-
81 fortsetzen
fort|setzenII vrsich \fortsetzen ( sich räumlich ausdehnen) devam etmek; ( zeitlich) devam etmek;das Muster setzt sich auf der anderen Seite fort desen arka yüzde de devam ediyor -
82 дальше
daha uzak; sonra* * *2) (затем, потом) sonraну, уе́дем мы, а да́льше что? — peki gittik, sonra?
что бы́ло да́льше? — sonra ne oldu?
поду́май, что бу́дет да́льше! — sonrasını düşün!
ты послу́шай, что бы́ло да́льше! — gerisini dinle!
3) в соч.мы пошли́ да́льше — yürümeye devam ettik
он не собира́ется учи́ться да́льше — öğrenime devam edecek değildir
да́льше мы пошли́ пешко́м — yolumuza yaya devam ettik
да́льше э́того он не пойдёт — bundan daha ileriye / bunun daha ötesine gitmez
дава́й да́льше! (пой, читай и т. п.) — arkası gelsin!
••не ви́деть да́льше своего́ но́са — burnunun ucundan ilerisini görmemek
-
83 ходить
yürümek; gezmek,dolaşmak; işlemek; giymek,takmak* * *1) врз gitmek; yürümek; gezmek; dolaşmak; devam etmek; (ziyaretine) gitmekребёнок ра́но на́чал ходи́ть — çocuk erken yürüdü
малы́ш то́лько у́чится ходи́ть — bebek emekliyor / sıralıyor
больно́й на́чал ходи́ть — hasta gezmeye başladı
ходи́ть пешко́м — yürümek
ходи́ть по́ лесу — ormanı dolaşmak
ходи́ть из угла́ в у́гол — köşeden köşeye gidip gelmek
наверху́ кто́-то хо́дит — yukarıda biri geziyor
ходи́ть вокру́г чего-л. — bir şeyin çevresinde dolanmak
ходи́ть на охо́ту — ava gitmek / çıkmak
ходи́ть по магази́нам — çarşı pazar dolaşmak
ходи́ть в шко́лу — okula gitmek / devam etmek
ходи́ть на ле́кции — konferanslara devam etmek / gitmek
ходи́ть в теа́тр — tiyatroya gitmek
ходи́ть по музе́ям — müzeleri dolaşmak
раз в неде́лю он хо́дит к врачу́ — haftada bir doktora gidiyor
ходи́ть в го́сти — konuk / misafir gitmek
он бо́льше к нам не хо́дит — bize gelmez / uğramaz oldu
2) ( о транспорте) işlemekтуда́ хо́дит авто́бус? — oraya otobüs işler mi?
авто́бус хо́дит туда́ три ра́за в день — otobüs oraya günde üç posta yapar
3) ( о часах) işlemek4) (в чем-л.) giymek; gezmek, dolaşmak; takmakходи́ть в пальто́ — palto giymek
ходи́ть без пальто́ — paltosuz gezmek
ходи́ть в чёрном — karalar giymek
ходи́ть в очка́х — gözlük takmak
здесь в ве́рхней оде́жде не хо́дят — burada palto ile dolaşılmaz
5) ( в игре) oynamak; oynatmak; hamle yapmak шахм.ходи́ть с да́мы — kızı oynamak
ходи́ть королём — şahı oynatmak
конь так не хо́дит — at böyle yürümez
вам ходи́ть — hamle sırası sizde (в шахматах, шашках); el sizde ( в картах)
6) разг. ( быть в обращении) geçmekэ́ти де́ньги уже́ не хо́дят — bu para artık geçmiyor
э́ти де́ньги в их стране́ не хо́дят — bu para onların ülkesinde geçersizdir
7) разг. olmak,...lık etmek / yapmakс утра́ хожу́ голо́дный — sabahtan beri aç duruyorum
когда́ он ходи́л в председа́телях... — başkanlık ettiği sıralarda...
8) bakmakходи́ть за больны́м — hastaya bakmak
ходи́ть за ребёнком — çocuğa bakmak
••э́та дета́ль станка́ хо́дит вверх-вниз — tezgahın bu parçası bir yukarı bir aşağı gider gelir
-
84 attendance
n. katılım, devam, katılma; hazır bulunma; ilgilenme, bakım, bakma, kumanda, eşlik* * *devam* * *noun His attendance (= the number of times he attends) at school is poor; Attendances (= the number of people attending) at the concerts went down after the price of tickets increased.) devam -
85 go on
dayanmak, güvenmek, bel bağlamak, ilerlemek, devam etmek, olmak, konuşup durmak, dırdır etmek, gelmek (ışık), yanmak* * *devam et* * *1) (to continue: Go on reading - I won't disturb you.) devam etmek2) (to talk a great deal, usually too much: She goes on and on about her health.) sürekli konuşmak3) (to happen: What is going on here?) olmak, olup bitmek4) (to base one's investigations etc on: The police had very few clues to go on in their search for the murderer.) dayanmak, esas almak -
86 keep going
ilerlemek, devam etmek, sürdürmek* * *devam et* * *(to continue doing what one is doing; to survive: The snow was falling heavily, but we had to keep going; Business is bad at the moment, but we'll manage to keep going.) devam etmek -
87 sequel
n. sonuç, netice, devam, sonra, sonrası* * *1. devam 2. sekel* * *['si:kwəl]1) (a result or consequence: an unpleasant sequel to an incident.) sonuç, netice2) (a story that is a continuation of an earlier story: a sequel to a story about a boy called Matthew.) devam, arka -
88 გაგრძელება
i.devam, devam etme, uzatma (mecazi)f.devam etmek, uzatmakf.uzatmaki.uzatma -
89 weitergehen
weiter|gehen1) ( seinen Weg) yoluna devam etmek2) ( andauern) devam etmek;so kann es nicht \weitergehen! bu böyle devam edemez! -
90 continuer
Iv tdevam etmek◊continuer à / de faire qqch — bir şeye devam etmek
IIv isürmek◊La réunion continue. — Toplantı sürüyor.
-
91 continuing
n.devam eden:v.devam et:prep.devam ederek -
92 ongoing
n.devam eden:v.devam et:prep.devam ederek -
93 посещение
сziyaret (etme); gitme; devam (etme)мое пе́рвое посеще́ние теа́тра — ilk tiyatroya gidişim
посеще́ние семина́ров обяза́тельно — seminerlere devam zorunludur
-
94 продолжать
1) sürdürmek, devam etmekпродолжа́ть борьбу́ — savaşımı sürdürmek
ситуа́ция продолжа́ет остава́ться напряже́нной — durum gerginliğini koruyor
продолжа́ть уче́бу — öğrenimini sürdürmek
продолжа́ть речь / выступле́ние — sözüne devam etmek
он продолжа́л пить — içkiden geri kalmıyordu
2) uzatmakпродо́лжить ли́нию метро́ — metro hattını uzatmak
продо́лжить курс лече́ния — tedavi süresini uzatmak
••приме́ры мо́жно бы́ло бы продо́лжить — (bu) örnekleri çoğaltmak mümkün, örnekler çoğaltılabilir
э́тот пе́речень мо́жно бы́ло бы продо́лжить — bu liste daha çok / da uzatılabilir
-
95 продолжение
сsürdürme, devam (etme); sürmeпродолже́ние сле́дует — devamı / arkası var, devam edecek, sürecek, bitmedi
забо́та о продолже́нии ро́да — soy kaygısı
логи́ческое продолже́ние чего-л. — bir şeyin mantıki uzantısı
в слу́чае дальне́йшего продолжения разногласий — görüş anlaşmazlıkları uzayıp gittiği takdirde
••в продолже́ние — içinde, süresince
в продолже́ние всего́ дня — bütün gün
-
96 слушать
несов.; сов. - послу́шать1) dinlemekслу́шать му́зыку — müzik dinlemek
(регуля́рно) слу́шать радиопереда́чи — radyo yayınlarını izlemek
слу́шаю Вас! (по телефону) — buyurun efendim
2) ( о враче) birinin göğsünü dinlemek3) тк. несов., юр. dinlemek; bakmakслу́шать свиде́телей — tanık dinlemek
4) тк. несов. ( присутствовать на лекциях) konferanslara devam etmekслу́шать изве́стных профессоро́в — ünlü profesörlerin verdiği konferanslara devam etmek
5) (следовать чьим-л. советам) dinlemekя ему́ говори́л, но он (меня́) не послу́шал — ona söyledim fakat dinletemedim
да и ска́жешь, никто́ не послу́шает — söylesen de kimseye dinletemezsin
6) разг. ( повиноваться) itaat etmek, söz dinlemek••(по)слу́шай, сыно́к,... — (bana) bak, oğlum,...
слу́шаю! — emredersiniz!
сигна́л "слу́шайте все!" — ti işareti
-
97 attend
v. dikkatini vermek, kulak vermek, dinlemek, katılmak, devam etmek; hazır bulunmak; bakmak, hizmet etmek, eşlik etmek, beraberinde getirmek* * *1. hizmet et 2. devam et* * *[ə'tend]1) (to go to or be present at: He attended the meeting; He will attend school till he is sixteen.) katılmak2) ((with to) to listen or give attention to: Attend carefully to what the teacher is saying!) dinlemek3) (to deal with: I'll attend to that problem tomorrow.) uğraşmak4) (to look after; to help or serve: Two doctors attended her all through her illness; The queen was attended by four ladies.) bakmak•- attendant
- in attendance -
98 carry on
v. devam ettirmek, sürdürmek, peşini bırakmamak* * *1. sürdür 2. gerçekleştir* * *1) (to continue: You must carry on working; Carry on with your work.) devam etmek2) (to manage (a business etc): He carries on a business as a grocer.) sürdürmek -
99 endure
v. durmak, var olmak, sürmek, devam etmek, dayanmak, katlanmak, sabretmek, dişini sıkmak* * *dayan* * *[in'djuə]1) (to bear patiently; to tolerate: She endures her troubles bravely; I can endure her rudeness no longer.) dayanmak, katlanmak2) (to remain firm; to last: You must endure to the end; The memory of her great acting has endured.) sürmek, devam etmek•- endurance -
100 go along
ilerlemek, devam etmek, geçinmek, anlaşmak, eşlik etmek* * *1) (to go: I think I'll go along to that meeting.) gitmek2) (to proceed or progress: Check your work as you go along.) ilerlemek, devam etmek
См. также в других словарях:
devam — is., Ar. devām 1) Sürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme 2) Bir yere belli bir amaçla, gereken zamanlarda gitme Devam zorunludur. 3) Ek, parça 4) ünl. Kesme, sürdür anlamında kullanılan bir söz Birleşik Sözler ve devamı Atasözü, Deyim ve Birleşik … Çağatay Osmanlı Sözlük
devâm — (A.) [ ماود ] 1. süreklilik. 2. kalıcılık. 3. devam … Osmanli Türkçesİ sözlüğü
devam etmek — 1) başlanmış bir iş sürmek Bu teftiş üç gün üç gece devam etti. H. Taner 2) sürekli gitmek Falanca kahveye mütekait memurlar devam eder. B. R. Eyuboğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
devam ettirmek — başlanmış bir işi sürdürmek Gençler, cesaretimizi takviye eden ve devam ettiren sizsiniz Atatürk … Çağatay Osmanlı Sözlük
DEVAM — Bir halde bulunma, sürekli olma, daimîlik. * Bir işe veya bir memuriyete gidip gelme. * Sebat … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
adhi-devam — अधिदेवम् … Indonesian dictionary
ALE-D-DEVAM — Devamı üzere. Devamlı olarak … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
MÜSABİR — Devam edici, devam eden … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
CESM — Devam etmek, mülâzemet … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
DAİM — Devam eden. (Daimî, daima, daimen şeklinde de söylenir … Yeni Lügat Türkçe Sözlük
DAİMA — (Devam. dan) Her vakit, bir düziye, daimî suretde … Yeni Lügat Türkçe Sözlük