-
41 watch out
dikkat etmek, dikkatli olmak* * *dikkat et* * *( with for) (to be careful (of): Watch out for the cars!; Watch out! The police are coming!) dikkat etmek, dikkatli olmak -
42 as watchful as
1. gibi dikkatli (prep.) 2. |gibi dikkatli (ýf.) -
43 circumspect
adj. dikkatli, tedbirli, sakınan, her şeyi hesaba katan, düşünceli* * *1. dikkatli 2. tedbirli -
44 as watchful as
prep.gibi dikkatli:ıf.|gibi dikkatli -
45 alert
adj. uyanık, açıkgöz; tetik, atik————————n. tetikte olma, alârm, tehlike işareti————————v. alârma geçirmek; uyarmak, gözünü açmak* * *1. alarm (n.) 2. uyar (v.) 3. uyarı (n.)* * *[ə'lə:t] 1. adjective1) (quick-thinking: She's very old but still very alert.) uyanık, açıkgöz2) ((with to) watchful and aware: You must be alert to danger.) dikkatli, uyanık, tetikte2. noun(a signal to be ready for action.) alarm3. verb(to make (someone) alert; to warn: The sound of gunfire alerted us to our danger.) uyarmak, tehlikeyi haber vermek- alertly- alertness
- on the alert -
46 beware
interj. dikkat————————v. sakınmak, kaçınmak, çekinmek* * *sakın* * *[bi'weə]1) ((usually with of) to be careful (of): Beware of the dog.)...-den/dan sakınmak,...-e dikkat etmek2) (to be careful: He told them to beware.) dikkatli olmak -
47 carefulness
-
48 close
adj. yanaşık, kapalı; içli dışlı; ketum, sıkı fıkı (Argo), saklı, sık, mahrem; cimri, kıt; yakın, bitişik; sıkı, amansız, detaylı, bunaltıcı; son————————adv. yakın, yakından, sıkışık durumda————————n. bağlantılı; göğüs göğüse kavga; avlu (okul, kilise); geçit, son, sonuç, son söz, kadans————————v. kapamak, kapatmak; yaklaşmak, anlaşmak, uzlaşmak; kesmek, örtmek; son vermek; kilitlemek, sürgülemek; bitirmek* * *1. yakın (adj.) 2. kapat (v.) 3. kapalı (n.)* * *I 1. [kləus] adverb1) (near in time, place etc: He stood close to his mother; Follow close behind.) yakında, yanında2) (tightly; neatly: a close-fitting dress.) sıkı sıkıya2. adjective1) (near in relationship: a close friend.) yakın, samimî2) (having a narrow difference between winner and loser: a close contest; The result was close.) başabaş, neredeyse berabere3) (thorough: a close examination of the facts; Keep a close watch on him.) dikkatli, tam4) (tight: a close fit.) sıkı, dar5) (without fresh air: a close atmosphere; The weather was close and thundery.) havasız, boğucu6) (mean: He's very close (with his money).) eli sıkı, cimri7) (secretive: They're keeping very close about the business.) ağzı sıkı•- closely- closeness
- close call/shave
- close-set
- close-up
- close at hand
- close on
- close to II 1. [kləuz] verb1) (to make or become shut, often by bringing together two parts so as to cover an opening: The baby closed his eyes; Close the door; The shops close on Sundays.) kapa(t)mak, kapa(n)mak2) (to finish; to come or bring to an end: The meeting closed with everyone in agreement.) bit(ir)mek3) (to complete or settle (a business deal).) anlaşmaya varmak2. noun(a stop, end or finish: the close of day; towards the close of the nineteenth century.) son, bitim- close up -
49 conscientious
adj. vicdanlı, insaflı, dürüst, hakçı* * *vicdanlı* * *[konʃi'enʃəs](careful and hard-working: a conscientious pupil.) dikkatli, titiz- conscientiousness
- conscientious objector -
50 deliberate
adj. planlanmış, kasıtlı, kasti, tasarlanmış, tedbirli; ağır, emin————————v. düşünmek, danışmak, üzerinde tartışmak; tartmak* * *1. düşün (v.) 2. kasten (adj.)* * *[di'libərət]1) (intentional and not by accident: That was a deliberate insult.) kasti, kasıtlı2) (cautious and not hurried: He had a very deliberate way of walking.) dikkatli, sakin• -
51 diligent
adj. çalışkan, gayretli, hamarat, işine düşkün* * *1. dikkatli 2. gayretli* * *['dili‹ənt](conscientious; hardworking: a diligent student.) çalışkan, gayretli- diligence -
52 gingerly
adj. temkinli, dikkatli, yavaş————————adv. ihtiyatla, dikkatle, yavaşça* * *tedbirli* * *['‹in‹əli](very gently and carefully: He gingerly moved his injured foot.) çekine çekine -
53 guarded
adj. korunan, ihtiyatlı, tedbirli, uyanık, tetikte* * *1. koru (v.) 2. korunan (adj.)* * *adjective (cautious: He gave guarded replies.) dikkatli, ihtiyatlı -
54 intense
adj. şiddetli, aşırı, son derece, kuvvetli, koyu, yoğun, dikkatli, etkileyici, çarpıcı, istekli* * *1. güçlü 2. kuvvetli 3. yoğun* * *[in'tens](very great: intense heat; intense hatred.) şiddetli, yoğun- intenseness
- intensity
- intensive
- intensively
- intensiveness -
55 meticulous
adj. titiz, çok dikkatli, kılı kırk yaran* * *çok titiz* * *[mi'tikjuləs](very careful, almost too careful (about small details): He paid meticulous attention to detail.) titiz -
56 mind
n. akıl, us, zihin, bellek, hafıza, şuur, fikir, düşünce, istek————————v. aldırmak, aldırış etmek, önemsemek, dikkat etmek, dikkatli olmak, endişelenmek, kulak vermek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak* * *1. önem ver (v.) 2. zihin (n.)* * *1.(the power by which one thinks etc; the intelligence or understanding: The child already has the mind of an adult.) beyin, akıl2. verb1) (to look after or supervise (eg a child): mind the baby.) bakmak2) (to be upset by; to object to: You must try not to mind when he criticizes your work.) aldırmak3) (to be careful of: Mind (= be careful not to trip over) the step!) dikkat etmek4) (to pay attention to or obey: You should mind your parents' words/advice.) sözünü dinlemek3. interjection(be careful!: Mind! There's a car coming!) Dikkat et!- - minded- mindful
- mindless
- mindlessly
- mindlessness
- mindreader
- at/in the back of one's mind
- change one's mind
- be out of one's mind
- do you mind!
- have a good mind to
- have half a mind to
- have a mind to
- in one's mind's eye
- in one's right mind
- keep one's mind on
- know one's own mind
- make up one's mind
- mind one's own business
- never mind
- on one's mind
- put someone in mind of
- put in mind of
- speak one's mind
- take/keep one's mind off
- to my mind -
57 particular
adj. belli, belirli, özel, özgü, dikkatli, müşkülpesent, titiz, detaylı, ayrıntılı————————n. ayrıntı, husus, nokta, özellik, kişisel bilgiler* * *1. dikkate değer 2. özellik* * *[pə'tikjulə]1) (of a single definite person, thing etc thought of separately from all others: this particular man/problem.) belli, belirli2) (more than ordinary: Please take particular care of this letter.) özel3) (difficult to please: He is very particular about his food.) zor beğenir•- particulars
- in particular -
58 prudent
adj. ihtiyatlı, tedbirli, sağduyulu, tutumlu, sağgörülü* * *dikkatli* * *['pru:dənt](wise and careful: a prudent person/attitude.) ihtiyatlı, akıllıca- prudence -
59 rigorous
adj. sert, sıkı, şiddetli, soğuk, kesin, dakik, dikkatli, titiz* * *çok sıkı* * *1) (strict: a rigorous training.) katı, sert2) (harsh; unpleasant: a rigorous climate.) sert -
60 scrupulous
adj. vicdanlı, evhamlı, adil, özenli, dikkatli, titiz* * *titiz* * *['skru:pjuləs](careful in attending to detail, doing nothing wrong, dishonest etc: He is scrupulous in his handling of the accounts; scrupulous attention to instructions.) titiz- scrupulousness
См. также в других словарях:
dikkatli — sf. 1) Dikkat eden, özen gösteren (kimse) 2) Titiz, araştırıcı, sorgulayıcı Bir yabancının dikkatli bakışından ürkerek susacağından korkmuştu. R. H. Karay … Çağatay Osmanlı Sözlük
ENZAR-I DİKKAT — Dikkatli bakışlar, dikkatli görüşler … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
sak durmak — dikkatli, uyanık durumda bulunmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
teyakkuza geçmek — dikkatli ve tetikte olmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
ayağını denk basmak — dikkatli ve uyanık davranmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
öcül öcül bakmak — dikkatli ve saf bakış … Beypazari ağzindan sözcükler
tetkik etmek — 1) incelemek Çocuk gene dikkatli dikkatli beni tetkik ediyor. M. Ş. Esendal 2) araştırmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
dakik — sf., Ar. daḳīḳ 1) Düzenli işleyen, aksamayan 2) mec. Zamanı kullanmada çok dikkatli olan, her şeyi zamanında yapmaya özen gösteren … Çağatay Osmanlı Sözlük
dikkatlilik — is., ği Dikkatli olma durumu … Çağatay Osmanlı Sözlük
dikkatsiz — sf. İşinde dikkatli davranmayan, dalgın, savruk, özensiz İnsan tanımayan dalgın, dikkatsiz biletçi de kötüdür. R. H. Karay … Çağatay Osmanlı Sözlük
dimdik — sf., ği 1) Çok dik 2) Sağlıklı, zinde Müsteşar dimdik, sert adımlar atıyor. P. Safa 3) Sıkıntıları karşılayacak durumda olan, baş eğmeyen, metin 4) zf. Çok dik bir biçimde 5) zf. Sağa sola sapmadan, dosdoğru Çevik adımlarla dimdik yürüyen, uzun… … Çağatay Osmanlı Sözlük