Перевод: со всех языков на турецкий

с турецкого на все языки

dikkatli

  • 81 carefulness

    n. dikkat, dikkatlilik
    * * *
    dikkatlilik
    * * *
    noun dikkat, dikkatli olma

    English-Turkish dictionary > carefulness

  • 82 close

    adj. yanaşık, kapalı; içli dışlı; ketum, sıkı fıkı (Argo), saklı, sık, mahrem; cimri, kıt; yakın, bitişik; sıkı, amansız, detaylı, bunaltıcı; son
    ————————
    adv. yakın, yakından, sıkışık durumda
    ————————
    n. bağlantılı; göğüs göğüse kavga; avlu (okul, kilise); geçit, son, sonuç, son söz, kadans
    ————————
    v. kapamak, kapatmak; yaklaşmak, anlaşmak, uzlaşmak; kesmek, örtmek; son vermek; kilitlemek, sürgülemek; bitirmek
    * * *
    1. yakın (adj.) 2. kapat (v.) 3. kapalı (n.)
    * * *
    I 1. [kləus] adverb
    1) (near in time, place etc: He stood close to his mother; Follow close behind.) yakında, yanında
    2) (tightly; neatly: a close-fitting dress.) sıkı sıkıya
    2. adjective
    1) (near in relationship: a close friend.) yakın, samimî
    2) (having a narrow difference between winner and loser: a close contest; The result was close.) başabaş, neredeyse berabere
    3) (thorough: a close examination of the facts; Keep a close watch on him.) dikkatli, tam
    4) (tight: a close fit.) sıkı, dar
    5) (without fresh air: a close atmosphere; The weather was close and thundery.) havasız, boğucu
    6) (mean: He's very close (with his money).) eli sıkı, cimri
    7) (secretive: They're keeping very close about the business.) ağzı sıkı
    - closeness
    - close call/shave
    - close-set
    - close-up
    - close at hand
    - close on
    - close to
    II 1. [kləuz] verb
    1) (to make or become shut, often by bringing together two parts so as to cover an opening: The baby closed his eyes; Close the door; The shops close on Sundays.) kapa(t)mak, kapa(n)mak
    2) (to finish; to come or bring to an end: The meeting closed with everyone in agreement.) bit(ir)mek
    3) (to complete or settle (a business deal).) anlaşmaya varmak
    2. noun
    (a stop, end or finish: the close of day; towards the close of the nineteenth century.) son, bitim
    - close up

    English-Turkish dictionary > close

  • 83 conscientious

    adj. vicdanlı, insaflı, dürüst, hakçı
    * * *
    vicdanlı
    * * *
    [konʃi'enʃəs]
    (careful and hard-working: a conscientious pupil.) dikkatli, titiz
    - conscientiousness
    - conscientious objector

    English-Turkish dictionary > conscientious

  • 84 deliberate

    adj. planlanmış, kasıtlı, kasti, tasarlanmış, tedbirli; ağır, emin
    ————————
    v. düşünmek, danışmak, üzerinde tartışmak; tartmak
    * * *
    1. düşün (v.) 2. kasten (adj.)
    * * *
    [di'libərət]
    1) (intentional and not by accident: That was a deliberate insult.) kasti, kasıtlı
    2) (cautious and not hurried: He had a very deliberate way of walking.) dikkatli, sakin

    English-Turkish dictionary > deliberate

  • 85 diligent

    adj. çalışkan, gayretli, hamarat, işine düşkün
    * * *
    1. dikkatli 2. gayretli
    * * *
    ['dili‹ənt]
    (conscientious; hardworking: a diligent student.) çalışkan, gayretli
    - diligence

    English-Turkish dictionary > diligent

  • 86 gingerly

    adj. temkinli, dikkatli, yavaş
    ————————
    adv. ihtiyatla, dikkatle, yavaşça
    * * *
    tedbirli
    * * *
    ['‹in‹əli]
    (very gently and carefully: He gingerly moved his injured foot.) çekine çekine

    English-Turkish dictionary > gingerly

  • 87 guarded

    adj. korunan, ihtiyatlı, tedbirli, uyanık, tetikte
    * * *
    1. koru (v.) 2. korunan (adj.)
    * * *
    adjective (cautious: He gave guarded replies.) dikkatli, ihtiyatlı

    English-Turkish dictionary > guarded

  • 88 intense

    adj. şiddetli, aşırı, son derece, kuvvetli, koyu, yoğun, dikkatli, etkileyici, çarpıcı, istekli
    * * *
    1. güçlü 2. kuvvetli 3. yoğun
    * * *
    [in'tens]
    (very great: intense heat; intense hatred.) şiddetli, yoğun
    - intenseness
    - intensity
    - intensive
    - intensively
    - intensiveness

    English-Turkish dictionary > intense

  • 89 meticulous

    adj. titiz, çok dikkatli, kılı kırk yaran
    * * *
    çok titiz
    * * *
    [mi'tikjuləs]
    (very careful, almost too careful (about small details): He paid meticulous attention to detail.) titiz

    English-Turkish dictionary > meticulous

  • 90 mind

    n. akıl, us, zihin, bellek, hafıza, şuur, fikir, düşünce, istek
    ————————
    v. aldırmak, aldırış etmek, önemsemek, dikkat etmek, dikkatli olmak, endişelenmek, kulak vermek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak
    * * *
    1. önem ver (v.) 2. zihin (n.)
    * * *
    1.
    (the power by which one thinks etc; the intelligence or understanding: The child already has the mind of an adult.) beyin, akıl
    2. verb
    1) (to look after or supervise (eg a child): mind the baby.) bakmak
    2) (to be upset by; to object to: You must try not to mind when he criticizes your work.) aldırmak
    3) (to be careful of: Mind (= be careful not to trip over) the step!) dikkat etmek
    4) (to pay attention to or obey: You should mind your parents' words/advice.) sözünü dinlemek
    3. interjection
    (be careful!: Mind! There's a car coming!) Dikkat et!
    - - minded
    - mindful
    - mindless
    - mindlessly
    - mindlessness
    - mindreader
    - at/in the back of one's mind
    - change one's mind
    - be out of one's mind
    - do you mind!
    - have a good mind to
    - have half a mind to
    - have a mind to
    - in one's mind's eye
    - in one's right mind
    - keep one's mind on
    - know one's own mind
    - make up one's mind
    - mind one's own business
    - never mind
    - on one's mind
    - put someone in mind of
    - put in mind of
    - speak one's mind
    - take/keep one's mind off
    - to my mind

    English-Turkish dictionary > mind

  • 91 particular

    adj. belli, belirli, özel, özgü, dikkatli, müşkülpesent, titiz, detaylı, ayrıntılı
    ————————
    n. ayrıntı, husus, nokta, özellik, kişisel bilgiler
    * * *
    1. dikkate değer 2. özellik
    * * *
    [pə'tikjulə]
    1) (of a single definite person, thing etc thought of separately from all others: this particular man/problem.) belli, belirli
    2) (more than ordinary: Please take particular care of this letter.) özel
    3) (difficult to please: He is very particular about his food.) zor beğenir
    - particulars
    - in particular

    English-Turkish dictionary > particular

  • 92 prudent

    adj. ihtiyatlı, tedbirli, sağduyulu, tutumlu, sağgörülü
    * * *
    dikkatli
    * * *
    ['pru:dənt]
    (wise and careful: a prudent person/attitude.) ihtiyatlı, akıllıca
    - prudence

    English-Turkish dictionary > prudent

  • 93 rigorous

    adj. sert, sıkı, şiddetli, soğuk, kesin, dakik, dikkatli, titiz
    * * *
    çok sıkı
    * * *
    1) (strict: a rigorous training.) katı, sert
    2) (harsh; unpleasant: a rigorous climate.) sert

    English-Turkish dictionary > rigorous

  • 94 scrupulous

    adj. vicdanlı, evhamlı, adil, özenli, dikkatli, titiz
    * * *
    titiz
    * * *
    ['skru:pjuləs]
    (careful in attending to detail, doing nothing wrong, dishonest etc: He is scrupulous in his handling of the accounts; scrupulous attention to instructions.) titiz
    - scrupulousness

    English-Turkish dictionary > scrupulous

  • 95 sleepless

    adj. uykusuz, uyanık, dikkatli, huzursuz
    * * *
    uykusuz
    * * *
    adjective (without sleep: He spent a sleepless night worrying about the situation.) uykusuz

    English-Turkish dictionary > sleepless

  • 96 studious

    adj. çalışkan, gayretli, hevesli, dikkatli, üzerinde çalışılmış, yapmacık
    * * *
    çalışkan
    * * *
    ['stju:diəs]
    (spending much time in careful studying: a studious girl.) çalışkan
    - studiousness

    English-Turkish dictionary > studious

  • 97 thorough

    adj. tam, eksiksiz, kusursuz, mükemmel
    * * *
    bütün
    * * *
    1) ((of a person) very careful; attending to every detail: a thorough worker.) çok dikkatli, titiz
    2) ((of a task etc) done with a suitably high level of care, attention to detail etc: His work is very thorough.) eksiksiz, tam, titizlikle yapılan
    3) (complete; absolute: a thorough waste of time.) tam, tam anlamıyla
    - thoroughness
    - thoroughfare

    English-Turkish dictionary > thorough

  • 98 thoughtful

    adj. düşünceli, dalgın, dikkatli, özenli
    * * *
    düşünceli
    * * *
    1) ((appearing to be) thinking deeply: You look thoughtful; a thoughtful mood.) düşünceli
    2) (thinking of other people; consideration: It was very thoughtful of you to do that.) düşünceli, saygılı

    English-Turkish dictionary > thoughtful

  • 99 thoughtfulness

    n. düşüncelilik, dalgınlık, dikkatli olma, özen gösterme
    * * *
    düşüncelilik
    * * *
    noun düşüncelilik

    English-Turkish dictionary > thoughtfulness

  • 100 vigilance

    n. uyanık olma, uyumama, ihtiyat, dikkatli olma, uyanıklık
    * * *
    uyanıklık
    * * *
    ['vi‹iləns]
    (watchfulness or readiness for danger: He watched her with the vigilance of a hawk.) uyanıklık, tetikte olma

    English-Turkish dictionary > vigilance

См. также в других словарях:

  • dikkatli — sf. 1) Dikkat eden, özen gösteren (kimse) 2) Titiz, araştırıcı, sorgulayıcı Bir yabancının dikkatli bakışından ürkerek susacağından korkmuştu. R. H. Karay …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ENZAR-I DİKKAT — Dikkatli bakışlar, dikkatli görüşler …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • sak durmak — dikkatli, uyanık durumda bulunmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • teyakkuza geçmek — dikkatli ve tetikte olmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ayağını denk basmak — dikkatli ve uyanık davranmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • öcül öcül bakmak — dikkatli ve saf bakış …   Beypazari ağzindan sözcükler

  • tetkik etmek — 1) incelemek Çocuk gene dikkatli dikkatli beni tetkik ediyor. M. Ş. Esendal 2) araştırmak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dakik — sf., Ar. daḳīḳ 1) Düzenli işleyen, aksamayan 2) mec. Zamanı kullanmada çok dikkatli olan, her şeyi zamanında yapmaya özen gösteren …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dikkatlilik — is., ği Dikkatli olma durumu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dikkatsiz — sf. İşinde dikkatli davranmayan, dalgın, savruk, özensiz İnsan tanımayan dalgın, dikkatsiz biletçi de kötüdür. R. H. Karay …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • dimdik — sf., ği 1) Çok dik 2) Sağlıklı, zinde Müsteşar dimdik, sert adımlar atıyor. P. Safa 3) Sıkıntıları karşılayacak durumda olan, baş eğmeyen, metin 4) zf. Çok dik bir biçimde 5) zf. Sağa sola sapmadan, dosdoğru Çevik adımlarla dimdik yürüyen, uzun… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»