-
1 соединять в нахлестку
Турецко-русский словарь и русско-турецкий словарь по строительству и архитектуре > соединять в нахлестку
-
2 أركب
bindirmek -
3 мендерү
bindirmek -
4 мінгізу
bindirmek -
5 мінгізу
bindirmek -
6 грузить
yüklemek; bindirmek* * *несов.; сов. - погрузи́ть1) сов. нагрузи́ть yüklemekгрузи́ть су́дно зерно́м — gemiye tahıl yüklemek
2) сов. погрузи́ть bindirmekгрузи́ть скот в ваго́ны — hayvanları vagonlara bindirmek
-
7 embark
v. bindirmek, uçağa yüklemek, yolcu almak, uçağa binmek, uçağa bindirmek, yüklemek, yatırmak, yüklenmek, girişmek, kalkışmak, atılmak* * *gemiye bin* * *(to go, or put, on board ship: Passengers should embark early.) binmek- embark on -
8 врезаться
girmek,dalmak; yer etmek; âşık olmak* * *врез`атьсянесов.; сов. - вр`езаться1) ( воткнуться) batmak; saplanmakвесло́ вре́залось в песо́к — kürek kuma saplandı
2) перен., разг. çakılmak; bindirmekсамолёт вре́зался в зе́млю — uçak yere çakıldı
грузови́к вре́зался в де́рево — kamyon ağaca bindirdi
мы вре́зались в толпу́ — kalabalığı yarıp içine giriverdik
••вре́заться в па́мять — zihne nakşedilmek, kafasına çakılıp kalmak
-
9 наезжать
üzerine gitmek* * *1) ( наталкиваться) çarpmak; bindirmekгрузови́к нае́хал на авто́бус — kamyon bir otobüse bindirdi
2) разг. gelmekнае́хало мно́го госте́й — bir sürü misafir geldi
3) тж. несов., разг. ( бывать наездом) geçerken uğramak -
10 налетать
baskın yapmak* * *I несов.; сов. - налете́ть2) (наскакивать, сталкиваться) birine, bir şeye çarpmak; bir şeye bindirmek (тк. о средствах транспорта)3) ( слетаться) üşüşmek; çöküşmekна мёд налете́ли му́хи — bala sinek üşüştü
на по́ле налете́ло мно́го воро́н — tarlaya çok karga üşüştü / çöküştü
4) ( оседать - о пыли) konmak5) перен., разг. (обрушиваться на кого-л. с обвинениями и т. п.) birine (şiddetle) çatmakII сов.он налета́л ты́сячу часо́в — bin saat uçuş yaptı
-
11 плечо
omuz* * *с1) omuz2) анат. üstkol3) тех. kol••плечом к плечу́ — omuz omuza
лечь на чьи-л. пле́чи — birinin omuzuna binmek
взвали́ть что-л. на чьи-л. пле́чи — birinin sırtına bindirmek / yüklemek
три́жды плю́нуть через ле́вое плечо́ — üç defa sol tarafına tükürmek
э́то ему́ по плечу — buna gücü yeter
э́то ему́ не по плечу́ — bu onun kârı / harcı değildir, buna gücü yetmez
-
12 погружать
несов.; сов. - погрузи́ть1) daldırmakпогружа́ть водола́за — dalgıcı daldırmak
погрузи́ть ру́ку в во́ду — elini suya daldırmak
3) перен., в соч.он погру́жен в рабо́ту — işe dalmıştı
дере́вня была́ погружена́ в темноту́ — koy karanlığa gömülmüştü
-
13 сажать
несов.; сов. - посади́ть1) oturtmakпосади́ ребёнка за стол — çocuğu sofraya oturt
2) ( на любое средство транспорта) bindirmekсу́дно, на кото́рое нас посади́ли — bindirildiğimiz gemi
3) (самолёт и т. п.) (yere) indirmek4) oturtmakника́к не могу́ посади́ть его́ за уро́ки — onu bir türlü ders çalışmaya oturtamıyorum
его́ всегда́ сажа́ли на вёсла — küreği hep ona çektirirlerdi
5) koymakсажа́ть пти́цу в кле́тку — kuşu kafese koymak
посади́ть кого-л. в тюрьму́ — hapse koymak, hapsetmek
6) dikmek; ekmekсажа́ть дере́вья — ağaç dikmek
сажа́ть карто́фель — patates ekmek
7) sürmekсажа́ть пиро́г в печь — böreği fırına sürmek
8) vurmak; kondurmak (пятна, кляксы)сажа́ть запла́тки — yama vurmak
••посади́ть что-л. на клей — tutkallamak
-
14 наехать
çarpmak, bindirmekТурецко-русский словарь и русско-турецкий словарь по строительству и архитектуре > наехать
-
15 bump
adv. küt————————interj. küt————————n. çarpışma, çarpma, darbe, yumru, tümsek, sarsıntı, uçağın düzensiz devinimi————————v. çarpmak, bindirmek, toslamak, çarpışmak* * *1. çarpma (n.) 2. çarp (v.) 3. darbe (n.)* * *1. verb(to knock or strike (something): She bumped into me; I bumped my head against the ceiling.) çarpmak, toslamak2. noun1) ((the sound of) a blow or knock: We heard a loud bump.) çarpma, toslama (sesi)2) (a swelling or raised part: a bump on the head; This road is full of bumps.) şişlik; tümsek, kabartı•- bumper3. adjective(excellent in some way, especially by being large: a bumper crop.) bereketli, bol- bumpy- bump into
- bump of -
16 clash
n. çarpışma sesi, gümbürtü, çatışma, uyuşmazlık, ayrılık, uyumsuzluk, çarpışma————————v. gümbürdemek, çatırdamak; çatışmak, bindirmek, çarpışmak, çarpmak; uymamak, uyuşmamak, gitmemek, anlaşamamak* * *1. çarpış (v.) 2. çarpışma (n.)* * *[klæʃ] 1. noun1) (a loud noise, like eg swords striking together: the clash of metal on metal.) şakırtı2) (a serious disagreement or difference: a clash of personalities.) çatışma, uyuşmazlık3) (a battle: a clash between opposing armies.) çarpışma4) ((of two or more things) an act of interfering with each other because of happening at the same time: a clash between classes.) çakışma2. verb1) (to strike together noisily: The cymbals clashed.) şıngırdamak2) (to fight (in battle): The two armies clashed at the mouth of the valley.) çarpışmak3) (to disagree violently: They clashed over wages.) anlaşamamak4) (to interfere (with something or each other) because of happening at the same time: The two lectures clash.) çakışmak5) ((of colours) to appear unpleasant when placed together: The (colour of the) jacket clashes with the (colour of the) skirt.) uyuşmamak, birbirine uymamak -
17 foul
adj. pis, fena, iğrenç, kokuşmuş, bozuk, tıkanmış, çirkin, kaba, hilebaz, hilekâr, hain, dolaşık, karışmış, kurallara aykırı, faul, ağır————————adv. kurallara aykırı olarak, çirkin biçimde, kabaca, açık saçık, faullü olarak————————n. zor durum, faul, kurallara aykırı hareket, çarpışma (gemi)————————v. karıştırmak, bozmak, kirletmek, tıkamak, faul yapmak, çarpmak (gemi), bindirmek (gemi), kirlenmek, pislenmek, dolaştırmak* * *1. kirlet (v.) 2. bozuk (adj.)* * *1. adjective1) ((especially of smell or taste) causing disgust: a foul smell.) iğrenç2) (very unpleasant; nasty: a foul mess.) berbat2. noun(an action etc which breaks the rules of a game: The other team committed a foul.) faul, kural dışı hareket3. verb1) (to break the rules of a game (against): He fouled his opponent.) faul yapmak2) (to make dirty, especially with faeces: Dogs often foul the pavement.) pisletmek• -
18 Mount
n. dağ, tepe, altlık, dayanak, çerçeve, binek hayvanı————————v. üzerine çıkmak, bindirmek, çıkmak, binmek, üzerine yerleştirmek, monte etmek, oturtmak, düzenlemek, çerçevelemek* * *1. monte et (v.) 2. dağ (n.)* * *(a mountain: Mount Everest.)... dağı -
19 mount
n. dağ, tepe, altlık, dayanak, çerçeve, binek hayvanı————————v. üzerine çıkmak, bindirmek, çıkmak, binmek, üzerine yerleştirmek, monte etmek, oturtmak, düzenlemek, çerçevelemek* * *1. monte et (v.) 2. dağ (n.)* * *1. verb1) (to get or climb up (on or on to): He mounted the platform; She mounted (the horse) and rode off.) binmek, çıkmak2) (to rise in level: Prices are mounting steeply.) yükselmek, artmak3) (to put (a picture etc) into a frame, or stick it on to card etc.) koymak, yerleştirmek4) (to hang or put up on a stand, support etc: He mounted the tiger's head on the wall.) asmak5) (to organize: The army mounted an attack; to mount an exhibition.) düzenlemek2. noun1) (a thing or animal that one rides, especially a horse.) binek (at)2) (a support or backing on which anything is placed for display: Would this picture look better on a red mount or a black one?) çerçeve, destek, altlık•- mounted- Mountie -
20 pile up
birikmek, yığmak, karaya oturtmak, kayalara çarpmak, haşat etmek, karaya oturmak, kaza yapmak, bindirmek* * *biriktir* * *(to make or become a pile; to accumulate: He piled up the earth at the end of the garden; The rubbish piled up in the kitchen.) yığ(ıl)mak, birik(tir)mek
См. также в других словарях:
bindirmek — i, e 1) Bir kimseyi bir şeyin üzerine çıkartmak, oturtmak veya içine yerleştirmek, binmesini sağlamak Kadınlar çocuklarını bayram yerinde bir salıncağa, bir atlıkarıncaya bindirmişlerdi. O. C. Kaygılı 2) e Taşıt, ön tarafından başka bir taşıta… … Çağatay Osmanlı Sözlük
deniz bindirmek — denizde birden fırtına çıkmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
sahile bindirmek — den. gemiyi içindeki yükü oluşan tehlikeden kurtarabilmek amacıyla bilerek karaya oturtmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
inada binmek (veya bindirmek) — iş inada binmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
tur bindirmek — sp. atlet, arkasından geleni bir veya daha fazla turla geçmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
mündürmek — bindirmek. ll , 197 … Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini
bindirme — is. 1) Bindirmek işi 2) Birbiri üzerine gelerek eklenen levha, kiremit, ahşap parçalarının durumu 3) ask. Çıkarma harekâtına katılacak birliklerin, çıkarma yerine gitmek için kendilerine ayrılan deniz araçlarına binmeleri Birleşik Sözler bindirme … Çağatay Osmanlı Sözlük
deniz — is. 1) Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi 2) Bu su kütlesinin belirli bir parçası Marmara Denizi. Karadeniz. 3) Aydaki düzlükler 4) mec. Geniş alan 5) mec. Çokluk, yoğunluk Birleşik Sözler deniz… … Çağatay Osmanlı Sözlük
sahil — is., Ar. sāḥil Karanın deniz, göl, ırmak boyunca uzanan bölümü, kıyı, yaka, yalı Bir gün, adanın sahilinde, bir soğan yüklü kayık gelip demirledi. S. F. Abasıyanık Birleşik Sözler sahil boyu sahil çizgisi sahil devriyesi sahil kordonu sahil… … Çağatay Osmanlı Sözlük
tur — is., Fr. tour 1) Dolaşma Yemekten sonra araba ile tura çıktık. Y. K. Beyatlı 2) Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılan iş 3) Başladığı noktada biten, bir veya daha fazla yere önceden belirlenmiş bir programa göre yapılan seyahat Birleşik Sözler tur… … Çağatay Osmanlı Sözlük
terkisine almak — (birini) üzerinde bulunduğu atın sağrısına bindirmek Sonra atlarının terkisine aldılar, benimle beraber kaçtılar. H. Taner … Çağatay Osmanlı Sözlük