlamı: hafif bir biçimde2. azıcıkAnlamı: çok az, biraz3. cüz'îAnlamı: az, azıcık, pek az4. kıtAnlamı: ihtiyaca yetmeyecek az5. tadımlıkAnlamı: çok az6. birkaçAnlamı: çok olmayan, az sayıda7. azAnlamı: alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik, çok olmayan8. darAnlamı: az, elverişsiz, sınırlı9. birazAnlamı: az miktarda, çok değil
- 1
- 2
См. также в других словарях:
eksik — èksik (jèksik) prid. <indekl.> DEFINICIJA reg. koji je nedostatan, nepotpun, manjkav, načet [eksik mjera = nepotpuna mjera] ETIMOLOGIJA tur … Hrvatski jezični portal
eksik — sf., ği 1) Bir bölümü olmayan, noksan, natamam Bu kitap eksik, baş tarafı yok. 2) Mükemmel olmayan, kusurlu, muallel, sakat 3) Az Arada can sıkıntısından doğma kavgalar da hiç eksik değil... R. N. Güntekin 4) is. İhtiyaç duyulan şey Aklı sıra bu… … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik gedik — is., ği Ufak tefek gereksinimler Bu inkılabın hiçbir noktasında eksik gedik bırakmayacağız. A. Gündüz Atasözü, Deyim ve Birleşik Fiiller eksik gedik kapamak … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik etmemek — 1) her zaman bulundurmak Sağ gözünden, güneş vurdukça sağa sola yansıyan tek gözlüğünü eksik etmezdi. A. İlhan 2) her zaman söylemek Bu sözü ağzından eksik etmez … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik olmamak — her vakit ve her fırsatta bulunmak Bir ufak sac mangal, kış yaz önünden eksik olmaz. M. Ş. Esendal Köyde Nevin i sevenler de eksik değildi. S. F. Abasıyanık … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik artık — zf. Biraz eksik veya fazla olarak … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik olmasın — sağ olsun, var olsun anlamında birine karşı hoşnutluk bildiren söz Bir sürü dedikodudan çekindim, eksik olmasın muhtar pek açgözlü değilmiş. A. Gündüz … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik olsun — 1) gereği yok anlamında kullanılan bir söz Böyle yardım eksik olsun. 2) ölsün! anlamında kullanılan bir ilenme sözü … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik etek — is., ği, hlk. Kadın … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik çıkmak — tartı veya ölçünün tam olmadığı görülmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
eksik gedik kapamak — ufak tefek gereksinimleri karşılamak … Çağatay Osmanlı Sözlük