Перевод: с английского на турецкий

с турецкого на английский

ödev

  • 1 hand in

    (ödev, rapor) teslim etmek, vermek, sunmak

    English to Turkish dictionary > hand in

  • 2 ought

    (ödev, zorunluluk belirtir) -meli, -mali, -mesi gerek, -se iyi olur; (tavsiye belirtir) -meli, mali; (olasilik, tahmin belirtir) -meli, -mali

    English to Turkish dictionary > ought

  • 3 assignment

    n. belirleme, kararlaştırma; atama, tahsis, tayin, görev, iş; ödev, ev ödevi; devretme, devir; feragat senedi, havale senedi
    * * *
    görev
    * * *
    noun (a duty assigned to someone: You must complete this assignment by tomorrow.) görev, ödev

    English-Turkish dictionary > assignment

  • 4 duty

    n. ödev, gümrük, hizmet, yükümlülük, görev, vergi, gümrük vergisi
    * * *
    görev
    * * *
    ['dju:ti]
    plural - duties; noun
    1) (what one ought morally or legally to do: He acted out of duty; I do my duty as a responsible citizen.) görev, yükümlülük, sorumluluk
    2) (an action or task requiring to be done, especially one attached to a job: I had a few duties to perform in connection with my job.) görev, vazife
    3) ((a) tax on goods: You must pay duty when you bring wine into the country.) vergi, gümrük vergisi
    - dutiful
    - duty-free
    - off duty
    - on duty

    English-Turkish dictionary > duty

  • 5 homework

    n. ev ödevi, ödev, evde yapılmak üzere verilen iş
    * * *
    ev ödevi
    * * *
    noun (work or study done at home, especially by a school pupil: Finish your homework!) ev ödevi

    English-Turkish dictionary > homework

  • 6 obligation

    n. minnet, zorunluluk, yükümlülük, borç, mecburiyet, minnet borcu, ödev, senet
    * * *
    yükümlülük
    * * *
    [obli'ɡeiʃən]
    noun (a promise or duty: You are under no obligation to buy this.) görev, yükümlülük

    English-Turkish dictionary > obligation

  • 7 task

    n. görev, iş, külfet, angarya, ödev
    ————————
    v. iş vermek, çalıştırmak, yormak, suçlamak
    * * *
    1. görev 2. yükle (v.) 3. görev (n.)
    * * *
    (a piece of especially hard work; a duty that must be done: household tasks.) görev

    English-Turkish dictionary > task

  • 8 theme

    n. tema, motif [müz.], içerik, melodi, konu, ödev, tanıtım müziği
    * * *
    konu
    * * *
    [Ɵi:m]
    1) (the subject of a discussion, essay etc: The theme for tonight's talk is education.) konu, tema
    2) (in a piece of music, the main melody, which may be repeated often.) tema, makam

    English-Turkish dictionary > theme

  • 9 incumbency

    n. görev, vazife, ödev, yükümlülük, zorunluluk

    English-Turkish dictionary > incumbency

  • 10 schoolwork

    n. ödev

    English-Turkish dictionary > schoolwork

  • 11 incumbency

    n. görev, vazife, ödev, yükümlülük, zorunluluk

    English-Turkish dictionary > incumbency

  • 12 schoolwork

    n. ödev

    English-Turkish dictionary > schoolwork

  • 13 obligation

    zorunluluk, mecburiyet; yükümlülük; ödev; senet, borç senedi

    English to Turkish dictionary > obligation

  • 14 set

    koymak; hazirlamak, kurmak; saptamak, belirlemek; gerçeklestirmek; batmak;... olmasina neden olmak,... olmasini saglamak,... birakmak; baslatmak; (ödev olarak, is olarak) vermek; film, kitap, vb.'ye belli bir ortam vermek; (müzige) uyarlamak; tutmak, m

    English to Turkish dictionary > set

См. также в других словарях:

  • ödev — is. 1) Yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış, vazife, vecibe Doktor da rahattır. Ödevini yapmıştır. H. Taner 2) Öğretmenin öğrencilere okul dışında yapmaları için verdiği çalışma… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • odèv — éva m (ȅ ẹ) knjiž., redko obleka, oblačilo: ženska v temnem odevu …   Slovar slovenskega knjižnega jezika

  • ödev bilgisi — is. Herhangi bir meslekte bulunanların birbirleriyle ve başkalarıyla olan işlerinde tutmaları gereken yollar ve yerine getirmek zorunda bulundukları ödevler üzerinde duran bilgi, deontoloji …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ödev bilmek (veya saymak) — bir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • Abdul Hamid II —    Abdul Hamid II Sultan of the Ottoman Empire Caliph …   Wikipedia

  • Хикмет, Назым — Назым Хикмет тур. Nâzım Hikmet Ran …   Википедия

  • Sabotage — (af spansk Zapato: træsko), hemsko, ødeværk. Tidligere også betegnelse for et træskomageri. Forsinkelses eller ødelæggelsesaktion over for en modstander …   Danske encyklopædi

  • bilgi — is. 1) İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat 2) Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf Babası, önce ona, Mazlume ve ailesi hakkında birçok bilgi vermişti. H. E. Adıvar 3)… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • boyun borcu — is. Yapılması gereken ödev, vecibe Yapılan yararlı çalışmaların hakkını vermek boynumuzun borcu... T. Halman …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • deontoloji — is., Fr. déontologie Ödev bilgisi …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • deontolojik — sf., ği, Fr. déontologique Ödev bilgisi ile ilgili …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Поделиться ссылкой на выделенное

Прямая ссылка:
Нажмите правой клавишей мыши и выберите «Копировать ссылку»