-
1 أهجر
bırakmak; terk etmek -
2 غادر
bırakmak; gaddar; hakikatsiz; hain; kahpe; köpoğlu; sadakatsiz; tiran -
3 ودع
bırakmak; uğurlamak -
4 وذر
bırakmak; koymak; terk etmek -
5 يدع
bırakmak; koymak; terk etmek -
6 خلف
Iخَلَف1. dublör2. muadilAnlamı: eşit, denk, eşdeğer3. bedel4. zürriyetAnlamı: döl, soy sop, sulp5. dölAnlamı: canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey, zürriyet, nesilIIخَلْف1. ardıncaAnlamı: hemen arkasında, hemen ardında, arkası sıra, ardı sıra2. geriAnlamı: arka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art3. enseAnlamı: boynun arka kısmı4. peşAnlamı: arka5. arka6. artAnlamı: bir şeyin öbür yüzü, arka, geriخَلَّفَ1. terk etmekAnlamı: bırakmak2. koymakAnlamı: bırakmak3. bırakmakAnlamı: salıverme, terk etme -
7 وذر
-
8 يدع
-
9 أطلق
-
10 أعتق
أَعْتَقَ1. koyuvermekAnlamı: serbest bırakmak2. özgürleştirmekAnlamı: özgür duruma getirmek3. koyvermekAnlamı: serbest bırakmak -
11 أهجر
-
12 أهمل
أَهْمَلَ1. ağırsamakAnlamı: bir işi yavaş yapmak, önemsememek2. tavsamakAnlamı: işi gevşetmek3. savsamakAnlamı: bir işi isteyerek geri bırakmak, geciktirmek4. savsaklamakAnlamı: bir işi isteyerek geri bırakmak, geciktirmek -
13 حدد
حَدَّدَ1. kısıtlamakAnlamı: tahdit etmek2. sivriltmekAnlamı: sivri duruma getirmek3. kesinleştirmekAnlamı: kesin bir duruma getirmek4. sınırlamakAnlamı: belli bir sınır içinde bırakmak5. tanımlamakAnlamı: tanıtmak, tarif etmek6. sınırlandırmakAnlamı: belli bir sınır içinde bırakmak -
14 حرر
-
15 دعم
Iدَعَّمَ1. berkitmekAnlamı: sağlamlaştırmak, takviye etmek2. güçlendirmekAnlamı: güçlü duruma getirmek3. geçindirmekAnlamı: geçinmesini sağlamak4. arkalamakAnlamı: arkasına almak, desteklemek, yardım etmek5. dayaklamak6. dayamakAnlamı: bir şeyi bir yere dokunur duruma getirmek ve bu durumda bırakmak veya tutmak7. desteklemekAnlamı: destek koymakIIدَعَمَ1. berkitmekAnlamı: sağlamlaştırmak, takviye etmek2. güçlendirmekAnlamı: güçlü duruma getirmek3. arkalamakAnlamı: arkasına almak, desteklemek, yardım etmek4. dayamakAnlamı: bir şeyi bir yere dokunur duruma getirmek ve bu durumda bırakmak veya tutmak5. dayaklamak6. desteklemekAnlamı: destek koymakدَعْمtakviyeAnlamı: sağlamlaştırma, kuvvetlendirme -
16 سند
I1. belgitAnlamı: senet2. ilmühaber3. direkIIسَنَدَ1. berkitmekAnlamı: sağlamlaştırmak, takviye etmek2. geçindirmekAnlamı: geçinmesini sağlamak3. yaslamakAnlamı: dayamak4. arkalamakAnlamı: arkasına almak, desteklemek, yardım etmek5. dayamakAnlamı: bir şeyi bir yere dokunur duruma getirmek ve bu durumda bırakmak veya tutmakسَنَّدَ1. berkitmekAnlamı: sağlamlaştırmak, takviye etmek2. yaslamakAnlamı: dayamak3. arkalamakAnlamı: arkasına almak, desteklemek, yardım etmek4. dayamakAnlamı: bir şeyi bir yere dokunur duruma getirmek ve bu durumda bırakmak veya tutmak -
17 وضع
Iوَضَعَ1. aşağısamakAnlamı: bir şeyi veya bir kimseyi aşağılık ve değersız göstermek, hafifsemek2. koymakAnlamı: bir şeyi bir yere bırakmak3. atmakAnlamı: bir şeyi yere doğru bırakmak4. aşağılamakAnlamı: değerinden düşük göstermekIIوَضْع1. keyfiyetAnlamı: durum2. yerAnlamı: konum, vaziyet3. mevkiAnlamı: yer, mahal4. hâlAnlamı: durum, vaziyet5. mevziAnlamı: yer, mahal6. konumAnlamı: durum, vaziyet7. pozisyonAnlamı: durum, konum8. ahvalAnlamı: durumlar, hâller ve vaziyetler9. tavırAnlamı: durum, davranış, vaziyet10. vaziyetAnlamı: durum, tavır, hal11. kurtulmakAnlamı: doğurmak12. doğumAnlamı: doğmak fiili, tevellüt -
18 خلف
arka; ardınca; art; bedel; bırakmak; döl; dublör; ense; geri; koymak; muadil; peş; terk etmek; zürriyet -
19 فارق
bağdaşmazlık; anlaşmazlık; ayrılık; ayrım; belirleyici; bırakmak; çeşitlilik; eşitsizlik; fark; ihtilâf; kopmak; kontrast; oransızlık; terslik; uçurum; uyuşmazlık -
20 هجر
bakımsızlık; bırakmak; hicran
См. также в других словарях:
bırakmak — i 1) Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak 2) nsz Koymak Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı. T. Buğra 3) Bir işi başka bir zamana ertelemek Gezmeyi haftaya bıraktık. 4) Unutmak Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım? 5) Bulunduğu yeri veya durumu… … Çağatay Osmanlı Sözlük
pay bırakmak — 1) kesme, biçme, yapma sırasında, bir şeyde daha sonra kullanılmak için fazlalık bırakmak Daha güzel günlere pay bırakmak için bir fedakârlık edelim. P. Safa 2) mec. bir ilişkide fazla samimi olmamak, mesafe bırakmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
meydanda bırakmak — 1) açıkta, evsiz barksız bırakmak 2) ortada, herkesin gözü önünde bırakmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
yaya bırakmak — 1) yarışma söz konusu olan durumlarda geride bırakmak Özellikle süper devletler, kendi çıkarları için kendilerine muhtaç dostları bir çırpıda yaya bırakıverirler. T. Halman 2) yarı yolda bırakmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
yüzüstü bırakmak — 1) birini yapayalnız, kimsesiz, kötü bir durumda bırakmak 2) bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak, olduğu gibi bırakmak, ihmal etmek Evdeki işimi gücümü yüzüstü bıraktım. H. R. Gürpınar … Çağatay Osmanlı Sözlük
baş başa bırakmak — birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak Kızı, kendi yaşları ile baş başa bırakmak var. M. Ş. Esendal … Çağatay Osmanlı Sözlük
başıboş bırakmak — (birini) üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak, kendi havasına bırakmak Durgun sular, başıboş bıraktığım sandalı / Yalıların önünden geçirdi yavaş yavaş. F. N. Çamlıbel … Çağatay Osmanlı Sözlük
başsız bırakmak — 1) yöneticisiz bırakmak 2) büyüğünü yitirmesine sebep olmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
kendi hâlinde bırakmak — (bir şeyi) üzerinde çalışmayarak geliştirmemek veya bakımsız bırakmak, işlememek Nasıl çalışmayan küf tutarsa bir müessese de gençleştirilmez, kendi hâlinde bırakılırsa ihtiyarlar, yıkılır, dağılır. Ö. Seyfettin … Çağatay Osmanlı Sözlük
maruz bırakmak — bir olayın veya bir durumun etkisinde bırakmak Türk Cumhuriyeti varlığını, istikbalini safsatalarla tehlikeye maruz bırakamaz. Y. K. Karaosmanoğlu … Çağatay Osmanlı Sözlük
muhayyer bırakmak — seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek … Çağatay Osmanlı Sözlük